Gölgeler

GÖLGELER

Hava ıslak mıydı nemlimi, bir yeşil kurbağanın sırtı gibi parlıyordu ışığın vurduğu her yer. Gecenin karanlığında usulca uzayıverdi gölgem ışığı görünce, sonra gölgeme başka gölgeler karıştı hızlı, sinsi, karanlık bir titreme geçti dudaklarımdan, oysa korkmazdım gölgelerden zira yenmişliğim vardır bundan taaa yıllar önce çocukluğumdan gölgeleri!

Sonra?

Sonra hızlandı gölgeler, aceleyle uzayıp, kısalan devinimler içinde yaklaştılar, ikircikli kıpırdandım olduğum yerde gölgemle beraber. O ben miydim, gölgem mi? Bilmiyorum ama kıpırdandım işte. Karanlıkla ışığın kavuştuğu yerde belirdi, gölgelerden birinin çirkin suratı. Belli belirsiz yüzünde, öfkeyle karışık bir heyecan, ne bileyim bir sevinç vardı sanki gezinen, nedendir bilinmez, o kısacık bir an ile tarif edilebilecek zaman diliminde, ailem geldi aklıma, annem, babam kardeşlerim hızla siliniverdi karanlık ve karanlıkla birlikte gölgeler, yok oldular sırayla en uzunundan en kısasına.

Şimdi çocukluğumda, arsızca tırmanıp meyvelerini, hoyrat koparıp yediğim incir ağacının, meyvelerinin en bol olduğu kolundayım. Mutlu ve yapış yapışım, ellerim,  dudaklarım, yapış yapış, uzaktan bakıyor babam, onu görüp korkmayayım, düşüverirsem ağaçtan ne yapar sonra! Kolum bacağım kırılsa diye ürkek köşedeki laz bakkalın duvarının dibinde, ben hala arsız.

Ermeni kilisesinin avlusundayım şimdi, güneş tepede, yakıcı ışınlarını vuruyor çıkarıp fırlattığımız üstümüzün çıplak bıraktığı yerlerimize! Her yerimden ter fışkırıyor, sıcak tuzlu yapış yapış her yanım,  başka bir anının kucağına atarken düşüncelerim.

Kabataş’ın buz gibi sularındayım, akıntıya karşı kulaç sallıyorum ilerleyemeyeceğimi bile bile, bile bile direniyorum gölgelere! Alıp karanlıkların içinden uzayan gölgeleriyle, gölgemle beraber bir karanlık odadayım şimdi, kötü bir his var içimde, boğazım düğüm düğüm! Gölgeler çoğalıp, azalıyor gidiyor, geliyorlar, çirkin, öfkeli kötü niyetli, ne incir ağacı, ne babam, nede kilise var şimdi, boğazımda koca bir düğüm hissettiğim, karanlık ve gölgeler yapış yapış, yapış yapış dudaklarım tuzlu metalik bir tat var ağzımın içinde, KAN!

Ağzımın içi yapış yapış, yapış yapış bedenim.

Neden diye sorma, işte!

Böyle oluyormuş insan…

İşkenceden geçerken.

04/ARALIK/2019 Çarşamba

Murat AYDIN

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun