Karmaşa

Tanrı yoksa ve birilerinin cehennem yaşamayacağını yüzde yüz bilseydim, isyan ederdim! Cennet dert (eksiklik) değil, Saylan’lar oldukça, biz onu bu dünyada da kurarız. Ama, uğurlarına vicdanlarından feragat ettikleri öğreticilerine ağlamaklı yüzlerle “ama böyle öğretmemiştiniz!” feryatlarını duymak istiyorum.

*

Bu dünyanın hesabı öteki dünyaya kalıyorsa, o halde bu dünyada ilahi adalet yok mudur? Ya adalet hiç yoksa bu dünyada?!. İsyan ederim! Ama bir işe yaramaz. Ya kötülerin yanında kâr kalacaksa ettikleri, Evrim’le bölünecekse hücreleri; her şey bu matematikten ibaretse, eğer yaşadığım bu cehennem işte.

*

Bel altına caizlikler düşünen din adamlarına varsa Tanrı, desin ki “siz kendinize kolaylık sağlıyorsunuz; öbürlerini de arkanızdan yürüterek ahlakı çökerttiniz. Gel buraya, sizin gibiler için sünnet ritüeli var, gel kulum gel!” Dese, belki bu dünyaya da adalet için umut olurdu. Tanrı bel altına ayet göndermişse, Tanrı sapıktır. O halde nihilist olunmalı ona. Eğer savaşların ve tecavüzlerin son bulmayacak tüm acıların son bulmayacağını biliyorsanız, nasıl hala ona inana biliyorsunuz? Ben artık varsa da bu konuda nihilistim.
*
Tanrı’ya herkesin faklı ironisi var, bana göre o iyi bir şey olmalıydı. O halde neden bunca kötülük var dedim! Bu cennet ve cehennemi yıkan mimarlar olarak, adalete tapınaklar yapmalıyız ki yaşamlara saygı duyularak ancak, yaşanılır olur bu hayat.
Ağır gelmemeli yaşam, ama bana bu kalple ağır geliyor! Hiç bilmediğim insanlarla ve yaşamlara üzülecek bir kalple yaşama mahkumum! Bu durumda bu cehennemi neden yaşıyorum?!.

Sınav dünyasıymış, yesinler yiyenler bu hikayeyi… Anlayış dini miymiş! Hangi din anlayışlı? Hepsinin tarihi katliam dolu! Bahriye Üçoklar neden öldürülmüştü, ayrı bir detay tabi. Bir kulun başka kula ölümü caiz kılmasını, doğruları söyleyenin öldürülmesini anlatmıyor hiçbir ayet!

Kuran okuya okuya dine inancını yitirip, insanlığa inancı artan; Turan Dursun ve Ali Şeriati’nin din konusundaki uzmanlık ve tecrübeleri kadar, katilleri zerre fikre sahip değildi. Zaten, kimler bu tarz büyük alimleri hedef alır öldürtür, herkes bilir. Ve herkes bilir ki azmettirenler en büyük cemaatlerden çıkar.

Sosyal devlet olsaydık, cemaatlerin yeri olmazdı! Cemaatler nerelere vardı?!. Cemaatlerin getirdiği noktaları da düşünelim. O halde neden fukaralık artıyor, neden camilere hiç evsizler kışın geceleri alınmıyor. Hocalar hikayeler anlatıyor, köle kazanıyor. Ben minnet etmem Tanrı dışındaki kimseye, demiyor kimse. Sıkıysa hele desin bir kul!

*

Sokakta selam vermeyeceğim insanın adaletine kaldıysam, adalet bunun neresinde?!. Adalet öldü ve tüm yaşamlar hayati tehlikeler karşısında ya çaresiz kaldı ya da yaşamlarından oldular. Cehalet büyüdüğü için insanımız adalet ve demokrasiden de bihaber olduğundan, açtılar ellerini havaya (Tanrı’ya) duayla; adaletin tecellisini ilahi adaletten umuyorlar. Dualar çaresizlikten umutla edilir, tabi ritüeller dışında.

Eskiden ellerimizi tabiat anaya açar, ektiğimizle zengin olurduk; ne zaman elimiz havaya açtık o gün bu gündür fukaralığa ve şükre talimiz…

*

Tanrı yokmuş gibi yaşıyorum, ama yarın Tanrı’ya hesap verebilecek şekilde de yaşıyorum.

“Allah merhametli ve bağışlayandır.”  Ya hiç günah işlemediysem hangi günahımı bağışlayacak Tanrı?

Birden merdivenlerden ayağım kaysa, biliyorum ki kanat çırparak hiçbir hızır gibi bir melek beni kurtarmaya gelmeyecek, fakat yerçekimine yenik düşeceğimi gayet iyi biliyorken, nasıl metafiziksel bir hikayeye inanacağım. Dua fayda edecek mi bana bu anda…

Genetik yapım uygun değilse iyileşmeye, hangi ilahi kuvvet beni iyileştirecek diye umayım?

Tanrının varlığını kanıtlayan hikayeler din kitaplarında ve bulunamayan cevaplara bulunan tümcelerde. Aslına bakarsanız, bilim ilerledikçe perde her zaman biraz açılıyor, her ilerleyiş de olmadığına dair kanıt daha keskinleşiyor. Bana göre perde hiçbir zaman tam anlamıyla açılmayacak ve onun varlığına ya da yokluğuna dair kesin yargımız olmayacak. Ya Tanrı onu anlamayacağımız bir perdeyi beynimize çekti, ya da yok. Bilmiyorum.

*

Allah büyük diyorlar Hayyam, kim ölçtü? Ölçüp gören kim? İnandık ama. Onca günah işleniyor, üzerine bir “tövbe” ile tüm hesabı kapatacak kelime var. Tanrı, enayi sanılacak kadar küçük olmalı bu zihniyetler için. (Kavram olarak, böylesi yaklaşım Tanrı’yı küçümsemektir!)

*

Matematik tarihçesini okuyanlar bilir ki bir elde 5 parmak oluşu, ilk beşerli ardışık sayılara sebep olmuştu. Bir elde beş parmak, bir günde beş vakit var; sabah, öğlen ve akşam değil! İlkel düşünsel bir seçilim var.

Secde de rüku da üçer kez söylenmesi gereken tümceleri tekrarlamıştık. İyi de neden? Tanrı üç defa söylenince mi işitiyordu, yoksa üç kez söyleyince beynimize mi kazınıyordu?!. Bilemedim…

Yedi kez okunan, kırkbir kez okunan, yüz kez, binbir kez okunan dualar ne katıyor, ne kazandırıyor hiç düşündünüz mü?

Hasan Sabbah, İslama inancını yitirdikten sonra; sürekli duaları tekrarlayıp durmayın, anlamını irdeleyerek bir kez okuyun diye, çevresine öğüt vermeye başlamış. Acaba biz de Kuranın Türkçesini okuyup inancını yitirenler gibi, Araplarda da irdelenmesin ve defalarca okunması önerilen duaların (daha çok sevap kazanırsın fikri gibi) veya hafızlık gibi kelime ezberleme yöntemlerinde, Arapça bilenler de aynı aldatmacaya düşüyor mu, irdelemeden edemedim.

*

1400 yıl öncesine bakıyorum, daha eski zamanlara da bakıyorum; tarihte rakamsal ilerlemeden başka bir şey görmüyorum Tanrım. Bu muydu senaryon?

Terörizm, İslamın cihad anlayışının bir uzantısıdır.

Suç bizde!

Tavşan gibi nüfus yapmadık, parazitlere yaşam imkanı sağladık, üzerine onlar da durmadı. Bel aşağısından boşuna fetva okunmuyor.

Azınlık olmamız bu gidişle de garanti!

Ayşe’nin sorguladığını neden günümüzdeki Ayşe’ler sorgulamaz anlamam. O, tam adamıyla evliydi üstelik. Belki de bu evlilik olmasaydı o da diğerleri gibi sorgulamazdı!

*

Ne çok kurban verdik Tanrı’ya, hep dinciler en azından deriden kazandı. Hiçbir şey kazanmadık, ama çok verdik.

Hata yapmayı neden sevmiyorum Tanrım, neden beni böyle yarattın, asi miydi aradığın yoksa sorgulayan mı? Peki, hangisinde doğru hizmeti verdim?

*

Tanrı’nın dinlere ihtiyacı yoktu, dinlerin Tanrı’ya ihtiyacı oldu. Tanrı yaratıldı, şeytan da ihtiyaç oldu; o da yaratıldı sonra olan olmaya başladı. Zamanla herkesin günahının sahibi şeytan oldu, herkes ona uyar oldu; şeytan günah keçisi mi oldu, evet biraz öyle bir şey oldu…

Bu sorularım cevaplaraydı! Cevaplar sorularıma yanıtsızdı!
*
Bismillak deyip, kurbağalar kurban olmasın diye yazıyorum arada din konusunda. Yoksa ben çoktan yolumu çizdim. Bismillak deyip bitireyim yazımı, sahi her şey de bismillak diye kalktık, hangi arada günahta bismillakın etkisizliğini hissettik.
Ritüellerin enerjisi miydi, yalnız bizi etkileyen bilemedim.
*
Doğru ve iyi yaşayın, Tanrı içinizde.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun