MÜCADELE ve RUH

Üstat derim ona.

Maliyecidir, maliyede çalışanlar kendi aralarında bu şekilde hitap ederler birbirlerine. Yaşça çok büyüktür benden.

Böylesine gönlü bol, hiç kimseyi kırmayan bir nezaket ve işine yönelik bilgi birikim sahibi insan çok az gördüm.

Burada onun bana anlattığı gerçek bir hikâyeden yola çıkarak konuya giriş yapmak istiyorum:

“… Yıl 1980. Ülkede darbe olmuş, ortalık karışık, herkes diken üstünde ve en yakın dostuna dahi şüphe ile bakıyor. Elbette ki arka arkaya da ihbarlar yağıyor.

İhbarlardan birisi çok büyük ve önemli bir holdingle ilgili.

Generaller bu konunun incelenmesi için Maliye Bakanlığına talimat veriyorlar ve en iyi olanı görevlendirin diyorlar. Üstat kıdemli hesap uzmanı. Görevi alıp İstanbul’a geliyor.

Holdingde kendisine bir oda ve çalışma masası ayarlayarak çalışmaya başlıyor. Tabi ki eski yılların incelenmesi veya güncel bir verinin izini bulmak için eski yılların işlemlerine gidilmesi gerekiyor. Yapılacak tek iş, bu büyük holdingin büyük arşiv odasına inmek. İniyor, her taraf son derece sağlam çelik dolap. Dolaplardan uygun olanı açıyor ve içerisindeki klasörü çıkarıyor. Kapağını çeviriyor, o da ne?

İçerisindeki evraklar tel tel dökülüyor. Bazıları parçalanmış, durum vahim. Diğer bütün dolaplara bakıyor, benzer durum. Araştırıyor ve o dosyaları bu hale getiren şeyin Fareler olduğunu bulguluyor. Yine de hiçbir noktasında açıklık bulunmayan bu dolaplara farelerin nasıl girip de dosyaları bu hale getirdiği konusundaki şaşkınlığına bir yanıt bulamıyor.

İnceleme ve denetim süresi oldukça uzun bir zaman alacak ve her geçen gün durum daha da vahimleşiyor. İlk aklına gelen her tarafa fare zehri koymak oluyor ama, işe yaramıyor. Fareler zehri yemiyor. Aklına gelen her çözümü denemesine rağmen sonuç alamayınca çaresizliği katlanıyor.

Sorunu çözemeyen ağır düşüncelerin altında, bir öğleden sonra İstanbul Üniversitesi meydanında gezerken, gözüne meşhur kütüphane ilişiyor. Arşimet gibi seviniyor ve kütüphaneye dalıyor. Girişte bir masa, sandalyede suratsız ve soğuk bir görevli ile karşılaşıyor. Kimliğini çıkarıp kendisini tanıttıktan sonra heyecanla derdini anlatıp Fareler üzerine bir kitap var mı? Diye soruyor. Görevli iyice afallıyor ama kitap koridorunu işaret edip, en sonda 3’üncü rafa bak, zaten sadece bir tane kitap var diyor.

Üstat hızlı adımlarla adres rafına gidiyor ve kitabı buluyor. Hızla kapağını açıyor,

Fareler ile mücadele edebilmek için önce onların ruhlarını anlamalısınız

Diye kocaman puntolarla yazılmış iç kapaktan sonra acele ile sayfaları çevirerek okumaya başlıyor.

Olaylar Almanya’nın liman kentinde başlayan ve salgına dönüşen bir trajedi ile başlıyor. Ticaret gemileri ile gelen farelerin çoğalarak kenti istila etmeleri, gıdaları tüketmeleri ve yaydıkları hastalıkların neticesinde başlayan ölümlerin çaresizliğini gidermek için yapılmış bütün mücadeleyi anlatıyor kitap.

Birçok mücadele yöntemine rağmen başarısız olan Almanlar, mücadeleyi elden bırakmıyorlar.

Farelerin ruhunu inceliyorlar, davranışların gözlemliyorlar ve sonuç olarak farelerin Hırsız Ruhlu canlılar olduklarını tespit ediyorlar.

Öyle ki; Bir kutuya peynir koysanız ve giriş deliğinin yanında çıkış deliği yoksa, ya da çıkış deliği ile giriş deliği çapraz değil, aynı doğrultudaysa fare o kutuya girmiyor. Peynir kutunun ortasında ise ve açıkta duruyorsa yine de girip yemiyor.

Kutular yapılıyor, çapraz delikler açılıyor ve zehirli peynirler hafif büzülmüş kâğıdın içerisine konuyor. Ancak zehir etkisinin geç olması ve tüketen farenin olay yerinde değil, mutlaka yuvasında ölmesinin gerektiği gibi ince bir ayrıntı hesabı var işin içinde…… ”

 

Üstat elde ettiği bilgileri uyguluyor ve başarılı oluyor, arşivi kurtarıyor. Meslek yaşamı boyunca kendisine verilen Fareler ile mücadele konusundaki teşekkür belgesini de saklamaya devam ediyor.

İnsan dahil her canlının ruhunu iyi bilmek mücadele yöntemleri açısından çok önemli. Ruhu anlamadan, kişinin ya da benzer amaçlar taşıyan gurupların ne yapacağını, nasıl yapacağını anlamak mümkün olmaz.

Hırsızlık meslek olarak kendi ruhuna işlemiş bireyler de aynı değil mi?

**Çalacak bir şey olması, olacağını düşüneceği ortamı bulması

**Çalacağı şeyin kendisi için yem teşkil etmeyen görüntüye sahip olması ve

**Kaçabilme olanaklarının yüksek olması.

Dikkate değer bu değerlendirme parametreleri farelerin düşüncelerine ne kadar benziyor.

Bireysel olarak bu ortamın dışında, hırsızlığı meslek edinmiş gurupları her şeyin bulunduğu, risk taşımayan ortamlara bırakırsanız ne olur?

Ben yaşamın içindeki çok şeye, büyük resmi görebilmek için ruhların analizi ile bakmaya başladım. Farklı ve doğru düşünme olasılığımın arttığına şahit oldum.

Bu hikâye bana 10 yıl önce değil de keşke 40 yıl önce anlatılmış olsaydı.

Sizi kuşatan yanlış ruhları doğru tanımlarsanız, gerçekten anlarsanız eğer, mücadele etmenizde, kurtulmanız da kolay olur. Ne yapacaklarını ve yaptıklarını anlamanız kolaylaşır.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun