Kadın Tanrı Doğurdu! (1)

Sümerlerde mabetlerde; şarkı söyleyen kadınlar olurdu, cadılar sihir yapardı, danslar yapılırdı (çoğunlukta kadınlar dans ederdi), eğlenceler düzenlenirdi, rahibeler ile ücretsiz seksler yapılırdı; çünkü Tanrının verdiği bir görevi yaptıklarına inanıyorlardı. Rahibeler ilişkiye hiç girmemiş olanlara seksi öğretiyorlardı, hatta mabette eşcinseller bile vardı, onlara da yardımcı olurlardı. Diğer kadınlardan rahibelerin ayrılması için başlarına örtü taktırmışlar ve onlara kutsal bakmışlar, ayrıca bereket kültünün de temsilcisi saymışlar. Diğer kadınlardan bu başı kapalı kutsal kadınları yüksek sınıfa koymuşlar.

Sümer’in Aşk ve Savaş Tanrıçası İnanna (aynı zamanda İnanna, fahişelerin de koruyucusuydu) için kocası Çoban Tanrısı Dumuzi; “O fahişedir, benim eşim fahişedir” demiş. Sümerlerde bekaret çok mühimdi, şöyle ki bekareti olmayan kadınlar kocasından ayrılırken alması gereken tazminatın yarısını alırlarmış.

Kadınlar doğurganlık özelliğiyle kutsaldı (ilkel zamanlarda büyüye inanılıyordu, bu sebeple kadının doğurganlığı erkekler için hem büyülüydü, hem de karşılarında anlamadıkları bir gücü hissederlerdi) ki anaerkil dönemi uzmanlar buna bağlıyor, erkekler doğayı anladıkça ve öğrendikçe iktidar hırsıyla egemen oldu.

Mabetlerde rahibeliğin müessese olması, Akad kralı birinci Sargon’ın kızı Enhedduanna’yı rahibelerin başına getirerek başlar; sonrasında ise, Akadlarda ve Sümerlerde hangi kral başa geçerse onun kızı bu görevi üstlenmiş.

”…Son yaptığım araştırmalar sonucu Sümer’in Aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna ve onun bereket kültüne ve mabet fahişeliğine ait izler buldum Tevrat’ta. Bereket kültünün İsa’nın doğumuna kadar, hatta ondan sonra da başka bir karakter halinde devam ettiğini görüyoruz” diyen Çığ, Tevrat boyunca bu geleneğin kaldırılma çabaları olduğunu söylemiş.

Sümerlerde tanrıça gelin

Sümerlerden sonra, bu gelenek Hitit, Uraru, ayrıca; Babilliler ve Asurlular yoluyla Kenanlılara, oradan da İsrail’e kadar geçmiş. Ve ne yazık ki, kendine güvenli, rahat, buyurgan tavırlı kralın karşısında, edilgen, teslimiyetçi duran bu kara çarşaflı tanrıça gelin, Sümer’deki kendine güvenli tanrıça karakterinden hayli uzaktı. Kadınlar artık örtüye sokulmuştu. Önceleri görünen saçlar zamanla görünmez olmuştu.

Akadlılara çokça saldırı yapan Kenanlılar (çocuk, genç, erkek, kız, evli demeden), sürekli tecavüzlerde bulunuyordu. Sonunda anlaşma yapmak zorunda olan Akadlılar, çözümü evli olan kadınların başını kapatacak ve bu şekilde karılarını tecavüzlerden koruyacaklardı. O tecavüzlerin sonucunda oluşan ırk bile oluştu.

Hammurabi kanunlarında kadınlara hükmederek; “Kadınlar sokağa çıkarlarken başlarını açmamış olacaklardır.” kanununu yazmış.

MÖ 1600 yıllarında Asurlu kralın yaptığı kanuna göre 40. madde de bütün evli ve dul kadınların başını kapatmasını, sokak fahişelerinin ve bekar kızlarının başını açması emredilmiştir.

Bijan Gheiby’in anlatimina göre, MÖ 5. yüzyıldan itibaren Yunan, İran ve Ahameniş (Pers) İmparatorluğunda kraliyet kadınlarının yüzleri örtülür, hatta perdeli faytonların içinde bile yüzleri örtülü taşınırlardı.

Kanuni ‘Pahlavi’ yazılarında, “Başörtü Zerdüşt kadınların geleneğidir.”

Tarih öncesi zamanlardan başlayıp Sasani İmparatorluğu sonuna dek tüm eski İranlı kralları inceleyen Firdevsi’nin Şehname’sinde, kadınların genellikle örtündüklerini ve Farsçada ‘chador’ denilen başörtüsünün adıdır.

Eski İran’da Zerdüşt reformu yapılmadan önce Anaitis (tanrıçalardan birisinin adı) tarikatındaki ayin şöyle anlatılıyor: Kendisini ibadete adamış bir fahişe, tanrıça rolünü üstlenir. Lüks bir tahtın üzerine herkesin göreceği şekilde oturur. Köleler arasından seçilen eş getirilir. Kendinden geçerek çığlıklar atan seyirciler ortasında birleşme gerçekleşir. Beş gün boyunca tüm evlilikler askıya alınır. Bir kadın ya da erkek istediğiyle birlikte olur. Gece yapılan bu ayinde, her kadın o anda kutsal Anaitis’i temsil eder. Beş günün sonunda erkek eş yakılır, bu da erkeğin kadının hizmetinde olduğunun acımasızca işaretidir (kadınları burada hedef mi göstermişler ne? Acımasız kadınlar gibi diyerek kendilerinin egolarını haklı çıkarmak için…).

James R. Russell, ilk Ahameniş İmparatorluğunun dönemlerindeki Zerdüşt topluluğunda, sıradan insanların, hükümdarların yanında örtünmediklerini, fakat parmaklarıyla ağız kokularıyla onları rahatsız etmemek için kapandıklarını belirtir. Zerdüşt dini kadın ve erkeğin eşitliğini öğretir fakat elit erkeklerin birden fazla kadınla evleneceğini de belirtir. James R. Russell, Partlar (Arşaklılar) ve Sasani İmparatorluğu dönemine ait resimlerde, hizmetçilerin ağızlarının üstünü örttüklerinin göründüğünü de ayrıca ekler. Bugün hala bu gelenek, Zerdüşt Rahiplerinin nefeslerini kutsal yangını kirletmemeleri için devam ederler.

“Çok sonra İ.Ö. 1600 yıllarında bir Asur kralının yaptığı kanunla evli ve dul kadınların da başlarını örtmesi şart koşulmuş. Böylece bu kadınlar da yasal seks yapan mabet fahişeleri gibi kabul edilmiş oluyor. Bu gelenek, önce Yahudi kadınlarına geçmiş daha sonra da İslam kadınlarına uygulanmış.”

Muazzez İlmiye Çığ

Kadını tarihte örtmek kimlerin işine yaramıştır peki? Buraya kadar tarihe bakılırsa çok açık ki; hür ve köle kadınları birbirinden ancak örterek ayırıp, böylece kolay ava ulaşılmış. Bekaret bir kadın onurudur, ayrıca doğurgandır; fakat hiçbir sosyal hakka sahip değildir, eğer başını açmak gibi bir hataya düşerse kadın, adam haklıdır! Toplum her zaman güçlünün yanında yer alır; yani bir kadın her zaman eksik etek giydiğini unutmayıp ikinci elbisesini de her zaman taşımalıdır! Tüm bunlara sebep olarak, dini öne sürerler.

Eski zamanlarda başörtü bir saygınlık belirtisiydi, çünkü kölelerin başı açık olduğu için sınıflar ortaya çıkıyordu. Hristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemlerde Pavlus’un da kadınların örtünmesi ile ilgili ayetlere gerekçe olarak, saygınlığın belirgin olması, Hristiyanların özel olması. Rahibeleri vs…

“Kadının örtüsüz Tanrı’ya dua etmesi doğru değildir. Kadın örtünmüyorsa saçı kesilmelidir.” diyen Hıristiyanlığın temel ilkelerini belirleyen Tarsuslu Aziz Pavlos, bekar ve erdem sembolü olan Meryem Ana, hep başı bağlı tasvir edildiğinden biraz da dinlenirken Aziz’i şanslı hissettim.

Zamanla ataerkilleşen Mezopotamya’da, İştar tanrıçası kutsal mevkisini yitirmeye başladığında, bir kaç erkek tanrıça doğmuş, ataerkillik ‘dominantlık’ kazanmıştı; oysa “Kadın Tanrı’yı doğurmuştur.”

Özgürlüğü elinden alınan, kendine güvenli, rahat, buyurgan tavırlı, edilgen, teslimiyetçi duran, güçlü kadınlar artık kaybettikleri saltanatlarıyla tarih olmuş ve bağımlı hale gelmişlerdir  (günümüzde köylerdeki kadınların çocuklarının üniversiteye göndermeme sebebi yani özellikle erkek evlatlarına bağımlı yaşamaları, güçlü olmadıklarından kaynaklanır, aksi halde bu kadınlar hastalandığında onları kim hastaneye yetiştirecek?). Sümer’deki kendine güvenli tanrıça karakterinden hayli uzaklaşarak örtüye sokulan kadınların, zamanla saçları görünmez olmuştu… 

Talmud’a göre Yahudiler için, “kadınların başı açık halde toplum içinde gezmeleri günah” denmiş.

“Giysilerin başa gelen kısmı öyle sarılır ki, yüzün tümü peçeyle örtülmüş gibi görünür. Zira sadece gözler ortada kalır, yüzün diğer bölümleri ise giysinin bir parçası ile tamamen örtülür. Bütün kadınlar bu şekilde beyaz renkli giysiler giyerler.”

Heraklit

Antik Yunan’da başörtüsüyle, kadınlar artık erkeğin egemenliği altında ezilen varlıklar halini aldı. Kadınlar tek başlarına sokağa çıkamadıkları gibi okumalarına da izin verilmiyordu. Erkek, asker, politikacı, tüccar; kadın ise evde oturup çocuk büyüten ve sadece kocasına hizmet edendi. 

Ve dahası Enok’tan Japonların mitolojisine kadar, kadını örtmek için hayli hikaye mevcut.

Kaynak:

  1. Cumhuriyet
  2. Muazzez İlmiye Çığ – Vatandaşlık Tepkilerim, s.163
  3. Muazzez İlmiye Çığ, Kuran, İncil ve Tevrat’ın Sürmer’deki Kökenleri (Çığ’ın Eserleri 1.) Kaynak Yayınları, 1. Baskı 1995

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun