Köy Enstitüleri

Merhaba,

Uzun zamandan beri görmeyi istediğimiz bir filmi, “YÜCEL’İN ÇİÇEKLERİ” belgeselini dostum Yaşar Ürük’ün İzarder sayfasından yaptığı çağrı üzerine eşimle birlikte izledik. Oldukça iyi bildiğim bir konuyu bir kez daha ancak bu kez çok canımız acıyarak izledik.

Atatürk’ün uygarlık savaşının devamını biz Köy Enstitüleri’nde yaşarken, dünya ikinci dünya savaşının yıkımındaydı. İlerliyorduk; eğitimle üretmenin zenginliğe kapılarını aralamıştık. Köylü yokluk, yoksulluk içinde, ve hastalıklarla eskiden çok boğuşmuştu. Müslüman Türk Köylülerinin nüfusu neredeyse yüzde seksen köylerdeydi. Köylerde okul yoktu. Köylerde umut yoktu. Ta ki Atatürk köylüyü efendi edene kadar. Eğitimin içinde üretimin, üretimin içinde eğitimin; çağdaşlaşma yolunda ilerleme adı Köy Enstitüleri oldu. Atatürk, aydınlanma yolunu seçerek yürüyecek insanların iyi yerlere geleceğini biliyordu, bu sebeple en ağır savaşını Başkomutanımız, Cehalete karşı vererek, bilgisizliği ortadan kaldırmak istiyordu. Okullara öğretmenler atayarak okuma yazma öğretmeye başladılar.

“Bu memleketin asıl sahibi ve toplumumuzun esas unsuru köylüdür. İşte bu köylüdür ki, bugüne kadar bilgi ışığından mahrum bırakılmıştır. Bundan ötürü, bizim izleyeceğimiz eğitim siyasetinin temeli, evvelâ mevcut bilgisizliği ortadan kaldırmaktır. Ayrıntılara girmekten kaçınarak bu fikrimi bir kaç kelime ile açıklamak için diyebilirim ki, genel olarak bütün köylüye okumak, yazmak ve vatanını, milletini, dinini, dünyasını tanıtacak kadar coğrafî, tarihî, dinî ve ahlâkî bilgi vermek ve dört işlemi öğretmek, öğretim ve eğitim programımızın ilk hedefidir. Bu hedefe erişmek, millî eğitim tarihimizde kutsal bir aşama oluşturacaktır.”
1922 (Atatürk’ün S.D.I, s. 223-224)

Köy Enstütüleri Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un eseridir. Bu enstitülerden mezunların, eğitmeye devam ettiği; kendi kazancıyla da ayakta kalabildiği muhteşem bir sistem kurulmuştu, hatta devletten ödenek dahi almalarına gerek kalmıyordu. Köy Enstitüleri bu sebeple eğitim, öğretim ve üretim üçlüsünün çatısıydı. Yardım edip paylaşan, sağlık kollarından, piyeslerle sanata kadar ulaşan muhteşem bir çatının varlığını, bugünlerde hayal etmek neredeyse çok ütopik. Spor da dahil ilerleniyorken, kültürel çalışmalarda kütüphanelerden müzelere kadar yorulan insanların güzellikleri anlatılmıyor. Bir zamanlar okumak ve özgürce tartışmak için insanlara ortam yaratılıyordu.

İnsanlara saygı öğretilirdi; inanışlara, ırklara hatta mezheplere kadar. 

İş Bölümü Sözlüğü, Köy Enstitüleri Dergisi, Yabancı Dil Öğrenme Yöntemleri, Çocuk Bakımı gibi kaynaklar (broşürler) hazırlanırken; yüksek okullara değin derse girebiliyorlardı. Araştırmalar ve incelemelerle de sürekli ilerlemek kader olan muazzam eğitim sistemi kurulmuştu.

Köy Enstitüler’nin güzelliklerini anlatmakla bitmiyor. Acısı içimizde daima olacak.

“Batırılan bir ülke nasıl kurtarılır” ve “Kurtarılan bir ülke nasıl batırılır” başlıkları yine değerli dostum Ersal Yavi’nin kitaplarından hep aklımdadır. Elbette bu kitaplar çok daha ayrıntılı ve kapsamı geniş. Ancak eğitim alanında muhteşem işler yapan Köy Enstitüleri’ni kapatarak yarattığımız mucizenin daha işlevini tamamlayamadan nasıl yıkıldığını tekrar görmek, az önce dediğim gibi hep artan bir acıyla canımı yaktı ve bir kez daha çok öfkelendim. İnanın son sahneleri gözlerim yaşararak izledim.

Üstelik bu yıkıma yol açanlar kendi düşüncelerine göre milliyetçilik adına bu yıkımı başlattılar ve ne yazık ki sonunu da getirdiler. Bu insanları lanetliyorum, güzel ülkemin güzel geleceğini engellediler. Eğer Köy Enstitüleri en az on, on beş yıl daha ilk hızı ve enerjisi ile çalışabilseydi, bugün bambaşka bir Türkiye’de yaşıyorduk. “Bugüne kadar gelseydi” demeye hayal gücümün sınırları yetmiyor.


Hasan Ali Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç’un şahsında Köy Enstitüleri’ne emek verenlerin, mezun olup Anadolu’mu aydınlatan öğretmenlerden göçüp gidenlerin anıları önünde saygıyla eğiliyor, yaşayanların ellerinden öpüyorum.
Bugün günlerden “Köy Enstitüleri” Ne söylesek bir eksik kalır. İyisi mi sözü sevgili Köy Enstitülü öğretmenim Fehmi Salık’a bırakayım. 2016 Nisan’da yaptığımız bir program.
1. Bölüm: https://www.youtube.com/watch?v=BUyL9d3d5tI&feature=youtu.be
2. Bölüm:https://www.youtube.com/watch?v=vI0JMp8AeZo&feature=youtu.be

17 Nisan 2020

Sevgili dostlarım,
Yaş gereği zorunlu olarak evde kalınca yararlı bir şeyler yapmak istedim. Biliyorsunuz ben Beykozluyum ve Beykoz’u çok seviyor, özlüyorum. En son yedi yıl önce güncellediğim Beykoz’um sayfamı neredeyse yeni baştan yaptım. Kolay olmadı, yirmi gündür günde ortalama on – on iki saat bilgisayar başındaydım. Elbette eksiklerim, belki hatalarım var. Ancak oldukça yoruldum, bir süre değerlendirip sizden de gelecek önerilerle tamamlamak istiyorum.
Eğer ilginizi çekiyorsa lütfen her konu başlığını inceleyip değerlendiriniz, katkılarınızı ve önerilerinizi bekliyorum. (Telefondan değil bilgisayardan bakınız) Bütün dostlara sevgi ve sağlık dileklerimle…
LÜTFEN BAĞLANTI ADRESİNİ TIKLAYINIZ
http://www.osmanakbasak.com/Beykoz/’Beykoz_ana.htm

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun