İnançsızlaşan Türkiye

Sağın iktidar olduğu bu dönemde, inançsızlığın artmasında suçlu olarak sol kesimi gösteriyor. Neden inançsızlık yönetimimizle arttı diyerek, bir özeleştiri yapıldığına da şahit olduğum hiçbir haber okumadım. Ülkemizde sola baktığımızda dindar ve dinsizlerden oluşan bir nüfus görüyorum. İnsanlık yüreğin bulunduğu tarafta atar, Tanrı’ya sevgi de sol yanda bulunur.

Ülke kurucumuz Atatürk, aydınlanmayla bugünlerde yaşadığımız sorunların önüne geçmek için Kuranı Türkçeye tercüme ettirmişti. Ezana kadar Türkçe okunarak, ana dilimiz ile anlayarak dini yaşamamızı ve aslında aydınlanmamızı istemişti. Örneği çok dünyada, aydınlanmaya sebep olan Martin Luther gibi. O zamanların mirası, şu an ki dindarlar. Demokrat Partisinin mirası da şu an ki dinciler. Tekke ve zaviyeleri hurafelerin önünü kesmek ve bugünkü sorunları yaşamamız için kapattı. Zaten o zamanlardan beridir, yıllarca da Kuranı öğrenmek isteyenler camilerden öğrenebiliyor. Demokrat Parti döneminde, Atatürk’ün kararına saygı duyulmayarak yeniden Arapça ile Arap kültürü de dayatıldı. Karanlık çağ yeniden başlarken, bir yandan dinci kesimlerin yayınevleri açıldı, yayınlanan kitapların doğruluğu denetlenmeden. (Aslında her cümlemdeki konular o kadar derin ki çok azıyla şimdilik özet geçtim.)

O dönem, ses çıkarmayan halk ya da biz solcular; çocuğumuz papağan mı(?), biz çocuklarımızın Kuranı Türkçe öğrenip, anlamasını ve dinlerini bilmesini istiyoruz(!) demedi! Sonra, mağdur edebiyatıyla bir gün Erdoğan, ezanı Türkçe işitmenin eskiden kendisini üzdüğünü belirttiğinde, Türkçemizi halk yuhaladı! Evet, yanlış okumadınız Türkler Türkçesini; yani ana dilini yuhalamıştı.

Demokrat Parti döneminde, Kuran kursları yeniden açılmaya başlandı, ezanlar artık Arapça okunuyordu ve Kuranın Türkçesi öğretilmeden yalnızca Arapça ezberletilerek, eğitim verildi. Bu eğitimleri tamamlayan hafızlar mezun oluyordu, Kurandan hiçbir şey anlamayan yalnızca, bilmedikleri Arapça kelimeleri ezberleyen. Kuranı bilmeyen, Kuran da yazılanlardan bilgisi olmayan, kulaktan duyduklarıyla, din de deneyimi ve tecrübesi olmayan yalnızca, ezberci talebeler… (Cehalet nedir; okuma yazma ile bağdaştırılır, halk dilinde anlamca; yanlıştır! Oysa; eğitilmemiş, öğretilmemiş, belli bir konuda yetersiz bilgisi olan kimse değil miydi? Bu durumda bu yetişen hangi talebe cahil değildi?!.)

Solcular ise o dönemde, biz çocukların Arapça öğrenmesine karşıyız(.) demediler! Şu an, ülkemizin yüzde doksan beşi Müslüman ise, bu Müslümanların da yüzde doksan dokuzu Kuranı bilmiyor!

Dindar yetişmiyor ve aydınlanma yaşanmıyorsa; peki, burada yalnız sağı suçlayabilir miyiz?

Bu ülkede Atatürk’ümüzün kurduğu sistemle, fuhuşa karşı büyük mücadele verdi. (Şimdilerde ise iki yüz bin civarında seyir ediyor seks işçisi ki birçok evde de artarak yapılan fuhuş nüfusunun rakamlarının bilindiğini zannetmiyorum). (Bu konuda tarihi bir anlatımı okumalısınız; https://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/soner-yalcin/fuhus-mirasi-2255782/ )Günümüzde sağ iktidarın döneminde yaşanan fuhuş ve kerhane ortamlarında görüyorum ki ahlak, yeniden en az Osmanlı dönemindeki boyutunu aldı. Üstelik her sağ dönemde kerhanelerin kapatılma gibi bir rahatsızlıkları olmadığı gibi, her yeni dönemlerinde kerhane ve fuhuş ortamları (gazino ve pavyon gibi eğlence sektörleri ilk 1960’larda patlama yarattı) artmıştır.

Hatırlar mısınız, bize Amerika’dan bir filo gelmişti; o filonun İstanbul’a gelmeden ilk durakları İzmir’di. Bahriyeliler ilk Tepecik’teki genelevin yolunu tutmuş, fakat arzu ettikleri ortamı orada bulamamışlardı. Dünyada bir ilk yaşanmıştı; o dönem genelevde çalışan kadınlar askerleri kovup, eğer eve girerlerse evi yakacaklarını haykırmakla kalmamış; taşla, sopayla kovalamışlardı.

6. Filo’ya ilk protesto fitilini tutuşturarak ilk adımı atan, 1968-1969 döneminde Tepecik genelevinde çalışan kadınları canı gönülden taktir ediyorum. Düşman askerleriyle yatmayacak kadar namuslu olduklarını yüreklilikleriyle de canları pahasına dik durarak, şereflerini kanıtladılar. O kadınların antiemperyalist çıkması tesadüf değildi; onlar Atatürk sisteminden eğitim alan, sağcıların tuzağıyla bu evlere düşen kadınlardı!

Onları kahraman gibi İstanbul’da karşılayan Demokrat Parti siyasetçileri ise, onlar için türlü zahmete girerek; kerhaneyi hazırlatmıştı Kabataş‘ta, tüm hizmette bulunacak kadınları o düşman Amerikan askerleri hastalanmasın diye de doktorlar tarafından tek tek muayene ettirmişlerdi. Hatta duvarları boyanmış, bakımlı bir genelev de ağırlamak için! Elbette, bizim üniversiteli kızlarımız protestolar da Türk Kadınlarımızın namus hakkını aramışlardı. Nitekim, bu devrimin sebebi toplumsal bir nefsi müdafaydı! Sloganları açıktı:

Türkiye 6. Filo’nun genelevi değildir, Türk kadını onurunu koruyacaktır, yankee go home…

Her sağ dönemde ahlaksızlıkların artması ve inançsızların artması tesadüf müydü? Diyanetin fetvalarını okuyoruz, neredeyse her ahlak içeren fetvasında ahlaksızlara ilham olacak mesaj veriyor; lakin, ahlakın yücelmesi ve insanlık orta paydasında buluşturmuyor Müslümanları. Mesela, hiç haramdır demiyor ahlaksızlık için! Günümüzde, ahlaksızları cesaretlendirecek az mı dava sonuçlandı; peki istismara uğramış ve kurban olmuş kimselerin, yaşam özgürlüklerinin alınması; hangi inanç sığardı?

Diyanetten kerhanelere imam atanması ve kerhanelerin artması; Diyanetin dinen ve ahlaken bir kurum olmadığını kanıtladı ve bu durum onların, insan pazarından kazanan ve hatta denetleyen bir kurum olduğunu da tastiklemiş oldu.

Bizim Türk Kadınımız tarihte onurludur, adaplıdır, ahlaklıdır; ama İslam bize yaramadı, İslam adı altında gizlenen düşmanları Müslümanlık perdesiyle, siyasetçileri ahlaklı gibi itibar alırken, ezilen kadınlarımız sahibiydi o itibarların!

68 kuşağı döneminde az önce aktardığım Türk Kadın öğrencilerinin haklı slogan ve duruşlarıyla, karşılarında yine sağ kazandı. Çünkü, onlar siyasetlerine İslamı kullanarak hep haklı oldular! Aniden devreye dinci basın girip;

Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm!

Basınla kalmadı tabi iş! Artık camilerde ve Kuran kurslarında toplanıp insanları manipüle ederek, cihad adıyla, gerekirse şehit olmanın güzellemesiyle, elden gidileceğini düşündürecekleri din alet olacaktı!

Neydi o filoya yapılan bakımlı kerhane; hani onur, hani inanç; hem hangi inanç, neye göre inanç?! Bunları hiç sorgulamadılar ve kızlarımıza acımadılar!

Demokrat Parti döneminin etkisiyle, 68 kuşağının sağcı gençleri gibi solcu gençleri de toplumun dayatmalarından etkilenmiş, ortamlar da ılımlı söylemler başlamıştı. Eylemler de solcu erkeklerin kız arkadaşlarına, ‘bacım’lı hitaplarla konuşmuşlar ve bu durumu gerektiği kadar sorguladıklarına inanmıyorum. Tam özgür düşünmeyen bir 68 sol gencimiz vardı. Bir bakıma bu durum karşı tarafın beyindeki sınırlamalarına benzerlik gösterir. Oysa, bilirsiniz ki çoğu genç bu eylemler de aşık olup evlenmişti.

68 Kuşağı ve büyüklerimizin en büyük eksiklikleri, öğrendikleri siyasal terimleri sloganlar da kullanırken halka o tanımları aktarmayı düşünmediler. Emperyalizm deyip durdular misal, sahi halk bilmediği terimlerle neyin karşısında duracaktı? Bu eksiklikleri, sağa koz verdi; sağ durumu değerlendirerek misal kominizm için şeytanın işi ve dinsizlik olarak aksetmişti, halk böyle öğrendi. Komünist olmak, halk için çok kötü bir şeydi! Çünkü hala aydınlanma yaşanmamış, halk gelişmemiş, olmamıştı. Günümüzde ise, halkı aydınlatacak en ufak ışığın üzerine çöküyorlar.

Türkçemizin önemi, hayati değer taşıyor. (TDK bu yüzden mühimdir!)

Provakatörlerin sözleri sağcı gençleri ayağa kaldırıyordu. Az mı kızımıza tecavüz ettiler, az mı oğlumuzu öldürdü bu sağcılar! Evet kandırıldıklarını anlatıyorum, ama elbette ki onlar da hiç masum değillerdi. Ödül misali, kan emdiler; hem de İslam adı siyasetiyle. Hangi Tanrı bunları affedip, alacak cennetine! Hiç düşünmeden kıydılar canlarımıza. Vicdanı kalplerinde tatmadılar, cehaletleri vicdan, merhamet ve empati gibi duygularının gelişmesinde engeldi, sadistçe ve başarıymışçasına zarar verdiler canlarımıza! İşte o sağcı gençler açtılar kanlı ellerini ve döndüler filoya kıble misali, kula kulluk ederek, insanlıktan çıkıp zarar vererek; lüks ve sapıklıklarıyla, mutlu ve hazlı yaşadılar; en güzel hak etmeden oturdukları koltuklarında; imzalar atıp, güzel maaşlar alarak rahat yaşadılar… (misal, müteahhit oldular! İhaleden ihaleye emlakçı misali…) Bizim çocuklarımız öldürüldü, onlar yaşadı ve yaşatılırken en güzel şekilde, bizim çocuğumuzun tabutu kimsesizler mezarına törensiz gömüldü!

68’lerin solcularının inancı, nasıl sağcılar tarafından sarsıldıysa; şimdi de aynı sebepten, inançsızlığı arttıran sağ iktidarının yapmış olduğu ahlaki başarıdır.

Bize dokunmadan birbirlerinden bulsunlar! (Ensar olayı misali…Çünkü, biz solcular üzülüp tepki verdiğimizde Ensar vakfında badelenen erkek çocuklarının bir tanesinin ailesi durumdan rahatsız olup yanımızda yer almadı. Oysa, o çocuklar da bizim geleceğimizin çocukları ve bu vatanın mirasçılarıydı. Hem de böylesi bir olay da sussak insan kalır mıydık? Nasılsa, bir kereden bir şey olmuyor madem, herkes memnun!)

Ne zaman konu Amerika olsa, ses çıkarana karşı kullanılan silah, hep dinin elden gitmesinden korku siyaseti uygulanıyor. Amerikalıların sayesinde biz bu şekilde yaşıyorsak, ki netekim bu ülke en çok sağcılar tarafından yönetildi, o halde sağcıların Washington Kabe’leri!

Sahi neydi o 6. Filo’nun karşısında kıble gibi namaz kılmaları? İlk Pazar Kanlı olarak tarihe geçti. 200’den fazla öğrenciyi katlederken sağcılar, polis ve askerler seyirdeydi.

“Sol örgütler bizim sandığımızın tersine, zararsız, eline bıçak almamış insanlar çıktı.” Mehmet Ağar bu sözleri ilettiğinde vicdanıyla değil, siyasi rand için itirafta bulunmuştur.

68 Kuşağı, çok donanımlı değildi!
Kurtuluş Savaşı’nı başlatırken Atatürk’ümüz ve yakın arkadaşlarının yaşadığı sorunları bilmediler. (Bazı illerde savaşma taraftarı olmayan halk vardı ve maalesef, savaşırlarsa düşman askerlerinin zalimliklerinden ürküp, kaybetmekten korkuyorlardı.) Atatürk, bu halkı iyi tanımış, yine de ülkemizi düşmanlardan kurtarmaya öncü olmuştur. 68 Kuşağı ise Kurtuluş Savaşı’nda halk gösterdiği başarıya güvenerek kazanacaklarına inanmış, bu halka inanma cesaretini göstermişlerdi. Hayatlarını riske atmış, halk evlatlarının yanında olmamıştır.

Tarihi bilmenin önemi, hayati değer taşıyor. (TTK bu yüzden mühimdir!)

1980 darbesinden sonra daha çok bölündük. Üstelik, her darbe de daha da böldüler bizi! Hepimiz ideolojik seçimlerimize uygun partilerimizi yol alırken görmedik, partimizle bile inancımız sarsıldı. Sonra ideolojisiz olduk, ideolojilere de inancımız sarsıldı. Bir futbol takımına nasıl fanatiksek, partilere de ailemizden oy verdik, genelde fanatik takıldık!

Bu halk nelere şahit olmadı, iktidar partisi Atatürk siyaseti yapıp oy kazanmaya çalışırken, sol partimizi de İslamcıl siyasette takas gördük; üzerine milliyetçi parti yerli ve milli zarar görecek tüm konularda desteğini iktidara verirken, Andımız’ın ve Türkçe dersimizin kaldırılmasında  ise büyük imzası oldu; diğer yandan HDP ise, barış partisi olarak devrimci siyaseti yaptıktan sonra PKK ile tehtitler de bulundu…vs. Bu ülkenin siyasetine zaten siyasetçilerinin bile inancının olduğunu sanmıyorum.

Peki siyasetçilerin argümanlarının basitliği, üzerine halkın Türkçesinde daralan anlamlar daha çok yanlış anlaşılmalara ve daha çok sorunlara sebep olmadı mı; fazlası olacak böyle giderse.

Her semavi dinde yakın argümanlar kullanılır; öldürme, çalma, tecavüz etme…vs. Dinci şarlatanların her dinde aksini yaparken tanık olunca, günümüz insanlarının inancı sarsıldı.

Biz solcular, bizden olmayanlara itici olduk; çünkü geçmişteki komünist olarak etiketlenen, şeytan işi yapanlar olarak nitelenen, iftiralardan kurtulamayan ve kendisini savunamayan, masa başında çoğunlukla entelektüel geçinen, fakat kendimizi korumakta güçlük çeken aydınlarız. Yoksa, neden ülkeyi yönetmediğimiz zamanlarda haksız yere suçlanıp; öldürüldük? Onlar yönettiğinde onlar suçluydu; ama hep biz suçlandık! Bu ülke de en çok solcular ezilmedi mi! Aydın olmak yolunda aramızda çoğunluk yok. Haliyle, karşımızdakilerin bize olan inancını tazelemek zorundayız.

Sözde bir dincinin hatasında, tüm Müslümanlara laf atarcasına, İslam bu(!) diyebiliyoruz. Herkes dinci değil, herkes suçlu değil ve aramızda halen iyi niyetli dindarlar var. İnsanlar dinlerine kutsal bir bağ taşırlar. Bu vesileyle camilerde, kiliseler de insanları topladılar; tarihte defalarca! Ama ders almadık, çünkü tarih dersimiz iyi değildi. Bu tavrımızla da hedef olup, darül harp için olanak veriyoruz; bunu zaten karşımızdakiler de istiyor. Ya dincinin yaptığı suçu, dine mal etmeden onu direk suçlasak, o zaman kazanırdık değil mi? Ağzımızda din argümanıyla eleştiri yapsak, haklıyken haksız bakıyorlar. Argümanlarımız da dini kullanmazsak, daha başarılı ve haklıyken suçlanmayacağız.

Bir çocuğu badeleyen hocaya dininden ötürü kimse hak vermez! Demek ki burada hocanın sapıklığından yaptığı şey suç. Bir başka yerde, bir dindar yardım ettiği zaman, dininden ötürü de tebrik etmiyoruz! İslam da yardım etmek sevaptır, İslam bu (!) demiyoruz. Bir yerde onlarla aynı şeyi yapıyoruz, onlar gibi farkında olmadan aynı yere hizmet ediyoruz. Demek ki süreklilik ve bir ortak payda bulmamız gerekiyor. Yoksa, onların da bizlere inancı sarsılıyor.

Bir yandan zaman ilerledikçe geçmiş yüzyıldan uzaklaşamıyor, o dönemin argümanları bayağılaşıyor; bir yandan da günümüzde çağımıza uygun yaşayamıyoruz. Yeni ve güçlü argümanlar oluşturamıyoruz, nitekim Türkçemiz de zayıfladı; geçmişten de pek tecrübe edinen bir toplum görmüyorum. Ezberlerden ve kulaktan duyma bilgilerden cehaletimizi arındırmalıyız. Yoksa; hem sağcısı hem solcusu hem de geri kalanı, hepimiz bir bataklıkta gibi birbirimizi debeleyerek daha derine gömme telaşından ayılamıyoruz.

Şimdi bu sorulara tartışma açıyorum; hep birlikte irdelemek ümidiyle.

Sağ şimdiki gücüne ulaşırken, solun hatası neydi; direnmemek miydi; yoksa kazanmaya inancımız mı zayıftı veya hevesimiz hiç olmadı mı?

Her şeye rağmen halkın sağcılara olan desteğinde, solcuların ne gibi payı var?

Sol inançlı bir halk mı, yoksa ahlaklı ve bilinçli bir halk mı istiyor; nitekim Kılıçdaroğlu döneminde, Arapça Kuran dağıtıp, giyim tüzüğüne saygı duymadan çarşaflı kadınlara üyelik taktim etti!

Sağcılar ahlakın hiç olmadığı kadar dibe inmesine sebep olurken, sizce solcular  ne yapmalı?

Sağcıların bozduğunu, solcular nasıl tamir etmeli?

Kimin neye ibadet ettiği kimsenin problemi olmamalı fakat aynı zamanda kimin neye inanmadığı da problem olmamalı; zoraki dayatmalar olmamalı! Birleşmeliyiz! İnanç seçimlerimiz kutuplaşmaya neden olmasın. Nitekim yazımda belirttiğim üzere, dinci baktığımızda inançsızca 6. Filoya kıble duruşunda, diğer yandan dini inkar edenler bir tarafta, çok az dindar da kendi yolunda; bari dini aramızdaki engel olarak kaldıralım. Kazanalım. Emperyaller, akıllıca hareket edip birlikte güçlü olan bir halkı da dini kullanarak böylelikle sömüremez.

Herkese laik bir ülke de yeniden özgürce ibadetini yaşayacağı yarınları diliyor, herkesin inancına saygı duyduğumun da altını çiziyorum. Sürçü lisan ettiysem affola.

********

Not: Bu yazımda sorguladığım konularda Sayın Yılmaz Dikbaş’tan yardım aldım, çok teşekkür ediyorum. Yazımın sonlarında Sayın Yusuf Nabi’nin sorguladığı soruları ekledim, ona da çok teşekkür ederim. Ve benim bugün klavyede cesaretle yazmama sebep olan ve benim kişisel gelişimim de emeği çok olan Sayın Homo Erectus’a sonsuz teşekkürler. Gündem Arşivi ekibimizin Twitter grubumuzdaki tüm saygıdeğerlere de ayrıca bu yazımda çok teşekkür ederim, sayenizde büyüyen bir siteyiz. Hep beraber aydınlık yarınlara, kurbağalara suyun sıcaklığını uyarıp sıçratmak ümidiyle. 

Sevgiler&Saygılar, Kemalist İlkay.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun