İŞ’te KADIN

Milenyuma girmişiz, daktilo, teleks tarihe karışmış. Evlendikten sonra çocuk büyütelim derken teknolojiye ayak uyduramamanın cezasını iş bulmakta zorlanarak çekenlerdenim. Büyük bir şirkete bilgisayar bilmiyorum diye alınmadığımda müdüre ” Herkes annesinin karnında öğrenmiyor ki bende öğrenirim” demiştim. O dönemlerde kasetlerden CD’lere müzik aktarımı modaydı. Bilgisayar bilmiyorum diye kasetçi bile işe almadı. Pes etmek bana göre değil tabi. Arkadaşlara haber saldım. Derken şansa bakın ki bilgisayarcıda iş buldum. Bilgisayarı öğreneceğim sevinci ile asgari ücretin altında SSK’sız çalıştıracak olmasına bile aldırmadım. 2001 krizi patladı ve patron beni “sizi biraz dinlendirelim” diyerek kibarca çıkardı. Yine eşe dosta haber saldım. Sigortacılık ile 1 Nisan’da tanıştım şaka gibiydi. Yine tabi asgari ücretin altında ve SSK’sız. Sigortacının ilk sorduğu “Bilgisayar kullanmayı biliyor musunuz?” Evet dedim. Oysa sadece açıp kapatmasını biliyordum. Yanında çalıştığım bilgisayarcı kullanmayı öğretmemişti. Mause hakimiyetim bile yoktu. O sigortacı elimden tuttu. Medeni cesaretime hayran kalmış. Belki de bu yüzden meslek ile gönül bağım oldu.

    3 yıllık çalışma sonrası kendi işimi kurdum. 2 yıl tali acentelik sonrası yetkili acentelik için girişim yaptım. İpotek teminatı ekspertiz raporunun 10.000 TL altında kaldı. Bölge müdürlüğü eksiği tamamla yetkili ekran açılsın diyor. Aylarca çareler aradım. Hazineye derdimi anlatan mektup yazdım. Ali Babacan okumuş, dönemin sigortacılık genel müdürü Ahmet Genç’e vermiş. Vatandaşa yardımcı olabiliyorsanız olun demiş. İki arkadaşım var ofiste oturuyoruz. Sabit telefon çaldı. “Hazine Müsteşarlığı’ndan arıyorum hatta kalın Ahmet Genç görüşecek. Eyvah dedim neden mektup yazdın diye azar işiteceğim galiba dedim. Öyle olmadı Ahmet Bey “Sizin için ne yapabiliriz söyleyin ” dedi. İlgili şirketi arayın eksik teminatı silsin, Ziraat Bankası’ndan şartsız teminat mektubu almamı sağlayın taleplerimden sonra bomba gibi bir istekte bulundum. “Hazine bana 10.000 TL versin bende onu şirkete teminat vereyim. Ofiste arkadaşlarım, telefonda Ahmet Genç kahkahalara boğuldu. “Böyle bir şey mümkün değil” dedi. “Koskoca devlet benim gibi ufak tefek bir kadına yardım etmeye aciz mi?” deyince, “Ben bürokratım bir şey diyemem” dedi. “Bizde devlet büyüklerimiz var diye güveniyoruz. Güvendiğimiz dağlara kar yağmış haberimiz yok” dedim. Çok samimi ve yapıcı davrandı “Sesinizin tonundan anladığım kadarı ile zeka seviyeniz normalin üstünde. Siz biraz daha düşünürseniz bu sorunu çözersiniz Ankara’ya gelince mutlaka ziyaretime gelin sizi tanımak isterim” dedi. Haklı çıktı ben sorunumu şirketin genel müdürlüğünü arayıp, genel müdür yardımcısı ile, bütün samimiyetimle derdimi anlatınca engel kalktı. 8 aylık uğraşı sonrası yetkili ekran açıldı.

Aradan 4 yıl geçti. Sektörel sıkıntılar var. Meslektaşlar ile örgütlü hareket ediyoruz. Ahmet Genç ile toplantı yapılacak. Kalktım Ankara’ya gittim toplantıda 20 meslektaşız. Tanışma faslı sıra bana geldi. Kendimi tanıtınca “Bu sigortacı çok cesur hazineden para istedi. Tanıştığımıza memnun oldum sorunu çözmüşsünüz ki bu toplantıdasınız” dedi.

İnsan isterse herşeyi başarabiliyor.

TOBB kadın girişimciler kurulu oluşturdu. Başlangıç amacı çok güzeldi. Her ilde oluşturulan kuruldaki kadınlar, iş hayatına adım atmak isteyen kadınlara rol modeldi. Ben çalışmak istiyorum ama ne yapacağım, nasıl yapacağım bilmiyorum diyen kadınların yoluna ışık tutmaktı. 7 kişi üye sınırı ile bende kurulda yerimi aldım. Ben iş hayatına tırnaklarımla kazıya kazıya geldiğim için idealist olup, kendi yaşadığım sıkıntıları da göz önünde bulundurarak, kurulun çalışma yönetmeliğine uygun projeler üretilmesi taraftarıydım. 7 kişinin içinde yönetmeliğe uygun kafada olan 3 kişiydik, diğer 4 arkadaş dernek kafasındaydı. Ticaret odası toplantı salonundaki toplantılarda gelsin çaylar gitsin kurabiyeler. Gün gibi bir altınımız eksikti. Baktılar, bunlardan bir cacık olmaz deyip, babasının veya kocasının şirketinde, şirket ortağı olan tüm kadınlar kurula alındı. Türkiye genelinde kuruldaki kadın sayısı çok arttı. Çoğu ev hanımı.

İş dünyası kurtlar sofrası. Kadın bu sofrada ne kadar kurt görülmesi için, kadınlar adına fırsattı aslında. Bir kez Ankara’da TOBB’nde uluslararası kongreye katıldım. Türkiye’nin her ilinden kadın girişimcilerin katıldığı kongre. İhtiyaç molası verildiği zaman, 3’erli 5’erli toplanıp sohbet edenlerin arasına karıştım. 8-10 grubun sohbetini dinledim. Yaptıkları işle alakaları yok hatta iş dünyası ile alakaları yok. Birbirlerine evlilik yıldönümünde kocalarının aldığı hediyeleri anlatıyorlar. Kimi kızının gittiği üniversiteden bahsediyor. Kimi görümcesini sonradan görme diyerek dedikodu yapıyor. Bir tek Artvin’li kadınları takdir ettim. Tam aralarında olmak istediğim kadınlardı. Azınlık, çoğunluğun kuru gürültüsü içinde maalesef görünmez oluyor.

4 yıl o kurulda üye olarak kaldım. İş hayatında kadınların neden ciddiye alınmadığını çok iyi anladım. Erkekler iş için bir araya geldikleri zaman en fazla 1 saat içersinde konuyu konuşur, kararı alır dağılırlar. Su en fazla çay içerler. Ama biz kadınlar öyle değiliz. Başlangıçta kendi işinin sahibi olan kadınlar ile doğru ve çok iyi amaçlar ile yola çıkan kurul, yönetmeliğe uymayan, üniversite mezunu iş insanı kadınlar sayesinde, kadını bir adım daha geriye itti.

Bu mevzular 10 yıl öncesinde kaldı. O kurul TOBB bünyesinde halen var. Ne yapıyorlar, nasıl bir çalışmaları var bilmiyorum. Umarım olumlu yönde ilerlemişlerdir. Kadın; ister özel sektörde, ister kamuda olsun, pozitif ayrımcılık istememeli. Pozitif ayrımcılık çok minnoş geliyor, kadınların hoşuna gidiyor. Aslında öyle minnoş falan değil. Kadının yeri evidir, kocasının dizinin dibidir sözüne geliyor. Kurtlar sofrasında bende varım diyorsa kadın, kurala uyacak.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun