Kozmos’ta Hacmimiz

Uzayda, bizden başka canlılar veya yaratıklar var mıdır ?

Elbette, olma ihtimali olmama ihtimaline göre daha yüksek bir olasılıktır.  Şimdi Samanyolu’nda kaç yıldız var, tam olarak kimse bilmez. Ama, milyonlar veya milyarlarca diye büyük bir tahminde bulunuruz.

Tahminler, 100 milyar civarıyla 400 milyar arasında değişir. Üstelik Samanyolu, 140 milyar küsur galaksiden yalnızca bir tanesidir ki bu galaksilerden pek çoğu bizimkinden büyüktür.

Ama en ılımlı girdilerle dahi her zaman, sırf Samanyolu’ndaki ileri uygarlık sayısı bile milyonları bulur. Bu nedenle de Samanyolu Evren’in belki de çok küçük bir hacmini oluşturduğu halde, evrendeki saman yolu evrene oranla belki de bir kuark hacmindedir.

Ne yazık ki uzay muazzam büyüklükte olduğundan, bu uygarlıklardan herhangi ikisi arasındaki mesafenin en az iki yüz ışık yılı olduğu sanılmakta (ilk duyuşta algıladığımızdan çok daha büyük bir mesafedir bu). Demek oluyor ki, bu varlıklar bizim burada olduğumuzu biliyor olsalar ve farzı mahal bizi teleskoplarıyla görebilseler dahi, Yerküre’den iki yüz yıl önce ayrılmış olan ışığı seyretmekteler. Yani sizi ve beni görmüyorlar.

Tabi onların elinde ki teknolojiyi bizler bilmiyoruz, sadece bir tahminde bulunmak hiç de zor değildir. Bu yaratıkların varlığı bazen insanlar tarafından görüldüğü iddia edilse de, bunu tam olarak ispat edemediğimiz için yok demek yerine ispatlanmaya çalışmaktadır, demek daha doğru olur. Neden derseniz, yaratıkların var olma olasılığının olmama durumuna göre var olma durumu daha fazla olduğunu belirtmiştik.

Rahip Evans’ın Evren’i Kutup Yıldızı, geçtiğimiz Ocak ayında ya da 1854’te ya da on dördüncü yüz yılın erken dönemlerinden itibaren herhangi bir tarihte sönmüş olabilir, ama ölüm haberi bize henüz ulaşmamıştır.

Rahibin bu söylemi belki, bazı insanlar için kutsallık arz veya ciddi bir tanrısal gösteri olabilir. Ama, şimdiki zamanda  bunu anlamak ve neden öyle olmadığını anlamak zor değildir.

Şu an da bildiğimizi düşündüğümüz şey şudur:

Yaklaşık 4,6 milyar yıl önce, şimdi bulunduğumuz yerde, belki 24 milyar kilometre genişliğinde büyük bir gaz ve toz girdabı birikip, kümelenmeye başladı.

Bunların hemen hepsi, yani güneş sisteminin kütlesini yüzde 99,9’u, Güneş’i oluşturmaya koyuldu.

Geriye kalan ve başıboş yüzen maddeler arasından iki mikroskobik zerre, elektrostatik güçler tarafından birleştirilecek yakınlıkta yüzmekteydi.

Gezegenimize gebe kalınan an, işte buydu. Oluşumu daha yeni başlayan Güneş sisteminin her yerinde aynı şey olmaktaydı. Çarpışan toz zerreleri giderek büyüyen kütleler oluşturuyordu.

Bu kütleler büyüyünce büyük kütleye sahip parçacıklar birleşti ve Evren’i Yıldızları, Gezegenleri  her şeyi meydana getirdi. Anlatımı ne kadar basit ve rahat değil mi?

Sonraki 500 milyon yıl boyunca genç dünyamız, kuyruklu yıldızların, meteorların ve diğer galaktik molozların aman vermeyen bombardımanına maruz kaldı. Bu bombardıman ona, okyanusları dolduracak suyu ve yaşamın başarıyla oluşması için gereken bileşenleri verdi. Fevkalade saldırgan bir ortamı vardı, ama yaşam yine de oluşmanın bir yolunu buldu. Minik bir kimyasal madde torbası kıpırdanıp canlandı. İnsanoğlu yoldaydı.

Tabi bu konuda sorular sormayacağım, başka bir yazıda bunların kör noktalarına değineceğiz. Bilim, böyle basite kaçamaz. Hatta bilimin daha cevap aradığı veya hiç bilimin aklına bile gelmeyecek sorunların olduğu da kesin bu açıdan biz bu yazımızda, sadece insanın dünya üzerinde ki hacmine bakmış olduk.

Biz insanlar, ne kadar kendimizi beğensek bile alt tarafı tozlardan çöplerden meydana gelmişiz. Ve şu an kedimizi Evren’in merkezinde görmemiz ve evrene hakimiyeti sağlayacağımızı  belirtmemiz harikulade gülünç bir durumdur.

Evren’in parçası olan bizler, evrene hükmedemeyiz. Sadece, Evren’in mekanik dinamik sistemini anlayabiliriz. Evet Evren çok gizemli bir yer o kadar çok gizemli ki bizler değil , Samanyolu Galaksi Yıldız grubunda bile, bizler Evren’de bir atomdan daha küçüğüz.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun