Hallac

dedim ki

rahman ve rahim evrene bir; ayıran zındık

aklın incesi sır düğümlerini çözer; Müslima

Nizamül Mülk’e göğsündeki kazığı göster…

Faris seyiplere öğretir, Baku yazar, gün Emevi’ye

din Abbasi’ye, şan Selçuk’a kalır; Hallac gelir bu güne.

 

birçuvalakoyulası İsmail Nacar ve Zekariya Beyaz’a

 

Tur yöresinde aşk çiçekleri açarken, Türk eline savaşa gidenlerin mola yeriydi doğduğum Beyza ili. ibadetimizin yarı günü geçtiği Amr Mekki hem ustam, hem acım oldu. yanında bıyık kesip hırka giydim, yaşamak çilem oldu. Cüneyd-i Bağdad’i sözlerimi sever sorularımı savardı. Enel hak kıvılcımları aklını kararttı, sustu, ardımdan Büyücü dedi. İbrahim Kabe’de döndü içine, ben Mekke Camisi’nin avlusunda: günlük nevalem iki yudum su ve biraz ekmek kabuğu imrendirmiş Hintli fakirlerini, bir yılda döndüm içime, gece gündüz saflığa kesti, Allah’a, sevgiye. beyaz yün Süf’ümü çok sevdim, birde ramazanlarda giydiğim kara çulları. Asya’nın dillerini bilemesem de, dinlerini içip geldim Süfi’liğe. Emevi destekçisi Vasit ilinde üst üste koydukça bilgiyi, sırrı, aklımı ve dilimi buldum. uzak diyarlardan meyveler, çiçekler getirttim konuklarıma. önce sevmeyi bilmeli insan, enel hak.

Cihan-ı Bagdad’ı koruyan Türklerin Aksakal’ı terletti yüreğimi, aklımı. Süf’ümü çıkarıp Murakka’yla düştüm yollara. Türk ve Hint illerini gezdim, mavera ün nehir kalelerinde dolaştım. ateşi de sevdim suyu da. Kabe’de aydım, tavaf yerle göğü bağlarmış. içinde kuldum, dışından baktım her şey sevgisi. yüreğimi yuğdum çıktım evrene, enel hak.

sır aldım katından anlattım hesabıma Hinte, Türke, Arapa, Kürte. töz’le toz hem ayrıdır, hem aynı. akçe çalmanın yolu Allah’tan mı geçermiş; nefs ipine sarılan parmaklarınızı kırın, azat edin kölelerinizi. Onlar da rabbin kulu ve sizden çok onlar gidecek cennete. el gibi akılda kesilir bir gün. yaratan – yaratılan, yöneten – yönetilen yalan olur her gün. Allah her şeyi Ol Zamanı kurdu ve karışmayacak sorgu gününe kadar. akıl verdi, sevgi verdi. Adem yıksın yada kursun cehennemini diye, enel hak.

Kabe’de hac edenlere söyledim. Allah ol der olur, Adem aldığı nefesi içinde koruduysa eğer, aklıyla yapmaya çalışır bilgiyle olur. Cihat önce nefse karşı koymak, Hac dediğin nerede olursan ol aklını ve nefsini kıyam etmektir. Komutan yaşatmayı, İmam öldürmeyi bilmeli. Sahabe – Beyt soyu Adem’den ayrışmaz, kul kuldur, Muhammed’de bir kuldur. ortalık yol – yolak, ip tutan kendine. Esirgeyen ve Bağışlayan Allah adına tanık tuttum kendime Yedi Uyurları, enel hak.

Cihan-ı Bağdadı kemiren yedi ifrit söz kesmiş hakkıma. Deli, Büyücü, Allah’ın gücünü gasp etmişim, ya da öyle demiş üçü. diğeri, derisi ona çok geliyor, demiş. sinsisi, hikmet hikmetsize set olur, demiş. dilinde yılan büyüten, az’lara güç veriyor, demiş. düş gören altın düşkünü, İsa’yı tek koymaz bu, demiş. miş, miş, miş… vesselam hepsi kötüme söylemiş, söz eyleme dönmüş. Bağdadın her yanı ip ve ateş, enel hak.

Kadı Ebu Yusuf’un ‘sen kimsin’ sorusundan çok önce çaldığım kapılara demiştim enel hak diye. yanından ucuna aşa toplanmış seksen dört yağlı Şuhud içti kanımı, yedi canımı. üstüm – başım zulüm, altı yanım avaz, aklın – nefsin – sözlerin eğildiği yerlerden geçtim. Vakf sözü dik olur, vakfettim, hem içime hem dışıma dedim tekrarlarca, enel hak.

Karmati, İsmaili, Şii değilim, Kabe’yi bırakıp İmam’ı hac etmedim. Sahabe’nin öncüsü zulme sustu, ben susmadım. Mutezile – İmamiye gözünden baktım yaşama kıt geldi, Hadisat – Rivayat’tan geçtim divan düzdüm az geldi. aklımı kırdım, anladım, Cehennem Adem’in vicdanına koyduğu azapmış.  Allah dün ve yarın üstüdür. her şey sözünün artığı, kıyamet gününün bekleyenidir. yüreği Kabe bilmek, her yeri Hac etmektir. Mutezil bilmez akıldan yüreğe bir ince yol vardır. oralardan geçerken bildiğin değişir, dönüşür, gördüklerin açılır, Allah’ın ilmi saçılır. İyi – kötü birbirine ikizdir, Hayır ve Şer O’ndan gelir dayanmak gerek. Adem’i dalayan Şeytan’da, Musa’yı kovalayan Firavun’da hem secde eder, hem kötülük. Ayır kendini nefs balından halif, terlet yüreğini, enel hak.

 

Önce; utanç için yarı çıplak bağlandığım ağaç acıya dayanmadı, kurudu. zindana zincirlediler devam ettim inancıma, namazıma. herkes aklınca bir sayı söyledi rekatıma. saymadım, sevdim elhamdulillah. yanıma oğlumu, kızımı, sevenlerimi de kattılar, zindan Dar’ım oldu. ifritlerin akıllarının üzerinden aktıkça zaman, öfkeleri korkuya dönüştü. Divan tekrar kuruldu yeniden. Kadı Ebu Yusuf sordu, Şuhud’lar dinledi. kanım size haram dedim, karar verildi. gün 24 Zilkade 309 / 26 Mart 922 idi, enel hak.

 

Sonra; bin kırbaç ancak derimi yüzdü. Abdüssamed’e Konstantiniye’nin incimiz olacağını söyledim, o cehennemini harladı sözleriyle. çarmıha çaktılar ses vermedim. sağ kolum sağ bacağım kesildi ses vermedim. sol kolum sol bacağımda kesildi ses vermedim. ben Allah’a bakarken kanım aktıkça yüzüm gülermiş, onlar korkmuş. başımı da kesip bir mızrağa taktılar, kalbim yine attı akşamdan sabaha. öğlene kara yağ dökerek yaktılar uzuvlarımı. gülen yüzümü bir sandukaya koyup gönlümün çiçeği Horasan’a yolladılar, Türkler inansın diye, enel hak.

 

Ve külleri Dicle’den çıktı büyük geziye, diye düşünüyorum.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun