İlhan Kemal’e kısa bir değini

Genel algıda şair unutulur, şiiri irdelenir.

 

İlhan’ı, İlhan’a, İlhanca…

Zaman her şeyin tanığıdır ve insan kendini tanıklandıran’dır. Toprak, içinde zamanın yaşlarını saklarken, hayvanın – bitkinin tanık neyine! Ya da biz öyle düşünüyoruz. Dünyanın kanı bana, teri sana. Gülüm, güzelim, Zülfikar Zambağım, öpüşlerinin her halini sevdiğim. Hadi bir uçum düşür beni kanayım, kanayayım, kanımı yayayım. Benden sonra da bir not düşen olur elbet.

İlhan Kemal’ce bir satır şiir yazdım. Tek fark, benimki paragraf oldu.

80’leri ağır şartlarda yaşamış, 90’larda okumaktan ziyade yazmaya yeniden dönmüşüz. İçimizdeki ateş harlandıkça ustaları sağmışız. Tını Aysel’in kadın emeği, Söylem Çetinkaya’nın sofrası. Adnan Yücel, Turan Altuntaş, Nuri Ayvalı, Zafer Doruk sözün ve sofranın başköşesi. Feyyaz zorla içeri sızan. J Büyüklerden öğrenmişiz ağız dolusu ‘yavşak’ demeyi, kalıcı ürünün zamandan ve yaşamdan sağıldığını. Ankara’da Muhittin ile beraber Cengiz’in elini bırakmışız, İnsancıl’ın.

Özal’ın 92 şartlı tahliye kararı ülkeyi yöneten alçaklar adına Vatansever Çocuklar ve Aileleri’nden sistem özrüdür belirtecinde; Muhittin Çoban ‘ne yapam’ derdinde Eskiyer’i açmış, hepimizin ateşi orada sinerjiye dönüşmüş, her sohbetin damlası artmış, doğum hazırlığındayız. Hepimizin dilinde yoğrulan türkünün adını Osman Erkan koydu; LÜL.

(Kominleştik, karıncalaştık. Emeğimiz Adana Edebiyatına bir imza olurken İç Demokrasi sorunumuz oldu, bölündük. İmgelem Çocukları olduk, İmgelem olduk. Az geldi Ötekileriz olduk, yürüdük zamanın yüzünde. Can demine gelince ölüm, en güzel ağız tadı olurmuş. Adaşım Bahattin Yıldız’ın acısı yüreğimizde hala sıcacık durur.)

Eskiyer’de sayımız sürekli arttı. Adana’nın her yanından yazı düşkünleri vardı yanımızda, yönümüzde. Bir gün yine söyleşiyoruz. Gözlüklü, güleç yüzlü bir kardeş yaklaşarak merhaba dedi. Adı İlhan Kemal Kaplan’mış. Kanımız tez kaynadı birbirimize. O zamanlar ilk kitabını daha yeni çıkarmış, şimdiki gibi omuzunda çantası, içi dergi – kitap dolu.

İlhan’ın dost çeken yanı her konuda sözünün olması ve dinlemeyi bilmesi! Gün ışıklarını toplarken yerin yüzünden Seyhan Kıyısı hepimizin takınağı. Zeki Karaaslan, Mehmet Ak, Bahattin Yıldız, İlhan Kemal ve ben. Bir bank yetmez, kıyı parmaklığı da oturak olur sohbete. Şiir, türkü, konular akar gider dilimizden Seyhan’a. Boşalan şişeler birbirinde parçalanır, yarım kalmışlıklara ve şiire adanır. ‘Posta posta sesimi sana gönderiyorum’.

İlhan ile sohbet güzel olur. Fettah Köleli ya da Uysal Aslan varsa konu Ortadoğu, Avrupa, ABD, dünya olur. Çetin Derdiyok kardeş toprakları söyler. Sabit Hoca (Bayıldıran) edebi muhalif yanımızı durmadan hatırlatır. Adana misafiri Şalgam ve Şalvar düşkünü Hilmi Haşal şiirin keskin köşesidir. Süreyya Filiz aşkın halleri portakal çiçeğimiz. Konular ortaya tereyağı, İlhan’ın önü kıl olur. Anlayana…

Hepimiz kendi performansımızda ‘arı gibi’ çalışırız, içimiz konacak yer arar. İlhan ayrı, tazıdır o. İyi şiirin ve şairin kokusunu tez alır, izini sürer, bulur, ürünü getirir dergiye. Seçkilerinde yanıldığını gören olmadı. Ondandır dergilerimizde yeni isimlerin çok olması. Vesselam, her dergi ya da oluşuma lazım bir insan!

 

Şehrin her yanı hüzünyüz’lerle dolu. Meydanlar, bulvarlar, sokaklar düşükyüz’ler sergisi. Yöneticilerin hesapsız arzuları kamil insanların anı köklerine saldırır. Şehir park olur, gökdelen olur, bir nesil geçmeden çocukluk – gençlik anıları yok olur. İlhan insani temel değerler derdinde. Tahta kaşıkların yerini metal kaşıklar almış, gümüş, altın… neylersin.

Halk içinde Adana’nın Toros’ların da değişik Cumhuriyet’ler vardır. Murt Cumhuriyeti, Kamalak Cumhuriyeti, Cabar Cumhuriyeti, Tapan Cumhuriyeti gibi. Hepsinin ortak noktası kültürünü korumak ve vatanını sevmektir. Urumlu, Kayseri tarafından gelen usta – işçi akarıdır. Baharda gelir, sonbaharda giderler.

Feke’nin Farsak Yurdu Tapan Cumhuriyetinden Çerçi İsmail eşeği ile köyleri, bahçeleri, tarlaları gezer, yorgun ırgatların damağına tat, evlensek kızların çeyiz işlerine ışıltı – renk olur. Çerçi İsmail’in terkisi hep doludur. Bisküvi, lokum, şeker sucuğu, Konya şekeri, cıncık (akide) şekeri, düğme, yazma boncuğu – ipleri, iğne türleri, fistanlık, şalvarlık, mintanlık Sümer basmaları ve şehir kumaşları ve bir sürü akla gelmez ıvır – zıvır. Çerçi İsmail eskilerin ‘ceketimi üstüne atsam hamile kalıyor’ dediği zamanların insanıdır. Milleti kadar eski, Devleti kadar yenidir. Yoksuldur, çalışkandır, gezgindir. Zaman üzerinden ağır şartlarda geçerken on çocuğa güç yetirmiştir. Sekiz erkek, iki kız.

(İlhan Kemal böylesi bir babanın dokuzuncu çocuğudur. Buralardan neden anlatı metinleri çıkarmaz bilmem.)

İlhan yaşamın içinden süzülüp gelmiştir. Ortaokul da Kozan’ı, Lise de Adana’yı bilmiştir. Hafta sonları aşk için Yavuzlar’dan Narlıca’ya sabah beşte yaya gitmek kıymettir onun için. Türkan’gilin evlerinin karşısındaki Sabahçı Kahvesi’nde üç – beş çay içmek, taze pide ve gravyer peyniri ile kahvaltı yapmak keyiftir. Arada bir içinden Anadolu türkülerine tutulmak, uzaktan sevdiğini gördükten sonra Tren Yolu’nu takip ederek eve dönmek anılarının güzel yerinde durur.

İlhan dostlarına takınak’tır. Vefalıdır. Zeki Abi (Karaaslan) kankasıdır. Şiir’i birbirlerine ne kadar anlattılar, Allah bilir. Bir de geceleri kendine anlatır şiiri. El ayak çekilir, İlhan kendine kalır. Masası şiirin her hali! Böyle olsun, şöyle olsun, öyle olsun. Sesçik ve sözcük’ler dize içinde her halini gösterirler İlhan’a. Ya da İlhan arar durur onların her halini.

İlhan’ın İmgelem’i Yokşehir’dir.

Ondandır, imgesi genel algı da dizenin kuytusundadır. Aramak ya da görmek gerekir. Şiir’in tadını bilen için bulmak kolay,  iki dize arası bir İmge’dir.

Dil toplumsal yapının omurgasıdır ve eskiyi koruyarak sürekli yenilenmesi gerekir. Şiir dil yapısının algısal derinlikteki açılımıdır. İlhan ses ve söz Mimikri’st’idir. (Burada terimi kavramak için dil evrimi üzerinden değerlendirmek gerekir.) İlhan her sesçiğin algısını önce içinde yaşar, sonra kağıt üzerinde eskizlerini tamamlar, bitti dediğinde dizelerini tamamlar. Bitti dediği yer bütün birikimlerinin noktasıdır. Gelecek ayrı…

 

Bahattin AVCU

 

 

 

5 thoughts on “İlhan Kemal’e kısa bir değini

  1. İnsancıl’dan, Lül’den ve Adana’da edebiyatın yönünü değiştirmekten bahsedip de Hasan Hüseyin Gündüzalp’ten, Bülent Gökgöl’den ve diğer yazına emek veren arkadaşlardan söz etmemeniz… Keşkeler yüreğimizde kalmasa keşke…

    1. Esenlikler dileyerek selamlar, saygıdeğer yazarımız Bahattin Bey bu yazısında isim listesi yapmadı. Bahattin Bey belli çevresini iletti. Çok beklentili olmak bazen sizi üzebilir. Saygılar sunuyorum.

      1. Bahattin Bey bazı şeyleri yanlış anımsıyor herhalde… “Lül” adını Osman Erkan koymamıştı mesela… Hasan Hüseyin Gündüzalp bulmuştu… Ki başka bir alandaki sohbette, ismi geçen arkadaşlara karşı “gönlümde yer kalmamış onlara” gibi bir ibare kullanıyor… Bazı isimlerden bahsediyorsanız, görmemezlik, yok saymaklık yazmak eylemine yakışmaz. Yazın tarihini doğru telaffuz etme açısından doğru dillendirilmesi de gerekir… Kaldı ki, bahsi geçen kişilerle hepimizin dostluğu var. sorun şu bilakis bahsedilmemesi…Düşünülerek yazılıp yapılması…

    2. Sevgili Özlem, ya ürünü okumadın ya da Alp’in gazına geldin. Ben İnsancıl ve Lül’ü yazmadım. Sadece İlhan üzerine kısa bir yazı yazdım. O da tanıştığımız zamandan bu güne, birlikte paylaştığımız sohbet zamanlarını yazdım. Sıcak bir örnek; seni yaklaşık 15 yıldır görmüyorum. İlhan’la 3 ayı geçmez Seyhan’ın kıyısında buluşur 3 – 5 saat geçiririz. Adana’nın ve bizim Edebiyat Ortamımızı yazmış olsaydım, elbette bir çok isimi sıralardım. Ben sadece İlhan’a kısa bir değini yazdım. Orada da nezaketen Tını, Söylem, İnsancıl, Lül, İmgelem Çocukları, İmgelem, Ötekilerizden bahsettim. O kadar. Farkındaysan o zamanlar sadece bu kadar dergi yoktu, başkaları da vardı. O arkadaşlarda sizin gibi alınıp üzerime mi gelsin; bizden niye bahsetmedin, diye. Bunun ne anlamı olur. Genel algıda Edebiyatta kişinin kitabı üzerine yazı yazılır. Ben de kendimce bir harmanla kitabını değil, şairini anlatayım dedim. Yeni bir şey olsun. Zamanla diğer arkadaşlarda kendi yaşadıklarını yazar, ortaya okumaya değer ürünler çıkar. Söz uzamadan sana selam, annene saygılar olsun, esen kal.

      1. hayır ürünü okudum bütünüyle, kendimle ilgili de alınganlık yapmayı kendime ihanet saymamakla birlikte hem de… ki bu süreçlerin bir çoğunda birlikte çalışmışlığımız vardır sevgili Bahattin. Haksızlık yaptığını düşünüyorum hala. İlhan Kemal’e övgü yazının içinde ya da anı yazının içinde bir isme atıfta bulunuyorsan, atıfta bulunduğun isim kurumsallaşmış bir isimse, doğru telaffuz etmek gerekmez mi bazı şeyleri (her ne kırgınlığın her ne üzgünlüğün olursa olsun). Hatırlamıyorsan da anıştırmak için sorman gerekmez mi? Bilhassa böyle yaptığını zaten beyan etmişsin. Eğrisi doğrusuyla insan insandır. Hatta gönül pencereni kapamış bile olsan… Bu insanı alçaltmaz. Bu arada İbrahim’in gazına gelmedim. Hatta belki İbrahim benim gazıma gelmiştir. Böyle bir itici tabirle virgüllüyorum.
        Elbette yazacağız o günleri… ama seni ya da diğer arkadaşları yok saymadan… Kendimize dürüst olalım hiç değilse… Alçaklığın evrensel tarihi’ne konu olamayacaksa da….

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun