Kozmolojide Keşiflerimiz (2)

Mekân olarak evren, dört bir yanımı çevreleyip beni bir atom zerreciği gibi yutuyor; ama ben zihinsel düşüncemle dünyayı kavrıyorum.

Biaise Pascal, Düşünceler

 

Bilinende sınır vardır, bilinmeyende sınır yoktur. İnsan aklı anlaşılmazlığın engin okyanusunda barınacak bir ada sağlar. Her kuşağa düşen iş, bu okyanustaki adaya biraz daha toprak katarak büyütmektir.

H. Huxley (1887)

Şimdi dünyamızdan yola çıkarak başlayacağımız yolculuk, yeryüzündeki astronomi bilginlerinin «Bölgesel Galaksiler Kümesi» adını verdikleri yöreye götürecek bizi. Burası iki milyon ışık yılı ötemizdedir ve yaklaşık yirmi ana galaksiden oluşur.

Bu yaklaşık 20 ana galakside hayat var mıdır veya canlılar ya da organizmalar olabilir mi? Bunu şimdilik bilmiyoruz. Ancak, bu olasılığın olma ihtimalinin çok yüksek olduğu bir ihtimal olarak ele alalım. Şu an bir çok noktaya ulaşmak için yeteri teknolojiye sahip değiliz, ancak sahip olmayacağımız anlamına da gelmez.

Bu galaksiler özel ya da ilginç bir görünümü olmayan, dağınık, karanlık bir kümedir bu. Bu galaksilerden biri, yeryüzünden görülen Andromeda galaksisindeki M31’dir. Öbür galaksiler gibi bu da yıldızlardan, gazdan ve tozdan oluşmuş kocaman bir fırıldaktır; çekim gücüyle kendisine bağlı olan iki uydusu bulunur.

Yani demek istediğim bu galaksiler yapısal olarak bizim galaksimizden çok farklı değil. Keşfedeceğimiz gezegenler, gezegen içi farklı olsa bile ortalama olarak fiziksel yapısı bizlere benzer olacaktır.

M31’in ötesinde bir benzer galaksi daha vardır. Bu, sarmal kolları yavaştan her 250 milyon yılda bir dönen kendi galaksimizdir. Yuvamız olan yerkürenin kırk bin ışık yılı uzağındaysa, Samanyolu’nun merkezine varmış oluruz.

Buradan yine yerküremizi bulmak istersek, galaksinin kıyılarına doğru rotamızı değiştirerek sarmalın uzak kolu dolayında karanlık bir bölgeye girmeliyiz. Sarmal kollar arasında bulunduğumuz anda bile, genellikle edineceğimiz izlenim, yanımızdan yıldız nehirlerinin akıp gitmesi olacaktır.

Kendiliklerinden pek güzel aydınlanmış olarak kayıp giden bu yıldızlardan, sabun köpüğü görünümünde olmasına karşın, içine 10.000 Güneş ya da bir trilyon yerküre sığacak büyüklükte olanları vardır. Buna karşılık, bazıları da ufak bir büyüklüğündedir. Bazı yıldızlar, örneğin, Güneş tek başınadır.

Diğerleri ise ki çoğu öyledir, kalabalık grup halindedirler. Genellikle sistemler çifttir ve iki yıldız birbirinin yörüngesinde dolaşır. Bu yıldız kümelerin içinde, üçlü sistemden tutun da, birkaç düzine ya da binlerce yıldızın yer aldığı gruplar vardır.

Yıldızların çok sık kümeler oluşturduğu bölgeleri milyonlarca güneş aydınlatır. Bazı çift yıldızlar, birbirlerinin öylesine yakınından gelip geçerler ki, aralarında kalan mesafe toza boğulur. Çoğunun birbirinden uzaklığı Jüpiter’in Güneş’ten uzaklığına eşittir.

Bazı genç yıldızlar (süpernovalar) bağlı bulundukları galaksinin tümü kadar parlaktır; «kara delikler» dediğimiz ötekilerse birkaç kilometre uzaktan bile görülemezler. Bazıları sürekli parıltılıdır, bazıları henüz karar verememiş gibi yanıp söner ya da şaşmaz aralıklarla göz kırpıştırırcasına parıldar. Kimisi çok edalı biçimde döner durur; kimisi de öylesine çılgınca dönerler ki, kutupları yamyassı olmuş gibi görünür.

Yıldızların çoğu gözle görülebilir ve kızılötesi ışık çıkarırlar; bazıları aynı zamanda parlak X ışınları ya da radyo dalgaları kaynağıdırlar. Mavi yıldızlar genç ve kızgındırlar; sarı yıldızlar orta yaşlıdırlar ve çoğu bu sınıfa girer; kırmızı yıldızların çoğuysa yaşlı ve ölgündürler; küçük beyaz ya da siyah yıldızlar da ölümün eşiğindedirler. Samanyolu’nda karmaşık ama uyumlu biçimde dolaşan her türden 400 milyar yıldız yer alır.

Gezegenimizdeki insanların bütün bu yıldızlar arasında yakından bilebildikleri yalnızca bir tanedir. Her yıldız sistemi, uzayda ötekilerden nice ışık yılı uzaklığında ayrı düşmüş birer adacıktır. Kendi gezegenleriyle kendi güneşlerinden başka bir şeyin varlığından habersiz, yalnızca bunlara ait bilgiler edinmeye çalışanları gözümün önüne getiriyorum bazen. Ne kadar ayrı ve yalnız bir adacık oluşturuyoruz. Kozmos’u düşünebilme konusunda aklımız çok yavaş çalışıyor

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun