Küreselleşme, Postmodernizm ve Eğitim İlişkisi

İnsan doğası toplumsal yaşamın haritasını taşır. Her canlı türü gibi varlığını sürdürme gayreti içerisinde olan insan, diğer canlı türlerinden farklı olarak, aklın ayrıcalıklı doğasından faydalanır. Toplumsal haritanın kaynağını oluşturan bu akılsal yapı, özellikle toplumsal yaşam için gerekli olan teknik gelişmelerin merkezinde yer almıştır. İnsanlık tarihi boyunca inşa edilmiş sosyal düzenler incelendiğinde, ortak noktalarının teknik gelişmelerin ardından yaşanan daha pratik yaşam tarzları olduğu rahatlıkla görülebilir. Örneğin tarım devriminin ardından gelişen sulama tekniklerinin ortaya çıkmasıyla beraber, ürünlerin depolanması kültürü gelişmiş ve sonuç olarak temel ihtiyaçlar noktasında rahatlık elde etmeyi başaran yığınlar, yaşamın daha farklı alanlarına kafa yormayı başararak, yeni yaşam tarzları geliştirme imkanı bulmuşlardır. Bunun gibi sayısız örneklerle dolu olan insanlık tarihimiz sürekli olarak gelişim göstermiş ve bugün gelinen noktada yaşanan bu gelişmeleri, dönüşümleri izah edebilmek adına bazı kavramlar ortaya atılmıştır. Hiç şüphesiz ki bu kavramların başında küreselleşme ve postmodernizm gibi kavramlar bulunmaktadır.

Küreselleşme ve postmodernizm kavramları teknik birtakım gelişmeleri ifade etmek üzere kullanılmakla beraber, bu teknik gelişmelerin insan yaşamı üzerinde yarattığı etkileri de değerlendirebilmesi bakımından önemli kavramlardır. Özellikle eğitim sistemleri üzerinde de gözle görülür bir dönüşüme neden olan bu kavramsallaşma süreci, yeni eğitim yaklaşımlarının geliştirilmesine ve bu doğrultuda yönlendirilmeler yapılmasına neden olmuştur. Küreselleşme  ve postmodernizmin eğitim ile olan ilişkisini irdelemeden önce küreselleşme  ve postmodernizm kavramlarının ne anlama geldiğini açıklamakta fayda var.

KÜRESELLEŞME

Küreselleşme kavramı son yıllarda kullanımı gittikçe artan bir kavram haline gelmiştir. Bunda dünyanın teknik anlamda hızla dönüşmesinin büyük bir payı vardır. Küre ve dünya anlamına gelen İngilizce “globe” kelimesinden türeyen “globalization” (küreselleşme) tüm küreye veya dünyaya ait, küresel veya dünyasal çapta anlamına gelmektedir. Bu anlamıyla küreselleşmenin tarihini sadece belli bir noktadan hareketle izah etmenin güç olduğunu söyleyebiliriz.  Bu güçlükle doğru orantılı olarak küreselleşmenin tam olarak ne zaman başladığı konusunda farklı görüş ayrılıkları olduğu görülmekle beraber, tüm görüşlerin ortak noktasını ekonomik süreçlerle ilgili olgular oluşturmaktadır. Dolayısıyla Küreselleşme; toplumsal, ekonomik ilişkilerin, ulusal devletin tanımlanan sınırlarının dışına çıkarak dünya genişlemesi, ülkeler ve toplulukları birbirine bağlayan bağların sıkılaşması ve böylece giderek artan ölçüde bir bütünleşme sürecini ifade etmek üzere kullanılmıştır.

Küreselleşme kavramının özellikle ekonomik süreçler bağlamında değerlendiriliyor olması, doğal olarak bizleri 16.yy’dan itibaren süregelen denizaşırı ticaret sistemlerine dek götürmektedir. Söz konusu ticaret sistemlerinin zaman içerisinde çeşitlenmesiyle beraber küreselleşme süreci hız kazanmış ve özellikle iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle de zirveye ulaşmıştır. Temel gücünü ekonomik ilişkilerden alan küreselleşme olgusu, doğal olarak toplumsal yaşamın merkezinde bulunur bir hale gelmiştir. Bu durumun ulaştığı en iyi seviyeyi iletişim kuramcısı ve filozof Marshall Mcluhan’ın ifade ettiği şekilde “Global Village (Küresel Köy)” kavramı ile izah edebiliriz. Mcluhan, teknolojideki gelişmelerin insan iletişimini nasıl etkilediği konusunda çalışmalar yapıp dünyanın global bir köye dönüşeceğini 60’lı yıllarda ortaya atmıştır. Kitle iletişim araçlarının gelişmesiyle dünyanın küçük bir küreye dönüşeceğinden ve bu değişimle insanların birbirleriyle kolaylıkla iletişim kurabileceğinden bahsetmiştir. Bu durumda, herhangi bir insan dünyanın neresinde olursa olsun istediği kişiyle istediği zaman rahatlıkla iletişim kurabilecek, gündemdeki konulardan haberdar olacak ve aynı konuyu düşünüp ortak fikirlere varacaktır.

Mcluhan’ın küresel köy kavramı içerisindeki “küresel” ifadesinin gücünü ekonomik süreçlerden  aldığı gerçeği ile “köy” ifadesinin sağlamış olduğu kolay ulaşılabilirlik özelliğinin birleşmesi, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda da önemli değişimlere yol açmıştır. Yaşanan değişimler her türlü farklılığın kendini ifade etmesi bakımından da bazı imkanlara yol açmıştır. Dolayısıyla birçok farklı görüş kendini bu küreselleşme içerisinde ifade edebilmekte ve onu kendisine uygun bir şekilde yorumlayabilmektedir. Küreselleşmenin farklılıkları kabulüne dayanan yapısı onu uzun süre yaşatabilecek bir özelliği gibi gözükmektedir.

POSTMODERNİZM

Postmodernizm terimi, “sonra” anlamındaki İngilizce post ön ekiyle “çağdaş, asrî” anlamındaki yine İngilizce modern kelimesinin birleşimiyle oluşturulmuş bir kelimedir. Türkçe karşılığı, “modernizm sonrası” ya da daha yaygın kullanımıyla “modernizm ötesi” olarak da düşünülebilir. Ancak Postmodernizm kavramı da tıpkı küreselleşme kavramı tanımlanması zor olan bir kavramdır. Edebiyat, mimarlık, resim, müzik, dans, moda, psikoanaliz, teoloji, tarih, felsefe gibi farklı alanlarda kullanılan postmodernizm kavramı, yayılmacı bir karakter taşıdığı için virüs tabiriyle de bahsedilmektedir. Tanımlanmasında yaşanılan zorluğun kaynağı da buradan gelmektedir. Birçok disiplinin kendi uğraş alanları içerisinde postmodern kavramına yer vermeleri ve bu çalışmaların kendilerine özgü bakış açıları taşıyor olması, postmodernizmin görece bir hal almasına neden olmuştur. Bu durumların yanında Toynbee tarafından 1947 yılında batı medeniyetinin yeni bir devresini tarif etmek amacıyla ortaya atılmış olan postmodern terimi, günümüzde iki ayrı yönelime girişmiştir. Bazıları, “Postmodernizm” kavramının kültürel açıdan yeni biçimsel özelliklere, yeni bir toplumsal yaşam tipine ve yeni bir ekonomik düzene işaret ettiği için, modern dönemden oldukça farklı olarak yeni bir dönemi simgeleyen bir “dönemleştirme” (periodization) niteliği olduğunu savunmaktadırlar. Diğer bazıları ise, Postmodernizmin batı politik ve kültürel yaşamında keskin bir kırılmayı değil, fakat modern dünya içine hapsedilmiş diğer kuramsal yönelimlerle çatışan bir biçimde, olgu ve olayları açıklamada / yorumlamada değişik bir söylem tarzını ve kuramsal yönelimi temsil ettiğini belirtmektedirler.

Özellikle 19.yüzyıldan itibaren bilimsel anlamda yaşanan gelişmeler, dünya algımızın bambaşka bir hal almasına neden olmuş ve sanat başta olmak üzere birçok disiplinini etkilemiştir. Bu bakımdan postmodern düşüncenin, tıpkı rönesans döneminde yaşanan gelişmelerin ardından ortaya çıkan modernlik düşüncesinin; yakın tarihimizin benzer bir seyri olarak görmek mümkündür. Ancak buna karşın postmodernizm terimi ile modernlik terimi farklı değerlendirilmek durumundadır. Çünkü dünya görüşü açısından benimsenmiş olan paradigmalar çağlar içerisinde çeşitlenmiş ve dönüşmüştür.  Örneğin Rönesans döneminde yaşanan akıl devrimi ve bireyin kendi iradesinin olduğunu fark etmesi; başa bir deyişle insanın kendisini yeniden keşfedebilmesi, dönemin skolastik düşüncesine karşılık inşa edilmiş çok modern bir bakış açısını oluşturmuştur. Buna karşın özellikle sanayi sonrası bir çağda bireysel ve toplumsal beklentilerin, sosyal yaşamın her alanında çeşitlenmesi ve yaşanan bilimsel ve teknik gelişmelerin ardından yaşam pratiklerinin hızla dönüşmesi, sadece insanın yeniden keşfini değil onun ulaşabileceği daha iyi hayatların nasıl mümkün olabileceğini gündeme getirerek modern ötesi bir süreci başlatmıştır.

KÜRESELLEŞME, POSTMODERNİZM VE EĞİTİM İLİŞKİSİ

      İnsan topluluklarının yönetilmesi çağlar boyunca güncelliğini korumuştur. Bu güncelliğin özünde, kontrollü, güvenlikli ve başarılı bir yaşam kaygısı yatmaktadır. İnsanın sosyal canlı olma gerçeği, bu kaygının giderilmesi için bazı alanlara önem vermeyi gerektirmiştir. Şüphesiz bu alanların da başını “eğitim” çekmektedir. İnsanların kuşaklar arası kültürel aktarımını ve geleceğe yönelik istikbalini teminat altına alabilmenin yegane yolu olan eğitim, taşımış olduğu türlü inceliklerle yoluna soluksuz bir şekilde devam etmektedir. Ayrıca bireylerin içinde yaşamış oldukları çevreyi idrak edebilmeleri, sosyal mobilizasyonlarını sürdürebilmeleri ve temel yaşam kaynaklarına ulaşabilmeleri adına büyük önem arz eden eğitim, küreselleşme ve postmodernizm gibi kavramlarla yakından ilişkili bir hal almak zorunda kalmıştır.

Bunun öncelikli sebebi insan doğasının ampirik veri işleme kabiliyeti olduğunu söyleyebiliriz. Duyuların içinde bulunulan koşulların bütünlüğünü temin edebilmesi ve bu koşullara uygun olarak sonuçlar çıkarabilmesi temel bilgi işleme tarzımızı oluşturur. Uygarlığın gelişmesiyle beraber bu özelliğimizin inceliklerini daha sistemli analiz edebilmiş ve sonucunda temel ihtiyaçlarımız başta olmak üzere, yaşam pratiklerimizin tamamı için kullanabilmişizdir. Aristoteles’in ünlü eseri metafizik kitabının girişinde belirtmiş olduğu üzere “insan doğası gereği bilmek ister” söylemi, verili olan bilgi işleme becerimizin taleplerine karşılık gelen bir söylem olarak belirtmektedir. Dolayısıyla doğamızın bir parçası olarak beliren bilimsel bakış açısı, bin yıllardır bilişsel süreçlerimizi şekillendirmekte ve özellikle merak duygumuzu gidermektedir. Bu bakımdan küreselleşme ve postmodernizmin kaynağını böyle bir doğanın varlığı ile ilişkilendirebilmek mümkündür. Toplumsal yaşamın temel ihtiyaçlarının giderilebilmesine karşılık gelen gerekli bilgi ve becerilerin eğitim aracılığıyla çağlar boyunca kuşaklara aktarılabilmesi, günümüz imkanlarıyla zirveye ulaşmış ve özellikle bilim ve teknolojinin gelişmesiyle olağanüstü bir hal almıştır.

Küreselleşmenin iktisadi kökenleri ile postmodernizmin inşa ettiği yeni dünya algısı eğitim sistemleri üzerinde belirleyici bir özellik taşımıştır. Eğitimin bir meta haline gelmesi, yani bilginin salt ekonomik kazanç odaklı bir şekilde işlenmeye başlanması küreselleşmenin, bilgi edinme sürecinde olabilecek en farklı bakış açılarının yakalanmasını teşvik eden ve sanat başta olmak üzere diğer eğitim türlerinin hepsinde sınırların zorlanması gerektiği algısının yerleşmesi postmodernizmin etkisiyle gelişmiş konulardır. Bu bakımdan eğitimin toplumsal yaşamda karşılık bulabileceği alternatif yönelimleri ortaya çıkmıştır. Özel okulların ve üniversitelerin açılması gibi. Çünkü diğer yandan küreselleşme ve postmodernizmin muhattap aldığı her olgu hızlı bir yaşam tarzını dayatmaktadır. Devletlerin bu hıza ayak uydurabilmesinin ve gerektiğinde dahil olabilmesinin imkanı olarak diğer birçok alanda olduğu gibi eğitim konusunda da özelleşmenin önünü açmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla küreselleşme, postmodernizm ve eğitim ilişkisi birbirinden güç alan konular haline gelmiştir.

 

Kaynaklar:

Eser, Esen. ”Küreselleşme Süreci ve Eğitime Etkisi”. Muş Alparslan Üni̇versi̇tesi̇ Sosyal Bi̇li̇mler Dergisi 2/2 (Aralık 2014)

ANONİM,Küreselleşme,UlusDevletYönetişim”,http://www.geocities.com/uretkeno grenciler,Mart 2004

Soykan, Ömer Naci. “Türkiye’den Felsefe Manzaraları”. Yapı-Kredi Yayınları, İstanbul, 1993

Özdemir, İzzet. “POSTMODERN DÜŞÜNCENİN TÜRKİYE’DE EĞİTİM SİSTEMİNE YANSIMALARI”.Milli Eğitim Dergisi 204/güz(2014)

Not: Youtube içeriklerim için “ZİHİN İŞÇİSİ” kanalımı buradan ziyaret edebilirsiniz

 

 

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun