KATAR ne Katar?

3 tane üniversiteyi yeni birmiş genç.

Birisi çok yakışıklı ve uzun boylu, diğeri inanılmaz zeki ve komik, üçüncüsü de ciddi ve çok dürüst. İyi arkadaşlar. Aynı okulda, aynı evde birlikte yaşayarak birbirlerini tanımışlar, güvenmişler ve diploma aldıktan sonra da birlikte yola devam etmeye karar vermişler.

Kanları deli, risk korkuları olmayan bu gençler benimle dershane işine de ortaklar ama asıl olarak tekstil ile uğraşmaktan daha çok keyif alıyorlar.

Bir gün sevinçle geldiler ve karşıma oturdular. Yaşça biraz büyük olduğum için abi dediler. Abi biz Kapalı çarşıda dükkân kiraladık, ihracat artığı ürünler satacağız, sen de bizimle ol. Yok dedim, buradaki işlerim çok yoğun, siz kendi işinize konsantre olun.

Dükkân boyandı, raflar monte edildi ve hangi malları satacaklarına karar vermek için Merterde bulunan bütün toptancılar gezildi. Satın alınan ürünler dizildi ve satışlara başladılar. Bitişik dükkan da bu işi yapıyordu ve orayı adres olarak bilen yabancılar bizimkilerin de dükkanına girmeye başladılar.

Kısa sürede Romanyalı, Ukraynalı, Bulgar müşterileri çoğaldı. Yabancı dili de çok kolay öğreniyorlardı.

İşten başlarını kaşıyacak vakitleri kalmamıştı ve daha az görüyordum artık. Bir gün ben gittim ziyaretlerine, dükkan tıka basa müşteri doluydu, kahkaha sesleri uzaktan duyulacak kadar şen ve çuvallanmış siparişlerden yer kalmamıştı.

Arada gözüm bitişik dükkana ilişti. Kimse yoktu ve boştu.

Çay ikram edecek hallerinin bile olmadığını görünce ziyareti kısa tuttum ve döndüm.

Yanlış anımsamıyorsam 4 ay sonra onlar da dershaneye beni ziyarete geldiler. Sıkıntılı bir halleri vardı. Oturduk konuştuk.

İranlı büyük bir müşterileri oldukça büyük bir gömlek siparişi vermiş ve siparişin %25 ini avans olarak ödemiş gitmiş. Ancak ellerindeki gömlek kumaşı numunelerini sadece Güney Sanayi yapıyormuş ve bu parça siparişi fabrikaya verememişler. Yardımın olur mu dediler.

Ben gereken üst düzey tanıdıklar vasıtası ile kumaşların üretim işini hallettim.

Yeniden çok mutlu oldular, sevindiler, gözleri parladı.

Kumaşlar geldi.

Kesimci, dikişçi, yaka imalatçısı, düğmeci, iplikçi derken onlarca yer ile anlaşma yaptılar üretimi zamanında tamamladılar ve devasa bir depoyu doldurdular.

Artık iş İranlının gelerek bakiye parayı ödeyip, siparişlerini almasına gelmişti.

İranlının uzayan işleri, patlak veren Körfez Savaşı derken gelen giden olmadı. Alacaklılar her gün dükkanlarını aşındırmaya başladı.

Yine yeniden huzursuzluk, moralsizlik ve sıkıntılar çökmüştü.

Gömleklerin pijamaya benzer zevksiz kumaşları bizim tüketicilerin beğeneceği cinsten hiç değildi. Hiçbir toptancıya satamadılar, dini bayram dediler, pazarlarda tezgâh açtılar, yine de satılmadı.

Sonuç olarak dükkânı kapatmak zorunda kaldılar.

Yaşadıkları birçok sıkıntıyı yazmama gerek yok, sonuç büyük bir faciaydı.

Bir gün Kapalı çarşıya bir iş için gittim. Dükkâna ne oldu diye merakımdan baktığımda, yandaki esnafın o dükkânı da alarak, işini büyüttüğünü gördüm. İçim burkuldu, hüzünlendim. Kahkaha sesi yoktu.

Artık dershaneye dönmüşlerdi ve sürekli konuşuyorduk.

Anlattıkları tüm yaşanmışlıkları birer puzzelın parçaları gibi birleştirdim ve başlarına gelen olayın aslını çözdüm.

Yan dükkânın sahibi orta okuldan sonra okumamış, ancak sürekli ticaretin içerisinde bulunmuş, kendi çıkarlarını çok iyi gözeten bir esnaftı.

Bizimkilerin yüzünden çok müşteri kaybedip, işleri düşünce bir gün dükkânı satın almak için teklif vermiş. İçerisindeki mallar artı 30 milyon teklif etmiş. Delikanlılar işlerinin çok güzel olması, kurdukları dostluklar ve aldıkları keyif nedeni ile bu teklifi geri çevirmişler. Oysa ben teklif edilen para ile mükemmel bir dershane açmıştım.

Tekliflerinden 1 ay sonra siparişi veren İranlı gelmiş. Elbette ki daha önceleri bu esnaf kardeşimizin de müşterisi olan İranlı elindeki kumaş parçaları ile gömlek yapmalarını istemiş. 100 Milyon liralık sipariş yazdırmış, 25 milyon lirayı nakit ödemiş, sözleşmesini yapmış ve 1 ay sonra gelir alırım demiş gitmiş.

Satılamayacak kumaş desenlerini seçen, peşin avansı veren ve her şeyi ayarlayan yan dükkânın sahibi esnaf kardeşim olduğu için, bitmiş malı almaya da gelmemiş. 100 milyon TL lik bir siparişin yapılması asgari 85 Milyon liralık borç demektir. Aldıkları avansı düşersek 60 milyon TL lik net borçla yaşamaları, ayakta durmaları zaten olası değildi ve öyle de oldu. Yan dükkan da 30 milyon yerine 25 milyona dükkana kolayca konmuştu.

Alternatifi olmayan hiçbir siparişi almayın. Tek ele mahkûm olacağınız mal üretmeyin, satmayın. Bu tür müşterilere ne verirse versin dikkat edin.

Siz KATAR ile sözleşme imzalarsınız, arkasından başka birileri çıkar.

Onlar size borç batağına sürüklenecek harcamalar yaptırır, sonra arasanız da bulamaz ve dükkânı kapatırsınız.

Para her şey değildir. Asla KATAR da değildir.

Katar sizi de kendi seline katıp, sürükler ve götürür ..

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun