İnsanın Büyük Yalanı; PORNO

Aşk Sonrası
hatırlar mısın kentin üzerine yağan sağanakları
bulutları bedenimizin nefeslerinden oluşmuştu
ve biz aydık, yıldızdık, bir çarpı birin biriydik
çarpıldıkça birbirimize seslerimiz bilmediğimiz bir evreni
nefeslerimiz gökyüzünü kaplardı defalarca.
…sigaramın dumanı ne güzel!

 

Masum diye görebileceğimiz ya da tanımlayabileceğimiz bir şiir, kalabalık bir görüntüde organların açık işlevi ile suç materyaline dönüşebilir.
İnsanın düşünce akarının genel gelişimi güzel sanatlardan oluşur. Ya da niçin güzel sanatlar derler, bilmem. Edebiyat, resim, fotograf, heykel, müzik, dans, tiyatro ve sinema başat dallarıdır. Anılarımda kalan bir yaşlının sözleri süzülür gelir böyle durumlarda, ‘Allah akıl’ı insana vermiş, böylece sürüden ayırmış. O da kendini geliştirirken bir sürü ‘iş’ edinmiş kendine. İşte bu da onlardan! Bak, hayvanın bir bildiği var, insan öyle mi? Bir sürü bildiği var.’ Ne güzel açıklamıştı insanın aldığı yolu.
Sanat insan için algısı yazınsal ve görsel örneklerini çoğalttıkça yeni alanlara girmek durumundadır. Apollon’un testisli heykelleri kadar, Karacaoğlan’ın diline düşen güzelin ‘domur memeleri’ de konu akarına girer. Biraz erotizm zararlı değildir nihayetinde. İnsani arayışlar sinema gelişimleri ile bilginin ve aklın yeni sınırlarını keşfettikçe bu güne geliriz.
Porno; izlemek ve izledikten sonra eyleme dönüşen algının motorudur. Yani göz ile başlar kıpırtılar. Tabi ki buradaki göz’ün Yahudi Gözü ile benzerliği yoktur. Dostum Pali’nin imgesi ile söylersem O; ‘360 derece döndürür bakışlarını’.

Lüks, Çelik, Set, Arzu sinemalarından bir betim; Perdedeki görüntü ve sesler algı boşluklarını doldururken karanlık salonun koltuk araları kımıltı ve hışırtılarla kaplanır. İlk yarım saatlik seansın arkasından eli fenerli sinema görevlisinin sesi boşlukta gezinir ‘araya beş dakika.’ Film biter, ışıklar yanar, koltuklar katlanmaya, izleyiciler fuayeye çıkmaya başlar. Bakışlar ve sözler birbirinden uzaktır ama havadaki uğultu ile birlikte ilk eylem sigara yakmanın üzerine çay – kahveler alınır…

Porno kapitalizmin hasta genlerinin insan yaşamına soktuğu görsel bir eylemdir, dersek söz ağır olmaz. Aşk, sevgi, cinsellik canlı yaşamının ayrılmaz bütünleyicilerinden biridir. Ekmek, su, hava gibi! Yaşam, gelişimleri ile tamamlanır. Açık ve kapalı toplumların kendine göre sorunları vardır elbette. Varsıl ile yoksulda olduğu gibi. Örneklersek; bir ekmek alamayan yoksulun para derdi kadar, milyar ekmek alan varsılın da para sorunu vardır. Ya da bir kadına doyamayan Ferhat ile yüz kadına doyamayan padişah. Merak etme güzel okur, söz konu dışına gitmiyor.

Mitolojik metinlerde canlı hep eşi ile var olmuştur. İlahi metinlerde mitolojik metinler gibi canlıyı eşiyle betimlemiştir. Kabalist öğreti bir adım ileri giderek orgazmı tanrıya erişme, katını kavrama ve yaşama algısına çıkarmıştır. Musa kavmini ne kadar toparlamaya çalışsa da, ara elemanlar erkek öğretiyi oluşturdukları erkek toplumda gizlice sürdürmüşlerdir.
Her zaman düşünmüşümdür ‘Sodom ve Gomorro’ buralara paralel midir diye.
Küçük kardeş hırıstiyan öğreti resim – yontu tutkusundan dolayı büyük abi öğreti Kabalist sızmaları hep içinde barındırmıştır. Hal bu olunca, mitolojileri de destekliyor konu akarını.
Şaman – Budist akarında bunları pek görmüyoruz.
İslam öğretisinde ise Helal (nikahlı) eşin dışındaki ilişkiler ‘cehennem’ nedeni.

Bütün öğretilerin tutucu toplumsal bakışında cinsellik ayıp, porno yasaktır. İç bakışta ise cinsellik ayrıntılanır, porno ise saplantı ya da hastalık olarak araştırılır. Bu konuda Freud’un emeği ve yazıları çoktur. Şimdikilerse o akardan gelenler.

Dünyanın her yerinde yaşam akarı birbirine denk düşer. (Ayrıntılar kendine bölünür ve benzerdir birbirine de.) Her mahallede de toplumsal algıya ters düşen bir kaç kadın – erkek vardır. Gay, Homo, Lezbiyen, Biseksüel ya da çok seksüel gibi. Mahalleler ve ilçeler toplamı kentte ise seyrek gördüğümüz bu insanların takınakları oluşur. Örneğin park, cafe, bar gibi. Batı kültüründe bu algı sanayisel bakıştan dolayı zenginleşirken, doğu kültüründe ise zayıflığı ve sessizliği sürer gider.
Canım İstanbul’da, Taksim’in göbeğinde, ‘Gezi Parkı’ iyi bir örnektir yazının buraya kadar olan masumane akışına. Özürle biraz açmam gerekiyor; Canım İstanbul’un varoşlarındaki (büyüyen kent algısında varoş sözcüğü durmadan kimlik değiştiriyor. Artık batılılaşıyoruz gibi; apartmanlı varoşlarımız çoğalıyor. Yaşasın, her yer Toki!) ‘aykırı’ların ‘huzur Takınağı’ olan Gezi Parkı, Muhafazakar İktidar’ın ‘günah çukurunu yoketme’ ve ‘tüccar zihniyeti’nden ve İktidar Muhalifleri’nden (solcular, aydınlar, özgürlük ve demokrasi savunucuları) dolayı ‘dünya eylem tarihi’ne şık bir imza olmuştur.
M.Ö.’sinden bu zamana sarkan Metamorfozlar döneminin ‘kanonik’ algıda öncüsü üç kişiden biri olan şair Ovidius Romalı gençlere kadınlara nasıl yaklaşmalarını anlattığı Aşk Sanatı adlı kitabında arenanın çevresindeki ‘hayat kadınları’nı da anlatır. İş birkaç bin yıl öncesinden ticarete bağlanmıştır.
İslam öncesinde kutsal mekan Kabe’ye şiirleri asılan yedi şairin öncüsü ve çağının ‘belagat’algısını sarsan İmrul Kays’ın erotik şiirleri hala okuyana yaşam denen bütünün maceralar kısmını verir. Uzak Doğunun bu konudaki derinliği kitap okuma alışkanlığı olanların malumudur.

Sözün öte yakasına geçince, cinselliğin ve içgüdülerin doğu ve batıda metalaştığını ve alınıp satıldığını görürüz. Bu metalaşma batıdaki kapitalist algıda sanayileşme bütünlüğüne girerken, doğu açık Pazar durumuna evrilir.
Batıda cinsellik şirketlerin oluşturduğu mağazalarda resmileşir. Doğuda kişilerin çalıştırdığı evlerde şekillenir. Batıdaki sanayileşme gereksinim duyulan ve akıl zorlayan her materyali üretir. Doğu alıcıdır. (Doğu derken belirtmek gerekir; gelişmemiş ve gelişmekte olan devletleri simgeler bu sözcük. Murat bardakçı bu yazıyı okursa eğer, hafif tebessümle; bizimkilerde tahta malzemeler varmış diyebilir.)

(Çok mu tarif oldu ne! Yazıyı biraz esneteyim.) ilk gençliğimizde Kışlık Çelik ve Lüks Palas (Bitli Palas) kışlık sinemaları vardı. Sonradan Demirkapı (gençliğimizde kerhane ya da genelev’in bizdeki adı böyleydi. Bizden önceki nesil Taşçıkan dermiş.) yakınındaki Arzu ve İnönü Caddesindeki Set Sineması da iş akarlarını porno yönüne çevirmişlerdi. İlk gençliğimizin kahramanı Bruce lee’nin filmlerinin arasına parça (porno) eklenerek konu izleyicilerin düşlerine göz ve kulaklarından kapılar açar, iç sesleri ve karanlıktaki kıpırtılarla kaplanırdı ve kurnaz olan yanında gazete getirirdi. Sonraki dönemde ise görevi Jean – Claude Van Damme’nin filmleri aldı.

Yazıya geri döndükte; durum sanayileştikçe çalışanları artar. İlk yola çıkanların servetleri kadar çalışanların demokratik sosyal hakları, güvenceleri de devreye girer ve kendiliğinden pornoya bir savunma mekanizması da oluşur. Çalışanların yanında demokrasi havarisi aydınlar ve bilim insanları da ses verir. Konu fuhuş sektörünün dışında porno olunca, teknolojik ilerlemelerin karşısında devlet yöneticileri de derde düşmeye başlar. Kapitalist bakış teknolojik gelişmeleri çocuklara kadar yaygınlaştırırken yöneticilerin kaygısı enerjetik boyuttaki sunumun erişim kolaylığıdır.

Dünya kapitalist sanayi akarı birkaç devlet üzerinden şekillenirken, dünya devletlerinin yönetimi kendinedir. Halkları seçer onlar yönetir. Kolay olan ‘potansiyel tehlike’yi de içinde barındıran interneti kapatmaktır. Toplumsal direnç ise sosyalleşmenin geniş alanı internetin kapanmamasıdır. Burayı biraz açacak olursak; birçok fatura türevini internet üzerinden yaparız. Havale ve işlemleri de. Bireysel ve ticari araştırmaları da! Özel Sektör ve Devlet kurumlarına da internet üzerinden ulaşırız. Seyahat yerleri, ücretleri, gidiş dönüş biletlerini de internet üzerinden yaparız. ‘Uzaktan Egitim’ ile eğitimin bir kısmını da. Görüldüğü gibi örneklemeye geçince faydaya olan maddeler uzadıkça uzuyor.
Yönetsel ve kanunsal sorun dağ başındaki çobanın porno izlemesi değildir. Porno izledikten sonra ortaya çıkan ve hayvanına tecavüz ettiren ‘psişik sorun’ ve ‘kimse yok’ algısının rahatlığını yenerek ona engel olabilmektir. Örnek kimine biraz uzak gelebilir. Bir de şöyle diyeyim. İçindeki sorunu kariyer ya da kapital ile örten kişinin kendine örgülediği kalenin içinde masumane gezinenlere ne olacak?
Kanun Yapıcılarının küçük çözümlerinden biri; çocuk pornosunu hazırlamak, sunuma koymak ve izlemek suçtur ve bu uygulama kararı bir reflekstir. Karşı refleks ise; ben büyük pornosuna bakıyorum. Girdiğim sitede çocuk pornosu varsa ve onu izlemiyorsam sen beni nasıl izledin diye suçlarsın, diye gelişir. Yazının her yerinde olduğu gibi iki ucu lavantalı! deynek burada da devreye girer. Aklı geniş yapıcının kendini kurtarma yanıtı; dijital imzası güvenceli olan sitelere girin kardeşim, olduğunda, durumun her yanı lavanta! laşır. Sanal erişimde güvenli porno sitelerinin bin katı güvensiz porno siteleri vardır ve arama motorunda genelde bunlarla karşılaşılır. Sözü masum algıdan sürdürürsek; isteyerek ya da merak ederek fark etmez, arama motorunda porno ara diyenin ne ile karşılaşacağı malum; ilk adım güvensiz siteler.

Dünya devletlerinin yönetimleri tek değil ama teknolojik alt yapı sağlamanın kaynaklarına inildikçe sayının azlığı fark edilir. Öncü ya da hükmedici devletlerin yönetim politikaları diğerlerini çıkarlarına ‘ayarlama ve sömürü düzeni’ni ahlaksızca kurguladığı için pornoyu ‘kaynağında ya da ilk yayıncı da kurutma’ ilkesi bir türlü hayat bulmamakta ve trilyon şey içinde pırıltısını korumaktadır.

Elbette bu sözler porno ya da ‘porno izleme’ sorununu bitirmez ve bitiremez. Sektörden geçim alanlar kadar, karşı safta da geçim verilenler vardır. Yani ‘etekteki taşlar’ çok çeşitli…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun