Mesih

1970’lerin 2. yarısında, KORKU dergisinde yayınlanmış bir çizgi romanı öyküleştirerek sizlerle paylaşmak istiyorum.

Hikayenin orjinal ismi “MESİH“idi.

Günümüzden yüzlerce yıl sonrası, gelecekte bir gün, dünya iki cepheye ayrılmış ve sürekli bir savaş hali var. Bir taraf ve karşısında diğer taraf, ortada ufka kadar uzanan bir cephe, birbirlerine amansızca ateş ediyorlar, cephe gerisinde sürekli bir silah üretimi, ölenlerin yerine yenileri tahkim ediliyor. Bir gün, ufuk çizgisinde bir adam beliriyor elinde bir sandık, cephenin tam ortasında yürüyor. Askerler şaşkınlıkla adamı izliyor, “Kim bu yahu deli midir nedir, ne işi var cephenin ortasında.” şeklinde sesler yükseliyor her iki cepheden de. Onu gören her asker, ateş etmeyi kesip izlemeye başlıyor. Sonunda adam cephenin ortasında bir yerde duruyor, elindeki sandığı yere koyup üzerine çıkıyor ve “Kardeşlerim, beni dinleyin, neden savaşıyorsunuz…”

Şeklinde başlayan bir konuşmaya başlıyor (konuşmanın kalan kısmını hepimiz tamamlayabiliriz), askerler şaşkınlık içinde birbirlerine bu soruyu sormaya başlıyor; yahu neden neden diye, hatta cephenin ortasında birkaç ‘düşman’ askeri kucaklaşıyor dahi. İşte bu sırada nereden geldiği belli olmayan bir kurşun (uzaydan gelmiyor), vınlayarak adama saplanıyor ve adam yere yıkılıp ölüyor, 5 -10 saniyelik korkunç bir sessizlikten sonra…

Her iki taraftan yükselen “Mesihimizi öldürdüler” çığlıkları ile cephe tekrar yarılıyor ve savaş kaldığı yerden devam ediyor… Birkaç yüzyıl daha sürecekmiş kadar güçlü ve şiddetli. Savaşın başlamasının da en sağlam ve/veya en mantıklı sebebi Mesih aslında. Mesih’in yerine, herhangi biri koyulabilir/atanabilir ya da bu ‘Bir Şeycilik’lerden vazgeçilir.

Nedendir anlamam, bizatihi insan muhteşem bir hazine/uzay iken, neden sürekli bir şeylere dayanmak ister, neden?

Bu aciziyet kilidinin anahtarı nerede veya kimde?

Selamlar…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun