Madımak Katliamı’nda Ölen Gençler

Gülender Akça (25 yaşında)

1975 Sivas Divrigi`de dogdu, Ögrenci

Divrigginin Sahin Köyünden Ankara’ya uzanan 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Madimak Otelinde sona eren 25 yillik bir hayat Gülender Akça’niin hayati. Gülender Akça’nin toplumsal kimligini en iyi anlatan sözler de Agabeyinin sözleri olmali: ” Herseyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettigi degeri verilmeyen baskinin, zulmün, iskencenin, irticanin yogun oldugu bir dönemde yasadi. Bu nedenle haksizliga, zulme, irticaya karsi insan haklarindan, demokrasiden, laik düsünceden yana taviir koydu. Bu anlamda duyarli bir toplum yaratma çabasinda kardesçe, insanca yasamak için, insan olmaniin onuru ile yasamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti..

Kardesçe insanca yasamak için mücadele etti. Divrigli Kültür ve Yardimlasma derneginde. Ísçi ve sendikaci babasi, ve dernek yöneticisi kardesinin izinden gitti. Kadinlari örgütlüyor, folklör oynuyor, arkadaslari ile Anadolu semah arastirma toplulugunu (ASAT’i) kuruyordu. Ve kardesi Vedat Akça :

” Yitirdiklerimizin ardindan aglamak,anlik tepkilerle yollara çikmak çözüm degil.Toplumun, kitle örgütlerinin,demokratlarin, cenazelerin kalktigi günkü havayi sürekli kilmalari gerekiyor.”
“Onlar ölmedi, ALEVe güldüler. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057831036-Gulender-Akca.html )

Mehmet Atay (25 yaşında)

1968 Sivas Divrigi`de dogdu. Gazeteci, fotoğraf sanatçısı.

1968 baharinda, Divrigi’nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçügü olarak doguyor,Mehmet Atay..Üniversite yillarindan itibaren fotograf sanatina büyük bir tutkuyla baglaniyor… Yasamini, çektigi fotograf kareleriyle güzellestirmeyi kotaran bir insan…

Sahanim, sahdamarim yangin yüreklim. 12 yasinda babasini, 20 yasinda annesini yitiriyor. Orta okulda iken annesinin çeyiz sandigini bozup içinde güvecin besliyor. Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine ragmen, O mutlulugun resmini arayan, bir fotografçi oluyor. O özgürlügün fotografini çekiyordu, ve en çok sevdigi çocuklarin resmini.Fig iken… biçtiler ekinimizi….Kalbimizde tasiyacagiz resminizi…. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1058319876-Mehmet-Atay.html )

Belkıs Çakır (18 yaşında)

1975 Ankara`da dogdu. Ögrenci.

Güne Umut’tan, “ceylanlara karisip semaha duran.
“Kamber Hocanin kizi, Üniversiteye gidecekti. Dernekte semahtan sorumlu idi. Kamber Hoca Cehennemden, Birsen’i, Çigdem’i, Gülay’i ve digerlerini kurtariyor kendi öz kizini kurtaramiyor. Bende astim, bronsit var..
” O taze ceylanlarin yerine neden beni almadi ölüm.” diyor.
Belkis’in kardesi Tuncer’de semah gurubunda. O olaylar basladiginda Madimak Otel’ine ulasamiyor. Simdi Sait Metin’in biraktigi yerden tiyatrodan Pir Sultan olmayi sürdürüyor. BELKIS “Güne Umut” müzik gurubunda vokal yapiyor, okumayi çok seviyor, Zülfü Livaneli’nin sarkilarini seviyordu. Kisilikli, yürekli, yetenekli, tutugunu koparan tam bir Anadolu kiziydi. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1058376418-Belkis-Cakir.html )

1975 yilinda Ankara dogumlu belkiz çakir ,umutlu olarak girdigi ’93 yili Üniversite sinavlarinda IIdari Bilimler Fakültesi Isletme Bölümü’nü kazandigini ögrenemedi.

Serpil Canik (19 yaşında)

1974 Ankara`da dogdu.

Ögrenci

Serpil Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasinda yer aliyordu.Serpil Canik, Ticaret Lisesi’nde okurken staj gördügü bir kooperatif sirketinde çalisiyor, bir yandan da haril haril üniversite sinavlarina hazirlaniyor… Çok çabuk kavradigi semahi severek oynuyor, diger arkadaslari gibi zamanla o da bir semah isigi olup çikiyor… Isyerinden dernege kosturuyor, hatta semah çalismasini engelliyor diye, isinden ayrilmayi bile düsünüyor bir ara… Bir yandan isin yogunlugu, bir yandan kurdugu, üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamiyor.

Ticaret lisesinde staj gördügü bir koparatifte çalisiyor, semah çalismalarimi engelliyor diye isten çikmayi bile düsünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu. Serpil semah ekibinin en yenilerinden, önceden içine kapali olan Serpil aydinlanma kalesi olarak benimsedigi Pir Sultan Abdal Dernegine gelip, gül gibi açiliyor.Ablasi Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor. Ailece gidiyorlar Sivas’a Serpil hiç gitmedigi köyleri Banaz’i da görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasini Ali Baba mahallesine ablasi Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, onunda Madimak’ta boguyor karanlik.

Gözü yasli Sultan anne: Yavrularim uça uça gittiler… diyor. “Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1058304334-Serpil-Canik.html )

Muammer Çiçek (26 yaşında)

1967 Tokat Zile`de dogdu.

Oyuncu (aktör)

1967 yilinda Tokat’in Zile ilçesinde dogdu 1992 yilinda Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlik Fakültesi Çehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Sehir Planlamacisi oldu. Çankaya Belediyesi Imar dairesinde iki ay staj gördü. Muammer Çiçek siir yaziyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu “Küçük Prens” adli oyunda oynamis. Olaylar çiikmasa, Madimak Oteli yakilmasa 02 Temmuz saat 20.00’de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettigi Pir Sultap Abdal oyununu oynayacaklardi…. Serkan, Huriye, Yesim, Özlem hiçbiri oynayamadilar.

Gönlünü inci’ye öfkesini firtanaya kaptiran çocuk. Ve bir tiyatro yazdi “inadina yasamak..” Bizde Seni inadina yasatacagiz. Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer; 1992 de Sivas’in vaziyet plânlini yapiyor. 1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek siir yaziyor.

“Soguk ölümün acimasiz pencereleri
geziniyor üzerimde kiyiya vurmus baygin bir balik gibi,
ayilip çirpinmaya basliyorum
Korkuyorum beni kavuracagindan günesin,
çirpiniyorum ATES kumlarda yasamak için
ulasmak istiyorum delice suya, nefesime ve kendime…

Ve 2 temmuz 1993 te Sivas’in vaziyet plâni,yobazlarin etki alani oludu. Fakat yarinlar Çiçek’lerin olacak. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057860954-Muammer-Cicek.html )

Carina Cuanna Thuijs (23 yaşında) Hollandalı akademisyen

”Türkiye’deki kadınların aile içi rolü ve çevre ile ilişkileri” konulu bir tez hazırlamak üzere ülkemize gelmişti 23 yaşındaki üniversite son sınıf öğrencisi Carina. Günlüğüne düşeceği son notların ”Fakat ben bütün bunlardan ne anlarım ki? Dışarıdan yüksek tonda bağırmalar geliyor ama ne olduğunu anlamıyorum..” olacağını kim tahmin edebilirdi ki?

günlüğünden…

hikayesi..

carina cuanna thuijs 7 temmuz 1970 yılında hollanda’nın doetinchem kasabasında dünyaya gelir… babası büro hizmetlisi – annesi muhesebe yardımcısı – kızkardeşi ise yönetilicilik eğitimi almaktadır!

oldukça yaratıcı biridir: günlük tutar, dikiş dike, resim yapar, fotoğraf çeker.. üniversitede kültürel antropoloji okur..her zaman ezilen insanların, özellikle ezilen kadınların yanında yer almaya çalışır…üniversite bitirme tezini türkiye ve türkiye’deki kadınlar üzerine yapmak ister.. okuduğu üniversite carina’ya mayıs 1993’te türkiye’de staj yapma izni verir!

kız arkadaşı maryze ile birlikte tezini bitirir bitirmez hollanda’ya geri dönecek ve erkek arkadaşı michiel’le birlikte aynı evde yaşamayı planlamışlardır.. kız arkadaşı maryze ile birlikte tanıdıkları rahmi sivri ile buluşuk ondan, türk kadınlarının aralarındaki ilişkilerin nasıl yapılandığı, nelerle uğraştıkları, aile içindeki rolleri üzerine tez hazırlamak istediklerini söyleyip yardımcı olmasını isterler.. rahmi sivri de onları yengesi sultan sivri’ye yönlendirir.

carina ankara’ya geldiği günün ilk sabahı sivri ailesinin yanında kahvaltısını yapar ve balkona çıkar.. gördükleri karşısında heyecanını gizleyemez ve hollanda’daki erkek arkadaşını arayıp gördüklerini heyecanla anlatır. ankara’da kaldığı süre zarfında güne her sabah duşla başlar..hemen sıkı bir kahvaltı yapar ve artık kardeş gibi olduğu asuman ve yasemin sivri kardeşler ile birlikte ankara’yı gezmeye, fotoğraf çekmeye başlar.

bir gün dikmen’de dolaşırken kur’an kursuna giden çocukları görür. çocukların üst tarafları kapalı altlarında şort vardır. şaşırır ve “bu çocukların üst tarafı müslüman alt tarafları ne” diye sorar. ankara’da kaldığı süre içinde çekingen ve yabancı olmasına rağmen sayısız dost ve arkadaş edinir. türkçe’sini iyice ilerletir ve türkçe şakalar bile yapmaya çalışır. türkiye’ye ve türk insanının sıcaklığına adeta aşık olmuştur.

carina bir sabah 30 haziran 1993 günü sivas’ta yapılacak pir sultan abdal şenliklerine katılmak istediğini yasemin ve asuman sivri kardeşlere söyler. yasemin ve asuman sivri kardeşler onu bu isteğinden vazgeçirmek için “orada su bulamazsın, aç kalırsın” gibi bahaneler uydururlar. ancak carina “siz ne yerseniz ben de onu yerim, siz nerede kalırsanız be de orada kalırım” diyerek bu büyük arzusunu yalvar yakar dile getirir.

7 temmuz 1970 yılında hollanda’nın doetinchem kasabasında doğan carina cuanna thuijs 2 temmuz 1993 tarihinde sivas’ta madımak oteli katliamında, kardeşleri gibi çok sevdiği asuman ve yasemin sivri kardeşler ile birlikte yanarak ölür!

carina cuanna thuijs sivas katliamında ölen 33 kişi içindeki tek yabancıdır.

met üst – temmuz 2005 
(
Kaynak: ot dergi – temmuz 2014 sayısı )

Serkan Doğan (19 yaşında)

1974 Ankara`da dogdu
Ögrenci

Serkan Dogan, kardesi Serdar ile birlikte demegin semah toplulugunda görev aliyordu. Ayni zamanda, Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba’yi canlandiriyordu

Basima kizil bagla, ardimdan sakin aglama, anam….

Serkan Dogan kardesi Serdar Dogan’la semah ekibinde, ve kitap ve kaset stantinda görev aliyorlar Pir Sultan etkinliklerinde. Serkan ayrica, Pir Sultan tiyatrosunda, Ali Baba’yi canlandiriyor. Cuma namazindan çikan yobazlardan kaçip, Madimak oteline siginiyorlar. Serkan’in ölüsü çikiyor Madimak cehenneminden.

Kardesi Serdar ise, öldü diye atildigi morgta, tam 12 saat kaliyor ve tesadüfen bir doktor nabzinin attiginin farkina variyor. Serkan, otelde yangin basladiginda, bir kaç dize yazip iç cebine koyuyor.:

“Yaniyorum, sakin ardimdan aglamasin anam.
Ali’yim ben,
Pir Sultan yoluna ölüyorum.
Basima kizil bagla, arkamdan sakin aglama.
“Dogan ailesi SERKAN’in vasiyete sadik. Yok gözlerinde bir damla gözyasi, yakinma.
Yalnizca direnç.. var direnç.. Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1058306666-Serkan-Dogan.html )

Hasret Gültekin (22 yaşında)

Şair, sanatçı

Sanatçının oğlu Roni Gültekin’in röportajı okunmaya değer. (Kaynak: https://www.haberturk.com/gundem/haber/1097844-ne-icin-sivasa-gittigini-anladigim-an-onunla-gurur-duymaya-basladim )

Sivas İmranlı’nın Han köyünde yaşama gözlerini açtı. Süleyman ve Hacıhanım Gültekin’in üç numaralı çocuğudur.  Gültekin, büyük bir hevesi olan bağlama ile 6 yaşında tanışır. Girdiği Kadıköy Maarif Koleji ve Anadolu Lisesini terk ederek müzik hayatının basamağını tırmanır. Ayrıca siyasi bir kişiliğe de sahip olan Gültekin İşçi Partisi üyesiydi. Sanatçı ilk resitalini Kadıköy Moda Sineması’nda verdi ve ilk albümü “Gün Olaydı”yı 16 gibi küçük bir yaşta çıkardı.Talip Özkan`ın öğrencisi olan Gültekin, 1989 yılında çıkardığı “Gece ile Gündüz Arasında” adlı albümü ile sadece sesi ile değil aynı zamanda bağlama ve şelpe tekniğiyle de oldukça dikkatleri üzerine çekti. 1991yılına gelindiğinde “Rüzgarın Kanatlarında” adlı bir albümünü sevenleriyle buluşturmuştur.

Uluslararası festivallerde Türkiye’yi temsil eden Hasret Gültekin, 1991 yılında Yeter Gültekin’le dünya evine girdi. Bilimsel sosyalizmi düşüncesine sahip oldu. Sosyalist Parti’nin kapanmasıyla birlikte  İşçi Partisi’nin çalışkan bir üyesi oldu. Pir Sultan Abdal Kültür Festivali’ne katılmak için gittiği Sivas’ta konakladığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu yaşanan katliamda 34 kişiyle birlikte hayatını kaybetti. Ölümünden 72 gün sonra, 13 Eylül 1993’te Roni Hasret adı verilen bir oğlu dünyaya geldi.

Ölümünün sonrasında Kalan Müzik tarafından “Seçmeler” adlı bir toplama albümü ve 1993 yılında Yunan Rembetiko grubu Prosechos ile birlikte verdiği “Ege’nin iki yakası” adlı konserdeki bazı şarkılarının içinde bulunduğu ve aynı ismi taşıyan albüm Hasret Gültekin Kültür ve Sanat Merkezi  tarafından sevenleriyle buluştu.

HASRET GÜLTEKİN ŞİİRLERİ..

Genç yaşında Madımak Oteli’nin kundaklanması sonucu yaşamını yitiren Gültekin’e ait şiirleri kısaltılmış bir şekilde sizler için derledik.

BAK NE HALE GELDİM

Bak ne hale geldim senin elinden

Sen benim başıma neler getirdin

Kurtulamaz oldum elin dilinden

***

BU GECE BENDEKİ CANIMA

Bu gece

ben giderim resmim kalır,

belli ki bir hevesim kalır,

gözüm arkada kalmaz,

***

DAĞLARIN DUMAN OLDUĞU, SUNAYA MI SÖYLESENE?

Dağların duman olduğu

Suna? ya mı söylene?

Suna kimdir yahu!

Suna nedir?

Hangi turnayı gözü

***

DERMAN SENDEDİR

vakti seherde

açılır perde

düştüğüm yerde

derman sendedir

düşmüşüm kaldır

mihnetim

***

ETME EYLEME (ZAMAN YERİNDE)

Zaman yerinde sayarken

Ben niye tükenmişim

Gözümde yarim canlanmış

Gülmeye üşenmişim

***

GÜLE YEL DEĞDİ

Güle yel değdi güneş olursa

Cana ten değdi ateş olursa

Oy beni beni beni kanlar otağı

Oy beni

***

GÜN OLAYDI TAN OLAYDI

Gün olaydı tan olaydı

Gittiğin yer Van olaydı

Yattığın yer han olaydı oy oy

Gün dolandı dağı

***

HAYAT

Hayat

Peki öyle olsun hayat..

Zannetme ki pes ettim.

Kilonu tartarım kilonu.

Satarım kilonu da

***

HAYYAM, BEN VE O

Gökyüzünde bulutları ayırmıştım

Berraklamıştım

Göğe az, toprağa çok bakardım

Derken geldi Hayyam

***

SEVDALAN

Güneşe gel sevdiğim

Güneşe

Gel kurtul

Ey akıl veren

Tut tutabilirsen

sevdalan sevdalanabil

***

SIKI TUTMALI

Toprağı

ve hayatı,

sıkı tutmalı bileği.

Hele seni…

Çürük toprağımın

solmaz çiçeği…

***

ŞAİR OLSAM

Şair olsam gelsem sana

Şiirler türküler söylesem

Zenci dişi aydınlığı alnında

Ve kestane gözlerinde

***

YUNUS’A

Yüküm bulgur değil Yunus,

yüküm yürek..

ve hiçbirini incitmeyerek,

bu yolda olana

çığ düşmezdi.

(Kaynak: https://www.neoldu.com/hasret-gultekin-kimdir-23636h.htm )

Murat Gündüz (22 yaşında)

1971 Ankara`da dogdu
Ögrenci

Murat Gündüz Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sinif ögrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demegi’nin gençlik komisyonlarinda görev aliyor.

“Yasamak bir agaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardesçesine. Bu Hasret bizim.. “En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.
Murat, Pir Sultan gençlik kollarinda görev aliyor, semahçi, kiz kardesi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a. Kara dumanlar içinden kardesi Birsen’i çikariyor. Fakat Madimak cehenneminden sag çikmiyor Murat. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057874638-Murat-Gunduz.html )

Gülsüm Karababa (22 yaşında)

1971 Sivas Divriği’nin dogdu
Ögrenci

Pir Sultan Abdal Kültür etkinlikleri, Divrigi Kültür Dernegi kanadindan katilan dört genç kizdan biri de Gülsün Karababa … döndüyor.

“Bir kizimiz olsun adi da, Gülsün.” Etkinliklere Divrigi Kültür Dernegi kanadindan katilan 4 kizdan biriydi, Gülsün.Bakkala pazara çikmayan kiz, Sivas’a gitti. Sivas soğuk olur kalin giyinir dediler. Oysa ki, yangin yeri Sivmis olacak, bilemezdi … bilemezdi …

Günlük defterine: Kendi kilidimi açacagim, kendimi asacagim, siradan birinin olmasıcagim diye yaziyor ve hayat felsefem: “Yarin yanagindan gayri onu sey ortak” diye devam ediyor. Onlar onu seyi asti, arsa ulasti, tarihe yeni bir sayfa açti … (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057833562-Gulsun-Karababa.html )

Koray Kaya (12 yaşında) ve Menekşe Kaya (15 yaşında)

İki evladını yitirmiş bir annenin hazin öyküsü

Menekşe Kaya: Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünde 14 yaşındaydı. Lise öğrencisiydi. Koray Kaya: Madımak Oteli’nde yakılarak öldürüldüğünde 12 yaşındaydı. Ortaokula gidiyordu.

Kardeştiler. Cesetleri birbirine sarılmış halde bulundu. Baba ve anneleri; İsmail-Hüsne Kaya iki yıl sonra bebek yaptılar: Adını Menekşecan koydular. Ancak evdeki yangını, Menekşecan’ın doğumu da söndüremedi. Sivas-Madımak vahşetinin, ailesini nasıl paramparça ettiğini Hüsne Kaya anlatıyor. “HANİ hikáyelerde vardır ya; deseler ki bana ’Hayatta ne istersin?’ diye. İki şey isterim; biri kızım Menekşecan’ın mutlu olmasını; diğeri ise…(yutkunuyor), Menekşe’m ile Koray’ımı rüyamda görmek isterim. Menekşecan, yavrularımı kaybettiğimde daha doğmamıştı, ama o rüyasında görüyor. Bir ben göremiyorum. Görsem de çok uzaktan görüyorum; bağırıyorum, ’Gitmeyin, ben sizin yanınıza geliyorum’ diyorum. Suyun, gölün bir yakasında yavrularım, bir yakasında ben.  Yüzlerini seçemiyorum. Sesimi duyuramıyorum. ’Çok üzülüyorsun, ondan rüyanda göremiyorsun’ diyorlar. Bilmiyorum ondan mı? Keşke rüyama girseler; onları görmeyi o kadar çok istiyorum ki… Gözümün önüne hep aynı görüntüleri geliyor. Bu şimdi oturduğumuz gecekonduyu yaptığımız yıl, 1988 Eylül ayıydı. Gecekondu yapmak zordu; daha önce yapılan birkaç ev olaylı bir yıkımla yerle bir edilmişti; hatta yıkım sırasında evin içinde kalan iki kız çocuğu da ölmüştü. Biz bu gecekonduyu akrabalarla bir gecede korka korka yaptık. O gece Menekşe ve Koray minik elleriyle kerpiç taşıdılar. Seyyar lambanın aydınlattığı el arabasının içinde birbirleriyle şakalaşarak uyumaları gözümün önünden hiç gitmiyor. Bir tek bunu hatırlıyorum ben. Birbirlerine sarılıp gittiler  Her evde vardır; çocuklar birbirini kıskanır; çocukça nedenlerle didişirler. Menekşe ile Koray da öyleydi. En çok aynı odada yatmamak için kavga ederlerdi. Menekşe, ’Koray erkek çocuk, başka odada yatsın’ derdi. İki göz odamız vardı, nerede yatacak ise… Menekşem kızardı, ama soğuk kış gecelerinde Koray’ı yatağına alıp, sarıp sarmalayıp, ısıtarak uyuturdu. Anne derdi, ’Koray ile yattığımda ben de hiç üşümüyorum.’ Ölüme de, üşümemek için birbirlerine sarılıp gittiler. Odada iki ayrı kanepede yatarlardı. Her gece kalkıp üzerleri açıkta kalmış mı diye kontrol ederdim. Yavrularımı kaybettikten sonra da her gece kalktım; odaya girip baktım ama kanepeler boştu. Çok acı çektim. Sonra cennette birbirlerine destek oluyorlardır diye teselli buldum. O kanepelerde şimdi Menekşecan uyuyor; Menekşecan için kalkıyorum geceleri… Sivas katliamından aylar sonra tekrar çocuk sahibi olmak istedik. Anıları yaşatmak istedik. Tek çaremiz oydu. Başka çaremiz yoktu. En azından bize can olur; güneş gibi doğar evimize dedik. Az da olsa yavrularımızın acısını kapatır diye düşündük. Katliamdan 16 ay sonra, 3 Ekim 1994’te dünyaya geldi, Menekşecan. Menekşe kızımın adıydı. Can’ı da ölen canlar için koyduk… Menekşecan bana hayat verdi Kızım Menekşecan doğdu, dünyalar benim oldu. Ancak doğum hiç de kolay olmadı. Benim stresim yüzümden sorunlar çıktı; minicik kızım doğar doğmaz iki kez ameliyat olmak zorunda kaldı. Yaşayıp yaşamayacağı günlerce belli olmadı. Ama tüm sıkıntıları attı; şimdi çok güzel bir genç kız oldu. Eğer Menekşecan’ı kaybetseydim bugün hayatta olur muydum bilmiyorum…  İki odalı bu gecekonduda kızım Menekşecan’la birlikte yaşıyorum. (Eşim) İsmail gitti, bir kadınla evlendi. Gittiğinde Menekşecan üç yaşındaydı. Kimseye kızmıyorum. Yaşadıklarımız pek kolay şeyler değil. Herkes kendi yoluna gitti; kendine yeni bir hayat kurmak zorunda kaldı. Ben bugün kendi hayatımı kızım Menekşecan için yaşıyorum. Kızımı okutmak için var gücümle ayakta durmaya gayret ediyorum. Bilkent Üniversitesi’nde sözleşmeli temizlik görevlisi olarak çalışıyordum; sendika istedik diye attılar. Evlere temizliğe gidiyorum; el işleri, iğne-oya yapıp satıyorum, kimseye muhtaç olmamaya çalışıyorum. Bir de babadan nafaka geliyor. Tek korkum 20 yıllık gecekondumuzun bir gün yıkılması… Adını değiştirecekti Bir-iki yıl öncesine kadar Menekşecan adını dert ederdi; ’Can, erkek ismi, büyüyünce Can’ı adımdan sildireceğim’ derdi. Herhalde okulda arkadaşları filan alay ediyordu, bilmiyorum. Kızardım, yapma kızım senin adının manevi değeri çok büyük, bir gün anlarsın diye anlatırdım. Artık son iki yıldır bu konuyu pek açmıyor, 2 Temmuz’u anma toplantılarına gidiyor; alıkoymaya çalışıyorum dinlemiyor. Bana rüyasını anlatıyor. ’Tanımadığın ablanı, ağabeyini rüyanda nasıl görürsün’ diyorum. ’Anne’ diyor, ’Bir yere varıyorum herkes orada, bana ne duruyorsun, sen de gel diyorlar. Gidip ablamın yanına oturuyorum. Yanında Asuman Abla, Yasemin Abla, Yeşim Abla var, hepsini tanıyorum. Hepsi allı yeşilli giymişler, saz çalıp semah oynuyorlar. Hepsinin yüzünde gülümseme var.’ O böyle anlattıkça susuyorum, bir şey diyemiyorum. Koray’ım küçücüktü ama çok iyi saz çalardı. O çalardı ben de türkü söylerdim. Menekşem ise semah oynardı. O kadar çok özledim ki kokularını, seslerini, sımsıcak bakan gözlerini. Bir gün benim de rüyama girecekler diye avutuyorum kendimi. Ama 15 yıldır yoklar işte…” “BİZ ailece bir yıl önce; 1992’de de şenliklere gitmiştik. O yıl Banaz’daki şenliği Menekşe ve Koray çok sevmişti. Menekşe ve babası semah grubundaydı. Bir yıl sonra yine gülüp eğleneceğiz diye ailece Sivas’a gittik. Ankara’dan hareket eden iki otobüstük; çocuklar Menekşe ve Koray diğer otobüsteydi. Sivas’a geldiğimizde Koray’ı yanımıza alarak akrabamızın evine geçtik. Menekşe, arkadaşlarıyla DSİ misafirhanesinde kaldı… Şenliklerin ilk günü her şey iyiydi. Buruciye Medresesi’nde sergiler, imza günleri, söyleşiler yapıldı. Herkes pırıl pırıldı. Akşam eşim İsmail’in de saz çaldığı Halk Gecesi yapıldı. O gece babasının kaza sonucu sazının kırılması Koray’ı çok üzdü; konserleri dinlemeden salondan ayrıldık. Oğlumla sarılıp uyuduk. Nereden bilirdim son gecemiz olduğunu…  Yobazlar saldırdı Sabah Koray, babasıyla kırılan sazı yaptırmaya gitti. O sabah içimde anlam veremediğim bir yangın vardı; midem ağrıyor; canım sıkkındı. Amcamın kızı Emine’ye rahatsız olduğumu söyledim, ’Yoldan geldin, uykusuzsun ondandır’ dedi. Çocuklarla Kültür Merkezi’nde buluşup Banaz’a geçecektik; şenlikler orada devam edecekti. Valizleri yanıma alıp Kültür Merkezi’ne gittim. Koray da benden az önce babasıyla Kültür Merkezi’ne gelmiş, Aziz Nesin’le fotoğraf çektirmiş, sonra ablası Menekşe ile semah grubunun öğle yemeğini yediği Cumhuriyet Lokantası’na gitmiş. Biz babalarıyla Kültür Merkezi’ndeydik. Kültür Merkezi’ne nereden geldiğini anlamadığım, sakallı, terlikli, cüppeli koca koca adamlar bağırıp çağırarak bizi taş yağmuruna tuttular. Bahçeden binanın içine doğru kaçtık. Kalabalık ne bulursa parçalıyordu; kitaplar, resimler, çelenkler, ne bulurlarsa… Kamber Çakır, İsmail’e yardım çağırmasını söyledi, İsmail gitti, onunla da koptuk. Yobazlar merkezin içine doğru geliyordu artık. Yediğim taş sonucu bayılmışım. Zaten bu taşları yiyip bayıldıktan sonra neler olduğunun pek farkında değilim. Ama yine de o yobazları bugün görsem tanırım, gözlerimin önünden hiç gitmiyorlar. Biliyorum, yavrularımızı onlar öldürdü… Öldüklerini söylemediler Kültür Merkezi’ndeki olaylardan sonra amcamın torunu, beni evlerine götürmüş. Kendime geldiğimde çocukları sordum; ’Madımak Oteli’nde güvendeler’ dediler. Lokantadan sonra Madımak Oteli’ne gitmişler. Babaları Ali Baba Mahallesi’ndeymiş, o da iyiymiş. İçimde hálá bir ateş var. Beni zorla yatırıp uyuttular. Geceyi nasıl geçirdim bilmiyorum. Sabah erkenden kalktım, balkona çıktım. Amcamgillerin evi Türk-İş Blokları’ndaydı, Sivas’ı yukarıdan görüyordu. Şehrin ortasında bir duman yükseliyordu göğe doğru. Ne olduğunu sordum, ’Bilmiyoruz, bir yangın çıktı herhalde’ dediler. Evdekiler gece olayları öğrenmişler aslında; Menekşe’min, Koray’ımın öldüğünü biliyorlarmış… Ben her şeyden habersizim; çocuklarıma kavuşmak istiyorum bir an önce. Sonra beni hastaneye götürdüler, iğne vurdurdular. Ben hálá anlamış değilim neler oluyor, sersem gibiyim. Eve geldik, olaylar hakkında biraz bilgi vermeye başladılar. Koray ve Menekşe’nin babalarının yanında olduğunu söylüyorlar…  Evin bir köşesinde yatıyorum, iğne beni iyice sersemletti. Evde yeğenlerim, kuzenlerim, akrabalar radyodan haberleri dinliyor. Birden kadın spikerin ’Koray’ dediğini duydum; bağırdığımı hatırlıyorum… Koray’ım için çabalamışlar Çocuklarımı aniden kaybettim ben. Morga gittim mi, yavrularımı gösterdiler mi hatırlamıyorum. Söylediklerine göre sadece bağırıyormuşum. Ne ağlıyor ne de başka bir şey yapıyormuşum; sadece bağırıyormuşum. Cenazelerin kalktığını filan hiç hatırlamıyorum. Robot gibiydim herhalde. Tek hatırladığım; Ankara’da Pir Sultan Abdal Derneği önünde bir grup genç kız mum yakarken, onlardan birini Menekşe sanıp, koşup sarıldım… Bir ay sonra aklım başıma geldi. Ona da akıl denilirse? Zorla yemek yediriyorlardı. Ben sürekli sesleri duyuyordum ama ne dediklerini pek anlamıyordum. Sürekli yatıştırıcı iğne yapıyorlardı. Deliririm diye çok korkmuşlar… O günlerde nasıl ölmediğime bugün hálá şaşırıyorum. Koray’ımın sinüziti vardı; ’başım’ deyip yüzünü ekşittiğinde benim kalbim yerinde duramayacak kadar atardı. Paniklerdim bir şey olacak diye. Menekşe’m sarılık geçirdiğinde neler yaşadığımı ben biliyorum. Ama nasıl oluyor da, iki canımın kaybına rağmen ölmedim; işte buna şaşırıyorum. Şimdi beni hayata Menekşecan’ın bağladığını biliyorum; peki ya o yokken ben nasıl ölmedim… Psikolog vardı, yanımda ilk dönemler. Aylar sonra Sivas’taki meslektaşlarının söylediklerini anlattı; Koray’ımı yaşı daha küçük diye kurtarmak için çok uğraşmışlar, ’Bu çok küçük, bari bunu kurtaralım’ demişler, olmamış işte. Yavrularım, abla-kardeş birbirlerine sarılıp gittiler. Hiç öyle sakinleştirici sözler söylemeyeceğim kimseye; o gün Madımak Oteli önünde, maksadı ne olursa olsun bulunan herkes, 14 yaşındaki Menekşe’m ile 12 yaşındaki Koray’ımın ölümünden sorumludurlar. Benim yüreğim yanıyor, umarım onların da vicdanı sızlıyordur. Ama hiçbirinin evlatlarını kaybetmesini istemem yine de; evlat acısı başka…” (Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/iki-evladini-yitirmis-bir-annenin-hazin-oykusu-9302528 )

Sait Metin (23 yaşında)

1970 Sivas Divrigi`de dogdu Ozan Çankiri gibi ters bir kent’te Çankiri Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin’i aldigi bu egitim tatmin etmiyor. “Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadiim, bilyorum sizde tatmin olmadiiniiz söz veriyorum bir fakülte daha bitirecegim” diyordu ailesine. Sait ve Yesim’in birbirlerine çok bagli olduklarini söylüyor. Annesi Sultan Metin. “Yesim’e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dedigimde, “Anne sen delimisin, ben aradigimi buldum” demisti. Kiz da çok tatliydi. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuslardi” diyordu Sultan Metin. “Uzundu usuldu dedemin boyu.” Sait Metin, Grup Güne Umut’ta saz çalip türkü söylüyor. Su gibi içiyordu eline geçen kitaplari. “umut belki de gelecek sayfadadir… kapatma kitabi.”Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdali canlandiriyordu. Ayni tiyatroda Pir Sultanin esi Balliha ni canlandiran Yesim Özkan’la hayatlarini birlestirmeye söz vermislerdi. Sait- Pir Sultan/ Yesim- Balcan olmustu. Kerem’le Asli, Ferhat’la sirin gibi. Sait annesine: “Anne deli’misin sen, Ben aradigimi buldum” diyordu. Baba Mehmet Metin: ” devlete çok güvendik. Bizi ve çocuklarimizi bu kör güven yakti, diyor. Tarih sizleri hep anacak, halkimiz sizleri kalbine kaziyacak. – Ve halkimiz sizden baska hiç bir seye bel- baglamayacak. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057897246-Sait-Metin.html )

Huriye Özkan (22 yaşında)

1971 Ankara`da dogdu Ögrenci Huriye Özkan : 22 yasinda  Huriye Özkan, basarili bir ögrencilikten sonra, Deneme Lisesi’ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacilik Fakültesi’ne arkadasi Inci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. îkisi de Alevi kültürüne bagli, üretme ve paylasma bilinciyle yüklü iki çagdas genç kiz… Havanin yüzünde semah dönerken. ” Arkadasi Ínci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi Eczacilik bölümünü bitiriyorlar.Pir Sultan Abdal Dernegi’nin çalismalarina katiliyorlar. Kardesi Yesimle beraber semah ekibine giriyor, Alevi kültürüne bagli üretme ve paylasma bilinciyle iki çagdas genç kiz. Pir Sultan tiyatrosunda anlatici ozan rolünü aliyor Huriye Özkan. Ve Baba Hikmet’in, 33 cani gibi, iki yavrusunu da aliyor KANLI Sivas. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057840880-Huriye-Ozkan.html )

Yeşim Özkan (20 yaşında)

Anadolunun bagrinda gelen bir ailenin ikinci cocugu. Babasi Ozan Hikmet Özkan, annesi Münire Özkan. Gülen yesil gözleriyle mutluluk sacan Yesim ilk ve orta ögrenimini Ankar´da tamamladi. 1991 yilinda H.Ü. Sosyal Hizmetler Yüksek okulunu kazandi. Kücüklügünden beri ideali olan meslege ilk adimini atti. 1991 yilinda Ankara Sanat Sahnesinde “Aci Sinifin Laneti” adil oyunda defalarca alkislndi. Mayis 1992´den itibaren Pir Sultan Abdal Tiyatro toplugu´na girdi. O Pir Sultana, Sultan ona asikti.  Cocukken sakin ve durgun olan Yesim gencliginde bahar gibi yeseriyor, artik sözüne söz yetisemiyor, enerjisini tiyatroya veriyor.  Biz Sivas’in yobazlara teslim oldugunu bilseydik gönderirimiydik çocuklarimizi diyor. Babasi Hikmet Özkan. Sivas kiyimindan sonra, din konusunda fikirleri netlesiyor. ‘ Allah insanlarda vardir. Ínsan sevgisinden daha büyük bir sevgi yoktur.  Ínsanlari sömürmek için dinler kullanilmaktadir.  Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümanciktir.  Ben Camiden nefret ettigim kadar hiç bir seyden nefret etmiyorum.  Cuma namazindan, camiden çikip, katlettiler çocuklarimizi. Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda?. Yok olasicalar da.. Yesim Özkan senlik programini büyük bir coskuyla gösteriyor babasina… Semah, tiyatro, dinletiler, sairler ve siirler… Fakat biraz tedirgin, sormadan edemiyor; “Aziz Nesin de gelecekmis, bir olay çikar mi acaba?” Hikmet Özkan, “Devletin güvenlik güçleri var kizim” diyerek yatistinyorum onu… Münire Özkan’in animsadigi son anlari söyle; Birbirlerinin üstene oturuyor, ayni koltuga sigmaya çalisiyorlar… Huriye Özkan, kardesine sariliyor, kollanni siyiriyor, isiriyor, öpüyor… “Anne” diyor, “Yesim’i çok seviyorum”… Yesim’in Pirim’i Sait Metin, tiyatroda ve tüm yasamda birlikte olmaya sözlendigi Yesim Yesim Özkan’i yani Balcan’i babasi Hikmet Özkan’dan “emanet” aliyor; kizlann yanlannda Sait Metin ve Muammer Çiçek var, insan güzeli iki delikanli… Hep birlikte, nese içerisinde, coskuyla gidiyorlar Sivas’a Özkan ailesinin sevinci ve gururu onlar olacaklar biliyoruz… Dogrudan yana oldu, haksizliklara karsi savasti, tabulari yikti. Laiklik ugruna, Atatürk’çülük ugruna, Pir Sultan ugruna Sehit oldu.                           

“Pir Sultan’in Ars’a çikar ünümüz                             O da biztim ulumuzdur pirimiz                             Hakk’a teslim olsun garip canimiz                             Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan.” (Kaynak: https://madimakkatliami.de.tl/Ye%26%23351%3Bim–Oe-ZKAN.htm )

Ahmet Özyurt (21 yaşında)

1972 Ankara`da (Sivas / Sarkisla)dogdu  Ögrenci Ahmet Özyurt, Bebekliginde çok uslu, hatta biraz zayif bir çocukmus. annesi Senem Özyurt, “Her zaman tutmaya korkardim” diyor. Büyüdükçe fizigi gelisiyor Ahmet’in, uzun boylu, genis omuzlu, elleri ve ayaklari kocaman, atletik yapili bir delikanli oluyor. Basarili bir ögrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Ögrenciligi sirasinda da komilik, garsonluk gibi küçük islerle çalisma yasamina atilan Ahmet Özyurt, bu konuda pek sansli olamiyor. “Yalin bir insandi, tek istegi okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir ise sahip olmakti” diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatimiyla “Bir siçrasa, karsi caddeye geçebilen” bir yigit delikanli… Her saglikli genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde agirlik çalisarak kol ve bacaklarini güçlendiriyor, “kendini yerden yere atiyor”… En büyük ideali Üniversite okumak… Hep sonuca yaklasti, fakat bir türlü basarili olamadi. Belki de basarisiz oldugu tek alan Üniversite sinavlariydi. Ahmet Özyurt, en sevdigi iki eylemi; “Kitap okumak ve spor yapmak” olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, “Hayatin hep acilarini aklina getiren kisi mutlu degildir. Gerçekten mutlu kisi, içinde bir iyilik hisseden kisi demektir.” diye yazmis günlügüne… Ahmet Özyurt, kizkardesi kadar yakin bize “Istedigi ve arzuladigi sonuçlara yaklasmisti, iyi bir insan olarak yasamayi, basarili ve mutlu olmayi fazlasiyla haketmisti, hayati haketmisti. basaracakti…  Kendimi bir atom bombasi ve bir kuzu gibi hissediyorum diyordu Ahmet. Ahmet’te semahci idi. Üniversiteye girmeye hazirlaniyor, En çok sevdigi iki eylem okumak ve spor yapmakti. Günlük defteri güzel sözler kitabi gibi: Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek. Evet düsünmek gerek Her kitap okunmali, onlardan bir seyler kapilmalidir, diyor Ahmet. Ve gerçekten mutlu kisi gerçekten içinde bir iyilik hisseden kisidir, önemli olan insanlik adina bir seyler yapmaktir, Diyor, Ahmet Özyurt. Íbadeti cuma namazindan sonra cana kiymak olanlara ibret: Onun ibadeti, her an, insanca yasamak, insanca düsünmekti, insani sevmekti. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057817646-Ahmet-Ozyurt.html )

Nurcan Şahin (18 yaşında)

Nurcan Şahin’in annesinin röportajını okumanızı öneriyorum. (Kaynak: https://www.evrensel.net/haber/185627/o-gun-devlet-sivas-ta-yobaza-teslim-olmustu )

1975 Ankara`da dogdu Nurcan ile Özlem Sahin amca çocuklari aralarindaki iliski kardeslikten öte. Çocuklukdan itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldasi oluyorlar. Özlem’de simsicak sevimli, cana yakin insan sevgisiyle dolu bir genç kiz. Özlem’in kendine güvenen rahat bir yapisi var, o’da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hizli ve sürekli ve akici konusmasi en önemli özelliklerinden biri, konusmaya bir basladimi susmak bilmiyor. Ikisi de yasitlarindan daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsiz ediyor ikisini de. Kim yakistirabilir sana ölümü. Uzun yillar çocuk hasreti ile yanan ve tedavi gördükten sonra “can isigi” anlamina gelen Nurcan adini koydugu kizi dogar. O’nun için annesi Fidan : Ben seni Allah’tan zorunan aldim, özel olarak sevmek için kendime dogurdum, diyor. Nurcan belki yaslanacagim ama asla büyümeyecegim diyordu. Okumayi çok seviyor, derneklerde her ise kosuyor semah, tiyatro, kitap dergi. Sivas’a yola çikarken “Anne oraya geçen yil gidenler tuvalet bulamamis, bizde su bulamayiz belki, bir su ver içeyim”. Annesi Hacibektas’tan getirdigi sudan bir bardak veri, yarisini içer yarisini da Özleme verir. Tas tas içtik ahulari sag iken. Bir sen iç, sevdigim birde bana ver. (Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057886398-Nurcan-Sahin.html )

Özlem Şahin (17 yaşında)

Yüreğimiz Yangın Karası – “Yangınlarda Semah Dönenler; Özlem” ( Ekleyen : Sercan Öztürk )

3 Mart 2011, 11:45

 Kısa Film – Dram / Fictional Short Movie

“…Affet bizi kayıp yıldız… Affet… ‘Özlemin’ Yangın Karası…”

Bir can nasıl çekilir gövdesinden son sözünü söylemeden? Hangi çiçek tomurcuklarını döker mevsimi gelmeden? Hangi yas unutulur onların özlediği dünya kurulmadan?

33 can, 33 yeni bir dünya özlemi, 33 kardeşlik çağrısı… Yangınlardan semaha duranlar…

Tarih 2 temmuz 1993, Sivas; ”Allah-u Ekber” naralarıyla diri diri insan yakıyorlar…

Yüreğimiz Yangın Karası; Sivas Madımak’da ”Allah-u Ekber” salyalarıyla diri diri yakılarak katledilen 33 can arasında yer alan Özlem ŞAHİN’in hikayesini anlatmaktadır…

Yüreğimiz Yangın Karası; Sivas şehitlerinden Özlem Şahin, Nurcan Şahin, Huriye Özkan, Yeşim Özkan ailelerinin de film çekimlerinde rol almasıyla Ankara Anıt Park’ta çekilmiştir, Anıt Park çekimlerinde Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle, Ankara ve Mamak Şubeleri Karma Semah Topluluğu’da özel semah gösterisiyle yer almıştır… Filmin diğer çekimleri İstanbul Gazi Mahallesinde yapılmıştır… Film yüzlerce figüran ve oyuncunun rol aldığı kalabalık bir kitleyle çekilmiştir…

Filmde sanatçılar Hasan Sağlam, ve Mehmet Ekici’de rol alarak destek vermiştir. Hasan Sağlam aynı zamanda ”Yüreğimiz Yangın Karası” adıyla filmin özel müziğini bestelemiş ve okumuştur.

Filmin senaryosunu Hüsamettin Avşar yazmıştır.

Özlem ŞAHİN 1976 yılında Sivas’ta doğdu, 2 Temmuz 1993 yılında henüz 17 yaşında Sivas Madımakta diri diri yakılarak katledildi… Aramızda ayrıldığında Lise öğrencisiydi, Sivas Pir Sultan şenliklerine semah gösterisi sunmak için gelen semah ekibindeydi…

Ben mi çok çabuk büyüdüm yoksa kış mı erken geldi. Ah’ımı tuttu ki güllerin kardelen biriktiriyorum ellerimde.. Kan damlıyor ayak ucuma. Ben harfe mürekkep, harf bana kan.. İçim kan kokusuyla doldu.. ve artık kana yetecek yaş da kalmadı gözümde..

Temmuz gri bulutlarla gelmişti, Ateş ateş olalı böylesine utanmamıştı kendisinden. Sivas yanıyordu, ve Ankara’ya kar yağıyordu temmuz sıcağında, soğutmuyordu kar Ankara’yı, canlı yayında diri diri yanıyordu insanlık.. Kara bir fırtına çıkıp gizlendiği yerden, beni senden, beni ken(t)dimden uzağa savurdu… ‘’gidişime dalgın bir Ankara, umuduna küsmüş bir çift yeşil göz bıraktım..’’

Allah-u Ekbêr nârâlarıyla ölüm; ateşin dansıyla semaha durmuş kalbimi tahsil ederken genç ömrümden, hasretin sancılarımı böldü Anne?… Oysa zulamda birikmiş öpücüklerim vardı sabahlarına hazır… Küçük masum dokunuşlarım vardı tenine… Hani dizine koyduğumda başını, O rahat durmayan yanlarım…

Hangi mektup, hangi satır, bize bizi kim anlatır? Zülfikar Kerbela’dan çıksa da yola, yetişir mi inzivaya çekilmiş gönül devasını bulmaya? Sokul yanıma, çığlıklar dolarken Sivas’ın sokaklarına yankısı düşer Kızılırmak’tan Adı kara Ankara’ya. Üşürüm kar giyinmiş ağaçlar gibi, sımsıkı tut ellerimi Öğretmenim, ki bir kır çiçeği korkusuzluğuna ulaşayım…

Yüreğimizin Ynagın Yarası filmine konu olmuştur. (Kaynak: https://www.facebook.com/notes/aleviyim/y%C3%BCre%C4%9Fimiz-yang%C4%B1n-karas%C4%B1-yang%C4%B1nlarda-semah-d%C3%B6nenler-%C3%B6zlem-ekleyen-sercan-%C3%B6zt%C3%BCrk-/10150092986747007/ )

Asuman Sivri (16 yaşında) ve Yasemin Sivri (19 yaşında)

Sivri kardeşlerin annesini izlemenizi öneririm. Yürek dayanmıyor yalnız. (Kaynak: https://youtu.be/XrZgc83Q5TM ) Carina ile çok yakın olan bu iki kardeşin öyküsünden ötürü bir makale daha eklemem gerekti. (Kaynak: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2014/07/140701_carina_sivas )

İnci Türk (22 yaşında)

1971 Balikesir`de dogdu Ögrenci Inci Gazi Üniversitesi Eczaciiliik Fakültesini 1992 yilinda bitiriyor. Altindag Kültür Merkezinde ilk tiyatro çaliismalarina basliyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro toplulugunun teknik kadrosunda yer aliyor. Inci Türk’ün Muammer Çiçek le olan yakinligi ortak arkadaslan Huriye Özkan’a oradan tiyatro çalismalarina dek uzaniyor. Ïnci Muammer’le sevdali, Pir Sultan Abdal tiyatro toplulugunun teknik kadrosunda. Gazi Üniversitesi Eczacilik fakültesi mezunu.kendi yazdigi bir siiri: ” Yasamak istiyorum, ama kendimce, Neden yasama karsi, bu kadar acimasizlar, Neden özgürlügü böyle kisitliyorlar..” Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk, rüyasinda görüyor Ínci’yi: ” Biz kendi kitabimizi kendimiz yazmaya geldik” Onlar essiz Kura´ni, ÍNCÍ gibi düzdüler.“Okunacak en büyük kitap insandir.” dediler. Artik sadece iNSANI okuyacagiz. ( Kaynak: https://2temmuz.skyrock.com/1057845808-Inci-Turk.html )

“Sanki boğucu bir sesin içinde yüzünü bulmaya çalışıyorum. Hızla ilerliyorum, bir türlü yaklaşamıyorum, uzaklık hep aynı” 13.01.1991. Muammer Çiçek Sivas Madımak Oteli, dışarda azgın kalabalık ve sanki yazılanlar Alevler içindeki İnci Türk için yazılmış. Muammeri yazınca inciyi, İnci’yi yazınca Muammeri düşünmeden yapamıyoruz. İnci Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 yılında bitiriyor. Altındağ Kültür Merkezinde ilk tiyatro çalışmalarına başlıyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro topluluğunun teknik kadrosunda yer alıyor. İnci Türk’ün Muammer Çiçekle olan yakınlığı ortak arkadaşları Huriye Özkan’a oradan tiyatro çalışmalarına dek uzanıyor. Baba Mehmet Türk “Ben çocuklarımı toplumda bir yere gelmek için çalışın derdim. Muammer’le tanıştıktan sonra hayatında olumlu bir değişiklik olduğunu hissettik” Anne Neda Türk “kızımla gurur duyuyorum çok iyi seçim yapmış” diyor, baba Mehmet Türk başıyla onaylıyordu. İnci Türk’ün odasındayız kitaplarını karıştırdığımız, yaşamına girdiğimiz genç kızı yıllardır tanıyormuş gibiyiz. “Ölürsem / Açık bırakın balkonu / Çocuk portakal yer (Balkonumdan görürüm onu) / Orakçı ekin biçer (Balkonumdan duyarım onu) / Ölürsem / Açık bırakın balkonu. İnci Türk için ne yapabiliriz. Balkonun kapısını açık bırakıyoruz. (Kaynak: http://www.gelincanlar.com/alevilik_hakkinda/43_inci-turk.html )

Otel çalışanları

Ahmet Öztürk (21 yaşında)

Kenan Yılmaz (21 yaşında)

GENÇ YAŞTA ÖLEN OTEL ÇALIŞANLARI İÇİN AYRINTILI BİLGİ BULAMADIĞIM İÇİN BİLGİ AKTARIMI YAPAMADIM, iKİNCİ YAZIMDA DİĞER KATLİAMDA ÖLENLERİ AKTARACAĞIM.

BEĞENMENİZ DİLEĞİYLE…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun