Kadın Tanrı Doğurdu! (5)

Kadın Tanrı Doğurdu, gerek çocuklarından gerek başkasının çocuklarından çokça eziyet gördü!

Bu yazı serimle ya hafif meşrep diye nitelendirileceğim ya da çirkin hatta çok sert bir feminist olarak, oysa ben özümü yaşamak isteyen, hak ve özgürlüklerini kaybetmekten korkan hatta yarınlardan çokça korkan Türk bir hatunum. Başlıyorum;

Türk Kadını erkeğinin arkasında bir matah değil, erkeğinin önünde onure edilirken, iffetine sahip olmayı da diğer kadınların çok önünde tutmuştur.

Atatürk, Osmanlı Döneminde güçlü devrim yapmak isteyen kadınların elinden tutup onlar için kayıtsız kalmamıştır, nitekim son yazımda zaten Atamın Kadınların ferah yaşaması için yaptığı devrimleri zaten genişçe eklerim.

Atam, yaptığı kadın hakları ve özgürlükleri için aldığı karalarda dine asla saygısızlık etmemiştir, dünya kadınlarına örnek olmayı da başarmıştır. Türk Medeni Kanunu evlilik müessesesinde dinin ön gördüğü tüm vecibeleri Türk Kadınına armağan ederken, kadın haklarında dünya devletlerine örnek olacak bir kadın hakları profili çizmiştir (dine de uygun gelişmeler kaydetmiştir). Kılık kıyafet yasasını yürürlüğe koyarken, kara çarşaftan sıyrılmayı başa aldı, medeni giyim kuşamı öne çekmekle asla ve asla dine aykırı bir uygulama getirilmemiştir. Şöyle düşünelim, az erkek çarşaf giyip kuyumcu soymamıştır, kimdir içindeki gibi maalesef sorgulama şansımız da günah kabul edilir; sorgulayamayız, yadsıyamayız, çünkü suçlanırız hatta haklı olsak da! Saudi Arap kadınları gibi zamanla kapatılıp, kimliksiz kalma ihtimalimiz de yarınlarda maalesef artık olasılıklı bir durum haline geldi. Havalimanlarında bizim (örtüsüz kadınların) mont ve ceketleri çıkartmamız zorunlu, fakat bir örtülü kadın bırakın bu uygulamada yer almayı, pasaport kontrolünde bile oldukça rahat. Sorgulamıyorum! Çünkü Sorgulayamıyorum! Demem o ki, çarşaf toplumda hem ahlakı çörkertir hem kimlikleri saklar (belki bir terörist giydi) hem de kimliklerimizi bile alacak kadar korkunç bir düşmandır. Atamın inşaa ettiği bu ülke kadınlarının tasması çarşaf olamaz, bizi kapatamazlar.

Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım’ın başı açık değildi, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ın başında bone vardı, hülasa; Atamın laiklik ve kılık kıyafet yenilikleri abartıldığı gibi değildir, öyle olsaydı; ninemizin, halamızın, teyzemizin, bacımızın, annemizin, yengemizin yani tüm Cumhuriyet kadınlarının başları açık olurdu. Atatürk dünyaya örnek olacak kadın haklarını getirirken, kılık kıyafet yasasında adabı muaşerete aykırılık dışında, giyim kuşamın serbestliğini getirmiştir! Atam, bu adapsızlıkları da görseydi eğer kesin ceazlandırırdı diye de düşünüyorum. Günümüzde açıkça ortadadır ki, bir kıl kapatma modası var. Günümüzde vücutlarını teşhir edici giyinip örtülü gezen kadınların sayısı hayli de artacağa benziyor, oysa Atam buna izin vermezdi! Çünkü, adabı muaşerete uygun değil. Bu kadınlar Türk olamaz. Bu örtünen Türk kadınının saçından bir tutamı kapatacağım özeni içinde iken, tezat sayılan türbanın şekillenmesi ve uygunsuzlar hiç mi düşündürmez kimseyi? Bazımız açık diye bize kimse iffetten bahsetme hakkı yok! Madem inanç bahane ediliyor, bırakın Tanrımla beni baş başa, benim günahım bana, size ne? Baskı oluşmasaydı üzerimizde hiç bu konuda da yazmazdım açıkçası. Yunus Emre, “Derviş derviş dedikleri hırka ile taç değil, yüreği derviş olan hırkaya muhtaç değil” demişti hatırlatmak istedim.

Kadına şiddetin azgınlaşıp Türk kadınını sarmalaması hepimizin yüreğini yakmaktadır, gerek tacizler gerek tecavüzler gerek cinayetler gerek şiddetler. Çocuklarımıza cinsel tacizin korkunç boyutlara gelmesinden ülke ve ulusunu sevenlerin utanç duymaması mümkün olmamalı, fakat maalesef mümkün oldu.

İçinde bulunduğumuz siyasetin, sadece koltuk hırsı için kadına yönelmeleri yüzünden kadınlarımızla geleceğimiz tehlikeye giriyor. Bu ülke kadını dün İstiklal Savaşı’nda bugün özgürlükleri için savaşta. Siyasi iradelerimiz, Türk Kadının onurlu yerinin almasına yardımcı olmalarını diliyorum.

Dünya Kadınlar Gününde, acilen en etkin kanunların geri alınıp yeniden özümüz için acil reform etkili kanunların yürülürlüğe girmesini, kadına şiddet ve çocuklarımızın iffeti için idari, iktisadi, ahlaki, eğitici, tüm tedbirlerin alınarak ülkemiz ve insanını Cumhuriyetimizin kuruluş amacı içine çekmelerini arzu ediyorum.

Soruyorum; kaç kadın mutlu yaşıyor, kaç kadın istediğiyle evli, kaç kadın istemeden evliliğine mahkum, kaç kadın bu hayatta istediğim gibi yaşadım der, kaç kadın amaçlarını gerçekleştirdi, kaç kadın bugün dayak yedi, kaç kadın bugün küçümsendi, kaç kadın hayatını yaşayamadan öldü, kaç kadın baskılara boyun büktü, kaç kadın tecavüz sonrası öldürüldü, kaç kadın susuyor, kaç kadın kayboldu, kaç kadın nice yaş döktü, peki kaç kadın kendi ayakları üstünde durabiliyor?

Yarınlarda bir kadın bebeğini istediği zaman istediği yerde emzirebilmelidir. Bu çocuklarımızın hakkını, sapıkların tahrik olmaması için esirgemeyeceğimiz bir ütopya istemem, hayal olmayabilirdi!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun