Kurşun Adres Sormaz

Bu yazıya başlamak zor dostlar. Bugün size silahlardan ve silahsızlanmanın gereğinden bahsetmeye çalışacağım. Tabii bir kadın ve anne olarak kendi penceremden bakmaya çalışarak.

Tarih oyunca en ilkel kavimlerden bugünün ‘modern’ devletlerine kadar karşılıklı hep bir anlaşmazlık nedeni çıkmıştır çeşitli saiklerle. Sebepleri çok farklı da olsa ben dünya nimetlerinin, zenginliklerinin paylaşımında adil olunmamasının ve bazılarının hep daha fazla kazanmak isteyen taraf olduğuna inanırım anlaşmazlıkların temelinde. İlk kavgalarda ilkel aletler kullanılırken zaman içinde kullanılan aletlerin nitelikleri değişmiş, zamanımıza kadar ateşli, nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar olarak çeşitlenmiştir. Silahlar geliştikçe savaşlar ve sonucunda yıkımlar fazlalaşmış, insanlar hep daha fazla kaybeden olmuştur. Ölenler, sakat kalanlar, psikolojik travmaya uğrayanlar, yakınlarını kaybedenler, yerlerinden yurtlarından olanlar vs. İnsanca ve hakça paylaşmayı öğrenmedikçe ve “yurtta barış dünyada barış” ilkesi tüm insanlık tarafından kabul görmedikçe bu savaşlar hiç bitmeyecek, sürüp gidecek daima ne yazık ki.

Ancak bugün benim dikkat çekmek istediğim kişisel silahlanma isteği ve bunun sonucunda yaşananlar. Yurt savunmasındaki Silahlı Kuvvetler ve toplumun huzuru için silah taşıyan Emniyet Mensupları hariç silahlananlar ve bunların neden oldukları gazete sayfalarında geçer hemen her gün. Biraz araştırınca yurdumuzda %85’i ruhsatsız en az yirmi beş milyon ateşli silah olduğunu öğrendim. Silah sayısı son on yılda on kat artmış. Buna karşın silahların karıştığı şiddet vakaları ise son dört yılda %70 artmış. 15 Temmuzdan sonra ise silahlananların sayısı ise çok daha fazla. Bu rakamlar neden kaygılanmamız gerektiğinin göstergesi.

Neden bu kadar çok silahlanmaya ihtiyaç duyuyoruz? En temel insan hakkı olan ‘yaşam hakkına’ karşı yapılan en vahim saldırı silahla yapılandır. Elimizde silah olmasa yaşadığımız anlaşmazlıklar tartışma, belki küfürleşme ve en fazla yumruklaşma ile sonlandırılacak iken cana kast etmek neden? Hele ruhsatsız silah bulundurmanın hiç de caydırıcı olmayan cezaları kullanımı kolaylaştırmakta. Şiddet ve silah kullanmaya aşırı eğilim kendini ifade etme yetersizliği, aşırı güvensizlik ve bazen de psikolojik sorun kaynaklı kişisel bozukluklardan ileri gelebilir. Bizleri korumakla görevli kurumların yetersizliği, eğitim eksikliği, çoğu zaman sorunları silahla çözme alışkanlığı şiddete dönüşmeye sebep oluyor. Toplumda bunların acısını da en çok kadınlar ve  çocuklar çekiyor. Şiddet mağduru kadınlar yeterli koruma göremedikleri gibi silahla vurularak öldürülüyorlar. Ya geleceğimiz olan çocuklar? Kimi zaman anne veya babasız kaldıkları gibi kendileri de bu şiddetten nasiplerini alıyorlar. Yitip giden evlatlar… Peki soruyorum ne için? Bazen bir düğünde, bazen bir spor karşılaşması sonrasında, bazen bir çatışmada atılan kurşunun isabet ettiği çocuklar… Bunun hesabını kim verebilir o anaya babaya ve dahi topluma? Dahası böyle bir hesap verilebilir mi? İsterse neden olan yakalansın ve en ağır cezayı alsın.

Bazen en hafif bir trafik tartışmasında bile silahların konuştuğunu görmekteyiz. Silaha erişim ve silah sahibi olmak bu kadar kolay olmamalı. Hatta silah sahibi olmak isteyenler bir eğitimden geçmeli sürücü ehliyeti almak için olduğu gibi. Bu konuda yetersiz olanlara silah verilmemeli. Emniyet mensupları arasında bile ölüme sebebiyet veren gereksiz silah kullanımları varken, silahlı intihar vakaları gün geçtikçe fazlalaşırken silahsızlanmayı daha fazla gündeme getirmeliyiz.

“Silah bir şiddet aracıdır!” karşısındakini mecbur ve aciz bırakan. Sorunlarını barışcıl yollarla çözmeyi bilen nesiller yetiştirmeliyiz. “Silahlar değil insanlar öldürür!” bunu hiç aklımızdan çıkartmamalıyız. “Silah icat oldu mertlik bozuldu!” diyen Köroğlu ne güzel söylemiş. Hele tek siperi kendi bedeni olana silah çekmek insana yakışmaz. Adaletin olduğu yerde silahın yeri yoktur ve silahlar dünyanın sonunu getirecek en büyük israf kapısıdır. Umudum bunu tüm insanlığın anlamasıdır.

“Umuda kurşun sıksa da zulüm
Unutma, umuda kurşun işlemez gülüm.”

Nazım Hikmet

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun