‘Kut Ül Amare’ Bir Zafer Değildir!

29 Nisan 2020 günü, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sosyal medyadan şöyle bir kutlama mesajı yayınladı:
“Milletimizin tüm zor şartlarla ve kısıtlı imkânlara rağmen destansı bir mücadeleyle şanlı tarihimize altın harflerle kazıdığı Kut’ul Amare Zaferi’nin 104. yıl dönümü kutlu olsun.”

Değerli Dostlar,

Tarihimizde, Kut’ul Amare adında bir zafer yoktur!
Anlatayım.

Osmanlı tarihinin özellikle son üç yüz yılına baktığımızda, birbiri ardına yaşanmış yenilgiler görürüz.
Kanuni Sultan Süleyman döneminden (1520–1566) başlayarak Osmanlı devleti askeri gücünü yitirmiş, yaptığı saldırı savaşlarında üst üste yenilgiler almıştır.
Yaptığı saldırı savaşlarında yenilince, kuşattığı şehirleri işgal edememiş, işgal edemediği için yağmalayamamış, yağmalayamadığı için “ganimet” ele geçirememiş, ganimet ele geçiremediği için Payitaht İstanbul’a eli boş dönmüş, eli boş döndüğü için de hazinede para kalmamıştır!
Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen Osmanlı, yenik çıktığı savaşları da zafer kazanmış gibi göstermeyi becermiştir.
Şimdi bu tür savaşlardan birkaç örnek sıralayalım:

Kanuni Sultan Süleyman’ın Mayıs 1529’da 120 bin kişilik ordusuyla yaptığı VİYANA KUŞATMASI, yenilgiyle sonuçlanmıştır.
Avcı Mehmet olarak bilinen Padişah 4. Mehmet döneminde 14 Temmuz 1687 tarihinde, 200 bin kişilik dev bir orduyla yapılan İKİNCİ VİYANA KUŞATMASI, ağır bir yenilgidir. Bu yenilgiden sorumlu tutulan Sadrazam Kara Mustafa Paşa boğularak öldürülmüştür.
Marşlara konu olan, Aralık 1870’deki Osman Paşa’nın PLEVNE SAVUNMASI da yenilgiyle sonuçlanmıştır.

Değerli Dostlar,

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, eğitimsiz ve mesleksiz bırakılmış insanlarımıza “Zafer” diye yutturmaya çalıştığı Kut’ul Amare savunması da ağır bir yenilgiyle sonuçlanmıştır.
Bu konuyu sizlere biraz ayrıntılı olarak anlatmam gerekiyor.

KUT’UL AMARE

1914 yılında Birinci Dünya Savaşı başladı.
Bir tarafta İngiltere, Fransa ve Rusya bulunmaktaydı. Karşılarında şu devletler kümelendi: Almanya, Avusturya-Macaristan, İtalya ve Bulgaristan.
Bu savaşa İngiliz tarihçiler “Büyük Savaş”; başta Ruslar olmak üzere bazı yabancı tarihçiler “Osmanlı’nın Paylaşım Savaşı” demişlerdir.
Savaş, 28 Temmuz 1914 tarihinde başladı.
Osmanlı devleti, 2 Kasım 1914 tarihinde Almanlardan yana savaşa girdi.
Osmanlı tahtında Padişah 5. Mehmet (Reşat) bulunmaktaydı.
İngiltere ve Fransa, Osmanlı’nın Kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki topraklarına saldırdı.

Irak Cephesinde, Osmanlı ordusu ile İngiliz ordusu karşı karşıya geldi.
İngiliz ordusuna Tümgeneral Charles Townshend komuta ediyordu.
Osmanlı 6. Ordusu’nun komutanı, Alman Mareşal Goltz Paşa’ydı.
Lütfen dikkat ediniz: Yaptığı savaşları Allah adına “Cihat” olarak adlandıran Osmanlı’nın ordusunun başkomutanı bir Hıristiyan, bir Alman generaldi!
Goltz Paşa’nın emrinde Kurmay Albay Halit Bey ve Albay Sakallı Nurettin Bey bulunmaktaydı.
Goltz Paşa ölünce yerine Alman General Falkenhayn tayin edilmişti.
Osmanlı, HIRİSTİYAN generallerden vazgeçmiyor!
Halit Bey, savaşın son bir haftasında görev almıştı.
7 Aralık 1915 tarihinde, iki taraf, Irak’ın doğusunda, Dicle Nehri kıyısındaki Kut adlı kasabada karşı karşıya geldiler.
Irak cephesinde İngiliz ordusu ile Osmanlı ordusu önce Selman-ı Pak’ta karşılaştılar. 22–23 Kasım 1915’de savaşı kaybeden İngilizler geri çekilirler, 3 Aralık 1915 tarihinde Kut Kalesi’nde üstlenirler.
Komutan Tümgeneral Townshend askerleriyle beraber Kut kalesi içindedir. İngilizlerin asker sayısı kuşatmacı Osmanlı ordusundan fazladır, ancak yiyecek sıkıntısı vardır.
Osmanlı 6. Ordusu Komutanı Alman Mareşal Goltz’un görevlendirdiği Irak Havalisi Komutanı Albay Nurettin Bey, 27 Aralık 2015 günü Kut Kalesi’ni kuşatır.
27 Nisan günü ellerinde kalan son yiyecekleri de bitiren İngilizler daha fazla dayanamayarak 29 Nisan 1916 günü teslim olurlar.
İngiliz tarihinde bir benzeri görülmemiş çok aşağılayıcı bu teslim olmanın boyutları şöyleydi:
13 general, 481 subay ve 13 bin asker silahlarını teslim etmişti.
Buna ek olarak, 23 bin ölü ve yaralı vermişlerdi.
Osmanlı, teslim olan İngiliz General Townshend’e bir onur konuğu gibi davrandı. İstanbul’a gönderildi, Heybeliada’da, 1924 yılında ölünceye kadar rahat bir hayat yaşadı.

Değerli Dostlar,

Tarihimizde, Kut’ül Amare Zaferi diye bir zafer yoktur!
Şimdi, onu açıklayayım.
Yukarıda kısaca anlattığım, İngiliz askerlerinin 29 Nisan 1916 günü Osmanlı ordusuna tesliminden sonra ne oldu, biliyor musunuz?
İngilizler kısa zamanda toparlandılar, on ay sonra Basra Körfezi’nden kuzeye doğru ilerlemeye başladılar.
Osmanlı ordusu, İngilizlerin yürüyüşünü durduramadı.
İngilizler önce Kut’ul Amare’yi, ardından da Bağdat’ı ele geçirdiler.
Osmanlı ordusunun Kut’ul Amara’de elde ettiği göreceli başarı, büyük savaşın gidişatını sadece kısa bir süre etkileyebilmişti.
Sonuçta Osmanlı, Irak’taki topraklarını kaybetmiş, büyük çöküşü önleyememişti.
Sonuçta İngilizler, Irak topraklarını ele geçirmişler, iki yıl gibi kısa bir süre sonra da, Osmanlı’nın Payitaht dediği İstanbul’u işgal etmişlerdi.
Birinci Dünya Savaşı sonunda yıkılıp tüm ordusuyla düşmanlara teslim olan Osmanlı, Kut’ul Amare yenilgisini abartılı öykülerle, Türk halkına zafermiş gibi gösterme çabasına girmiş, bir süre bunda başarılı da olmuştu…

Değerli Dostlar,

İşte, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Osmanlı’nın yenilgileri de zafermiş gibi gösterme geleneğini sürdürmekte, Kut’ul Amare’yi parlak bir zafermiş gibi yutturmaya çalışmaktadır!
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türk Tarih Kurumu’nun başına, Prof. Dr. Ahmet Yaramış’ı atadı.
Ahmet Yaramış, ENSAR Vakfı yöneticilerinden.
Ahmet Yaramış; Mustafa Kemal’e “eşkıya” demiş, kurtuluş savaşına karşı çıkmış, yargılanmış ve idam edilmiş İskilipli Atıf Hoca’ya övgüler dizmiş bir kişidir.
Yakın zamanda, Saray’ın emriyle hareket edecek olan Ahmet Yaramış tutup Kurtuluş Savaşı zafer ve kazanımlarını karalamaya, Cumhuriyet Devrimlerini yermeye başlar ve hem de tüm bunları Tarih diye yutturmaya kalkışırsa sakın şaşırmayınız!

Yılmaz Dikbaş
30 Nisan 2020, Perşembe
0532 233 31 52

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun