Hiçliğin Keyfi

Küçük şehirlerde keyiflidir yaşamak,

Tanırsın, tanınırsın istemesen de.

Selamlaşmadığın gün olmaz pazarında.

İstanbul öyle mi?

Kalabalıkta bir hiçsin aslında.

Ha varsındır ha yoksun!

Fakat keyfi başkadır, yaşayana…

Geç kalmıştım. Telaşla evden çıkıp koşar adım durağa ilerledim. İlk gelen araçla metrobüse ulaşmalıydım. Derken iki katlı otobüs geldi.

Of! Sevemedim gitti şu otobüsleri. Basık ve havasız sanki. Bir de toplu taşıma varken taksiyle gidilmez ki! Kapı açıldı, çaresiz bindim, arkaya doğru ilerledim. İki durak sonra hemen orta kapının yanındaki tek kişilik koltuğa oturdum. Oturup telefonu elime almamla, o güne kadar hiç duymadığım değişik ve rahatsız edici bir alarm çalmaya başlamaz mı? Sesin nereden geldiğini anlamak için etrafımdakilere merakla baktım. Belli ki onlarda merak etmişlerdi. Karşılıklı bakıştık. Kimseden tepki yok. Fakat öyle rahatsız edici bir ses ki!

Biraz bekleyip şoföre seslendim:

–Şoför bey arabadan ses geliyor!

Yine bir tepki yok. Biraz sonra yandaki genç kadın da seslendi şoföre:

–Beyefendi alarm sesi geliyor duymuyor musunuz?

(Çevresine duyarlı kadınlara bayılıyorum!)

Şoför gecikmeli cevap verdi:

–Şimdi bakamam!

Fakat alarmın öyle bir sesi var ki! Sinir bozucu. Galiba sinirlerim de bozuldu!

Ya bu alarm, otobüsteki önemli bir arızanın habercisiyse!

Ya aniden, otobüse bir şey olursa!

Bu ne ilgisizlik!

Otobüs de öyle kalabalık ki! Fakat niye ben ve yanımdaki genç kadından başka tepki veren yok! Neyse ki bir durak sonra şoför indi, arkayı dolandı, bindi. Yine yola devam.
Ama alarmın o berbat sesi de devam!

Allah Allah!

Felaket geliyorum diyor, ama kimsenin umurunda değil!

Göz göre göre bir şey olacak!

İnsem mi acaba yarı yolda!

Neyse iki durak sonra ineceğim zaten. O zaman kurtulurum, hem bu sesten hem de bu boğucu havadan. Nihayet otobüs durdu, kapılar açıldı, serin ve temiz havayı alınca içimi derin bir huzur kapladı. Yedi sekiz kişiden sonra ben de indim.

İndim ama o berbat sesin benimle indiğini saniyeler içinde anladım.

Nasıl yani!

Nedir bu!

Telaşla elimdeki telefona bakıp hemen ekranı kapattım. Ses birden yok oldu.

Yanımda inen adam, çok da rahatsız etmeden başını çevirip bana baktı.

İnanmıyorum!

Ben, ben ne yaptım!

O ses benden mi çıkıyormuş?

Geri dönüp af dilesem ki bu çok utanç verici, otobüs belki de hareket edecek.

Fakat zaten herkes fark etmiştir ki sesin beni takip edip otobüsten indiğini!
Şaşkınlık içerisindeyim!

Yolcuları indiren otobüs belli ki benden sonra biraz durmuştu.

Yanımdan geçerken benim hizamda yavaşladı.

Hissedebiliyordum. Herkes bana bakıyor!

Galiba?

Rezillik!

Nefesim kesildi sanki!

Ba-ka-ma-dım otobüse.

Kim bilir ne demişlerdir?

Yani ne deseler haklılar aslında!

“Kafa iyi galiba” ya da “yani kadın da iyi oyuncuymuş” mesela!

Otobüs gitti.

Oh nihayet!

Bense şaşkın.

Sonra birden, başka bir sakarlığım geldi aklıma!

Neyse ki bugünkü o kadar sarsıcı değildi!

O sakarlığımı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim!

Ah be canım İstanbul’um!

Bazen kalabalığın iyi geliyor insana.

Ta-nın-mı-yor-sun.

İş yerimdeki odama girene kadar, o telefonu elime almadım.

Fakat o güne kadar hiç tanımadığım o ses, nasıl, nereden çıktı, hala bulamadım…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun