Notlarımızı Defterlere Yazalım

Atatürk’ün bu kadar sistematik yol almasının en büyük başarılarından birisi notlarını not almasından kaynaklanır, kronolojik yazım tarihine göre defterler numaralandırılmıştır. Savaşlardan, ülke ideallerine, verdiği kararlardan, kime ne verdiyse onları bile kaleme alarak bir sürü günlük gibi notlar almıştır. 24 not defteri olduğuna dair okumuştum.

Not defterlerinden konuya girme sebebim, bu taktir edilesi davranışın faydalarının tekerrür edebileceğini düşünmüş olarak yazıyorum.

Efendiler, 1923’ten itibaren 1938’e kadar ki ülkemizin ilerleyiş tarihini öncelikle iyice ezberlemeliyiz. Daha sonra, 1938’den günümüze kadar ki taşları toplamalı ve Atatürk’ün kaldığı yerden devam etmeliyiz.

Birçok projesini hayata geçirdi, fakat hala birçok projesi gerçekleşmek için hayat bekliyor.

Atatürk hayatta olsaydı; Kardelenler ülkesi olabilirdik, o çok önemsediği Çağdaş ve Bilimsel Eğitim de gelişebilirdik, Köy Enstitüleri kurumsallaştırılır ve daha da genişletilebilirdi, (Türk kültürü ile donanmış ana babalar yarınlarına çok güzel çocuklar yetiştirebilirdi) Çağdaş Nesil olabilirdik, Türk kadını hak ettiği yerde olabilirdi, Endüstriyeleşme reformu hayata geçebilirdi, Torak Reformu gerçekleşebilirdi, Tarım da ve Hayvancılık da üretim konusunda dünyada sayılı ülkelerden birisi olabilirdik, İdeal Cumhuriyet Köyü projesi hayata geçerken Köylülerimiz çok zengin olabilirlerdi, Anayasayı daha sağlam ve korunur yapabilirdi, Uzaya ilk bizim adımımızı atacak kadar bilim ve teknoloji de dünyada en iyi ülke olurduk, İlaç Tesislerimiz olurdu, Sağlıkta ilerlerdik, Uçak ve Otomobil üretiminin başında olsaydı Sanayi Devrimi yetecekti dünya lideri olmamıza, Orta Doğuya aydınlık yayarak bağımsızlıklarını kazanmaları için milli projelerini hayata geçirirdi, Musul/Kerkük/Selanik de topraklarımıza karışırdı, bize öyle bir savunma hazırlardı ki hiçbir emperyal bugün gibi bizi sömürmeye kalkamazdı, Dünya Lideri Tam Bağımsız Ülke olurduk… Aklıma şimdilik gelen örnekleri ilettim.
Bir eksik var bu paragrafta, Atatürk fiilen yaşamıyor! Peki fikirleri?

Ben bir şeyhin bilmem kaçıncı karısı olabilir, çarşaf giydirilerek köle gibi şeyhin ardından hayvan gibi yürütülebilirdim! Ben hayatımda hiç okul görmeyebilir, hiç insan gibi yaşamayı tatmayabilirdim. Ben şanslı bir kadınım çünkü; Atatürk, Türkiye Cumhuriyetini kurdu ve sayesinde hür yaşadım. Benden önce doğmuş atalarımın yerinde empati yapmaya cesaret dahi edemem. Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetini doğurmuş büyük bir dehanın izinden gitsek kim kazanır?

Yarın yaşayacak torunlarımız kazanır değil mi?!. Demek ki burada kutsal bir hareket gerekiyor. Kutsallık her zaman içten fedakarlığa gebedir. Hiç ellerinden tutulmayacak çocuklara okuma imkanı verip, yarınlarımıza insan kazandırmayı biz halkı için istemedi mi?!. O halde, ne duruyoruz!

Şimdi tarifi veriyorum; bir Kalem bir Defter alın. Daha sonra Atam gibi hayal ettiğiniz yönde nereden başlayabilirseniz yol alın. Yolculuğunuzdaki tüm her şeyi not alarak devam edin. Aklınıza her ne gelirse, onları da not edin. Noktasından virgülüne hassasiyetle not edin ki hiçbir detay unutulmasın.

Şu çetin günlerde herkes taşın altına elini koymak zorunda! Herkes bulundukları yerlerden ışık olmak zorunda. Her zaman herkes örnek davranış sergilemek zorunda. Herkes Milli Tarihimizi iyi bilmek zorunda. Atamın günlüğündeki gibi gerekirse adım adım! Sonra o adımlar birleşerek bizi öyle bir zamana getirecek ki bugünler çoktan tarih olacak.

Efendiler, Atatürk’ün fikirlerinin ardından yürümeyi göze almışsanız; unutmayınız ki hiçbir düşmandan kaçmamış düşmanları kovalamıştır! Öncelikle savaşmayı göze aldıysanız, hayatta olmanız da mühimdir. Akıllıca hareket etmek zorundayız.

M. Kemal: Asker, dur! Niçin kaçıyorsunuz?
Asker: Kumandanım, düşman!…
M. Kemal: Nerede?
Asker: (Eliyle az ilerideki 261 rakımlı tepeyi gösterir) İşte!…
(Gerçekten de Teğmen Tulloch komutasındaki bir Anzak müfrezesi elini kolunu sallaya sallaya yaklaşmaktadır.)
M. Kemal: Düşmandan kaçılmaz!
Asker: Üç saattir çarpışıyoruz. Cephanemiz kalmadı kumandanım!
M. Kemal: Cephaneniz yoksa süngünüz var! SÜNGÜ TAK! YAT!

(Bu olayı gören Teğmen Tulloch, Mustafa Kemal’in askere ateş açtıracağını düşünmüş, o da müfrezesini yere yatırmıştır. Mustafa Kemal bu an için “Savaşı kazandığımız an işte bu andır.” der.)

Bu yazı, Sevgili Dilek Hanım’ın kaleme aldığı Cumhuriyet’in Verdiği Sorumluluklar yazısına itafen yazıldı. Bu yazıyı okumak için buradan ulaşabilirsiniz. Cumhuriyete sorumlu olma sebebimi yukarıda örnek verdim, Cumhuriyete Sorumluluklarımı yüklendim ve o yolda yürüyorum.

Hepinize sağlık diliyorum, başarılar diliyorum, yazımı okumaya vakit ayıranlara çok teşekkür ediyorum! Eksik kaldığım yerler olduysa, lütfen yorumlarınızla sizler tamamlayın. Sürçü lisan ettiysem de affola. Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun