“Hata Benim, Günah Benim, Suç Benim”

Şavkından fırlamış bir hayatın serin esen yeli gibiydim; hatta gibiydik. Ruhunun nefesi bile sarhoş ederdi. Sana baktıkça müzik dinler gibi mest olan, kendine âşık bir sevgi taşı gibi döner dururdum etrafında. Beni iyi dinle, ben, bu ben değildim.

İsyan fişeği durduramazdı bizi. Volkan yakılmış kalbin ateşinde göğe yükselmiş yangın içinde gibiydik. Muhteşem aşk rüzgârının savurduğu çiçekler, dörtnala gelen elçilerin dileklerini kokutuyordu. Daha önce defalarca öldüğüm halde, en kötü ölümden sayende yeniden doğmuştum. Sen evreni yaratan bir tanrıça, ben yerleri süpüren bir dilenciydim. Biat etmek için kapandığım ayaklarından, kral olarak doğrulup da kendime gediğimde, masalsı bir dünyanın vazgeçilmez kahramanı olmuştum. Fark ettim ki, aslında o da ben değildim.

Ölmüş bir ruhun yeniden canlanması için canhıraş çırpınışlarına şahit oldum, sorumsuzca seyrettim. Darmadağın olan bir yaşamın ‘vaat’ edilmiş hayat olmadığını anlattın, ciddiye almadım. İster fal, ister masal, ister roman yaşa fakat gerçek bunlar değil, hayat bir şiir kadar kısa, bir şiir kadar uçuk dedin, aptalca baktım fakat anlamadım. Benden çalınanların yerine konması için dilek tutma seansları yaptın, kalbin masajının her derde deva olduğunu söyledin, bakan gözlerin kör olmasının ölüm olduğun söyledin, bense kör talihi kutsadım, kör inatlar icat ettim, aldırmadım. Pişmanım, hem de çok pişmanım!

Ardımda kocaman bir ağlayanlar ordusu bıraktım. Aldığım aşkın verdiğim borç olduğunu sandım. Mahsuplaşmanın tedavi olduğunu sandım. Attığım her adımda, düşündüğüm her anımda yaşamın kaderime yazılmış çilekeşlik olduğunu sandım. Gezegen bana yasak, yaşamak bana yasak, hatta ölmek bile bana yasak dedim. Deli ve hırçın kabadayılık ruhumun ana merdiveni kırılmıştı, görmek dahi istemedim. Bilmiyordum gökte olmakla yerde olmak arasındaki farkı, bilmiyordum kalpte olmakla yokta olmak arasındaki farkı, bilmiyordum gözde olmakla sözde olmak arasındaki farkı, bilmiyordum gönülde olmadan yaşamanın mümkün olmadığı, suç benim, hem de suçun büyüğü benim!

Damarları çatlatan alnındaki o kaba izlerin sebebi bendim, gözlerindeki okların da… Dilindeki tutukluğun nedeni bendim, yere korkarak basan ayaklarının incinme nedeni de… Kader defterini yakan bendim, seni karanlıkta bırakan da… Hata benim, hem de hatanın büyüğü benim!

İnsanlık yok olsa, bir kibrit çöpünü ateşlemekten başka sorumluluğum olmaz. Bir ruhun yıkılmasındaki katkım bir ömrün yok olmasından daha fazladır. Bu beni ateşlerde yakmak lazımken, asıl kibritin bu bende yakılması lazımken gül gibi yaşadığım söyleniyor. Yalan. Tüm yaşananlarda ve yakılanlarda emeğim var, katkım var, sebebim var… Bütün günah benim!

One thought on ““Hata Benim, Günah Benim, Suç Benim”

  1. Ali Beeey, Çok ağlamışsın çok. 🙂 Türküyü heder etmişsin. :)saygıyla.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun