#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 4/4

Göçlü ve göçsüz AB’de nüfus gelişim tahminleri

“Birleşmiş Milletler büyümeyi abartıyor”

Viyana

Bir Ekim akşamı Wolfgang Lutz, Avusturya Bilimler Akademisi’nin balo salonunda sahneye çıkıyor. Duvarlar: taşan sıva. Tavan: antik tanrılar dünyasının devasa bir tablosu. Işık: sıcak, kristal avizelerden yapılmıştır. Geçmişin bu binasında Wolfgang Lutz gelecekten bahsediyor.

Wolfgang Lutz, bilim insanları, hükümet yetkilileri ve gazetecilerden oluşan bir izleyici kitlesinin önünde, dünya toplumunun ulaşmak üzere yola çıktığı sürdürülebilirlik hedeflerini değerlendiriyor. Sütunlar, çizgiler ve sayı kolonları, iklim, beslenme ve ekonomi alanlarındaki ilerlemeyi göstermektedir. Ama Lutz’un asıl uzmanlık alanı dünya nüfusunun gelişimidir.

Viyana Üniversitesi’nde profesör olan Wolfgang Lutz, dünyanın en etkili nüfus bilimcilerinden biri. Yıllardır en önemli uzman dergilerinde yazılar yayınlıyor. Frank Swiaczny de onun uzmanlığına değer veriyor. “Hatta Frank Swiazcny bile”, demek gerekiyor. Çünkü özünde ikisi de aynı şeyi yapıyor. Nüfus artışını tahmin etmek için aynı sayıları ve benzer bir modeli kullanıyorlar – ancak Wolfgang Lutz farklı sonuçlara varıyor.

Lutz, “Birleşmiş Milletler büyümeyi abartılı tahmin ediyor” diyor ve “onların modeli eski olduğu için bunu on yıllardır yapıyorlar.”

Wolfgang Lutz bunu bir örnekle açıklıyor. Son olarak yüzde iki büyüme oranına sahip olduğunu bildiğiniz 1000 kişilik bir toplum hayal edin. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce, demografi henüz başlangıç dönemindeyken, araştırmacılar şöyle diyebilirlerdi: “Bu toplum gelecek yıl 1.020 kişiden oluşacak.”

Ancak İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra bilim insanları bunun koşulsuz doğru olmadığını anladılar. Yani eğer bu toplumda çocuk doğurma çağındaki kadın sayısı çok az olsaydı – ya da çok fazla olsaydı, o zaman bu toplumun gelecek yıl sadece 1010 veya 1040 üyesi bile olacaktır.

Demograflar bu nedenle modellerine yaş grupları eklediler ve tahminler daha kesinleşti.

Basitçe söylemek gerekirse, bilim insanları bugün hala bu seviyede hesap yapıyor, Birleşmiş Milletler de buna dâhil. Ama Wolfgang Lutz değil.

Yaşın yanı sıra doğum oranını da doğrudan etkileyen ikinci bir kıstas olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler tarafından göz ardı edilen, ancak dikkate alınınca, tahminleri zamanında eklenen yaş gruplarından bile daha fazla değiştirebilecek bir kıstas.

AB işçi nüfus gelişimi tahminleri

Nijerya

Hadizatu Ahmed bir Pazartesi günü beşinci çocuklarını doğurdu ve kendisi ve kocası bir isim bulamadıkları için kıza Teni (Pazartesi) ismini verdiler. Bugün Teni 42 yaşında ve Lagos’un merkezinde iki odalı bir dairede yaşıyor. Küf kokulu bir kanepede otururken içine doğduğu hayatın kızlara çok az fırsat sunduğunu söylüyor.

Teni, babasının kız eğitiminde iki şekile inandığını söylüyor: ev işi ve Kuran. Teni buna rağmen ilkokula gitti, annesi öyle istedi. Altı yıl sonra ortaokula giriş sınavını geçti. Sayılarda iyiydi ve bir gün bir bankada çalışmayı umuyordu. On sekiz yaşında diploma sınavına hazırdı ama babası ücreti ödeyemeyeceğini söyledi.

Teni evde kaldı, dört yıl. O zamanının önemli bir kısmını, yemek parasıyla satın aldığı Super Story adlı bir dergideki, aşk hikâyelerini okuyarak geçirdiğini söylüyor. Bir öğünden vazgeçti ve karşılığında bir hayal dünyası elde etti.

Arkadaşlarının çocukları oldu, bazılarının hatta ikinci ya da üçüncü çocukları; ama Teni onlardan farklı olarak sevdiği bir adam istiyordu. Hikâyelerdeki kadınlar gibi. 24 yaşında evlendi. Büyük bir aşk da değil ama teyzesi onun iyi biri olduğunu söylemişti.

Onunla kuzeye taşındı ve nihayet diploma sınavına girmek için ondan para istedi – kocası reddetti. Üç yıl sonra kendi başına yeterince para biriktirmişti. Sınavı geçti. Kısa bir süre sonra bir oğlu oldu ve doğumdan birkaç hafta sonra ilkokul öğretmeni olmak için üniversiteye kaydoldu.

Kocası bundan hoşlanmadı. Ondan bazen dövdüğünü söylüyor. Ama üniversitede okumak Teni için önemliydi, kendisini iyi bir konuma getirmek istiyordu. Dolayısıyla boşandı ve okumaya devam etti. Altı yıl sonra Teni diplomasını aldı. 33 yaşında, ilkokul öğretmeniydi ve bir çocuğu vardı.

Bugün, dokuz yıl sonra, “Bir ya da iki çocuk daha olsa iyi olurdu ama benim kocam yok” diyor.

Anne Hadizatu Ahmed ile kızı Teni Ahmed arasındaki farklar çoktur: nesil, çocuk sayısı, hayat felsefesi. Wolfgang Lutz yine de bu farkları tek bir kelimeye indirgemek isterdi – eğitim.

“Beyin en önemli üreme organıdır” diyor. Biraz eğitim bile fark yaratır. Kadınlar çocuk sahibi olmanın Tanrı vergisi olmadığını, bilinçli bir seçim, kendi seçimleri olabileceğini anladıklarında, otomatik olarak daha az çocukları olur. Çocuk sahibi olmanın sosyal ve ekonomik maliyetlerini ne kadar iyi anlarlarsa o kadar stratejik planlar yaparlar. Ergenlik çağındaki gebelikler azalıyor, kadınlar doğum kontrol yöntemlerini kullanmaya başlıyor ve yavrularının mümkün olan en iyi şansa sahip olmasını istedikleri için, çok sayıda çocuğu az desteklemektense az çocuğu çok desteklemeyi tercih ediyorlar.

Kadınlar ne kadar eğitimli olursa o kadar geç çocuk sahibi olurlar. Önce mezuniyet, ilk işi sağlama almak, öğrenci kredisini geri ödemek, deneme süresinin bitmesini veya bir sonraki maaş artışını beklemek gerekiyor.

Eğitim en iyi doğum kontrol yöntemidir. Bu çok kez belgelenmiştir, ancak hiçbir yerde, en eğitim düşkünü toplum olan Güney Kore’den daha belirgin değildir.

Anaokulu çocukları bile burada okumayı ve yazmayı öğreniyor. İlkokul öğrencileri okuldan sonra da özel ders almaktadır. Gençler, seçkin üniversitelerin giriş sınavlarına hazırlanmak için yıllarını harcarlar. Güney Korelilerin yüzde 37’si bir üniversite diplomasına sahip, dünyanın başka hiç bir yerinde bu oran yok.

Daha yaklaşık 20 yıl önce üniversitelere gidenler çoğunlukla erkeklerdi. O zamandan beri, kadınlar eğitim ve işgücü piyasasına girmeye çalışıyorlar. Bugün onlar da devlet kurumlarında, Samsung ve Hyundai’nin şirket merkezlerinde iyi işler bulmak için uzun yıllar çalışıyorlar. Sonunda bu işlerden birini aldıklarında, genellikle kendi kendilerine şöyle derler: Bir çocuk için bundan vazgeçmem.

Güney Kore’de nüfus azalmasına neden olan tüm etkiler bir büyüteç altındaymış gibi bir araya geliyor. Eğitim iştahı. İlerleme arzusu. Kentleşme. Pahalı evler. Refah egoizmi. Güney Kore, artık dünyanın hemen her yerinde görülebilen bir etkinin en uç ifadesidir.

“Bu toplum yok olacaktır”

Filipinler, 60 yıl öncesine kadar kadınların ortalama yedi çocuğu olan bir ülke, şimdi Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda sekizinci sırada ve Almanya’nın önünde yer alıyor. Bu onları dünyadaki cinsiyet eşitliğinin en yüksek olduğu toplumlardan biri haline getiriyor. Bugün orada kadın başına üç çocuk doğuyor.

Sanayileşmiş ülkelerdeki doğum oranları yüzyılı aşkın bir süredir yavaş yavaş düşerken, bazı gelişmekte olan ülkelerde adeta göçüyor. Wolfgang Lutz, bu yüzyıl boyunca Afrika’nın büyük bölümleri için benzer bir gelişme bekliyor. Bu arada,  Sahra’nın güneyinde de tüm kızların yüzde 80’i okula gidiyor. Doğum oranları neredeyse her yerde düşüyor. Bu hafta, Nairobi’deki Birleşmiş Milletler Nüfus Konferansında, kadınlar için eşitliğin nasıl teşvik edilebileceği ve eğitimin daha da iyileştirilebileceği konuşuldu.

Wolfgang Lutz, insanların yaşına ek olarak, “okulsuz” dan “üniversite mezuniyetine” kadar yedi eğitim grubu arasında ayrım yapar. Dünya nüfusunun asla on bir milyara ulaşmayacağı, ancak dokuzdan biraz fazla olacağı sonucuna varıyor. Bu zirve değere ise yüzyılın sonunda da değil, 2070 yılı civarında ulaşacak. Asrın sonunda tekrar azalacak ve hatta belki bugünün seviyesine düşecek.

Wolfgang Lutz’un tahminleri doğruysa, uzun vadede bakıldığında aşırı nüfus sorunu çok yönetilebilir bir boyuta inecektir. Bununla birlikte, ilk bakışta gezegen için bir nimet gibi görünen, ancak neredeyse devrimsel bir potansiyele sahip olan yeni bir sorun ortaya çıkacaktır: yetersiz nüfus.

Güney Kore

Güney Kore araştırma enstitüsü Kihasa’da demograf olan Lee Sang Lim, “Bu toplum yok olacaktır” diyor. 2050 yılına kadar nüfusun yüzde 40’ından fazlası 65 yaşın üzerinde olacak. Şu anda yaşlıların emekli maaşı çalışan gençlerden karşılanıyor. Tıpkı sağlık sigortası, işitme cihazları, yürüme destekleri ve kalça ameliyatları gibi. Ama 2050’de yeterince genç olmayacak.

Bu dünyanın modern toplumlarının hepsi aynı modele göre işliyor: Besleyiciler ve beslenenler vardır. Bu genellikle şu anlama gelir: veren gençler ve alan yaşlılar. Bu ilke o kadar olağan ki – yalnızca oranlar doğru olduğunda işlediğini kolayca unutuyoruz, yani kabaca, beslenenlerden daha fazla besleyici olduğunda.

Ulus devletler var olduğundan beri, bu her zaman böyle olmuştur. Yakında bu değişecek ve Güney Kore muhtemelen bu oranın devrileceği ilk ülke olacak.

Bu sadece yaşlılar için kötü bir haber değil. Herkes için kötü bir haber. Güney Kore hükümeti, hala ürün üretebilecek çok az insan olduğu için ekonominin çökeceğinden korkuyor. Ve Lee Sang Lim, hala çalışabilenlerin çoğunun o zaman yanlış işlere sahip olacağını söylüyor. Güney Kore’de yüz binlerce öğretmen ve profesör var ve her yıl yenileri ekleniyor. Gelecekte kimi eğitecekler?

Lee, “Aslında bugünden birçok öğretmeni yeni konularda eğitmeye başlamamız gerekiyor. Ama bir deneyin bakalım! İşlerini bırakmak istemiyorlar” diyor.

Onlarca yıldır Güney Kore sadece yükseldi. Daha fazla büyüme, daha büyük şehirler, daha iyi eğitim – daha fazla insan. Şimdi ülke bilinçli şekilde küçülmek zorundadır. Lee, “Ama bunu öğrenmedik” diyor. “Bunu öğrenen tek bir ülke yok, çünkü böyle bir durum şimdiye kadar hiç yaşanmadı. Güney Kore diğerleri için bir test balonudur. Maalesef şu anda patlayacak gibi görünüyor.”

Lee hesapladı: Güney Korelileri kadınlar bugün 4,5 ila 4,8 arasında çocuk doğurmaya başlaması gerekiyor ki yüzyılın ortasına kadar sağlıklı bir yaşlı genç oranını yeniden yakalasın. Bunun yerine, doğum oranı geçen yıl birin altına düştü.

2006’dan beri Güney Kore hükümeti, nüfusu tekrar daha fazla çocuk sahibi olmaya motive etmek için 270 milyar dolar yatırım yaptı. Eskiden olduğu gibi, ebeveynlerin artık doğum masraflarını kendilerinin ödememesini sağladı, devlet kreşleri ve anaokulları inşa etti, ebeveyn parası ve çocuk başına 150 Euro’luk bir çocuk parası bütçelendirdi. Çarşamba’yı “Aile Günü” olarak beyan etti. O zamandan beri birçok resmi dairenin ve büyük şirketin hoparlörlerinden, saat 18.00’de çalışanların artık eve gidip ailelerinle ilgilenmeleri gerektiğine dair bir duyuru yapılıyor. Bir inşaat şirketinde o saatlerde yüksek sesle klasik müzik çalınıyor ve bir resmi dairede ışıklar kapatılıyor, gerçekten kimsenin ofiste kalmamasını sağlamak için (çoğu zaman bu önlemler işe yaramıyor).

Hükümet ne yaparsa yapsın, doğum oranı düşmeye devam etti – diğer ülkelerde olanlara benzer şekilde.

Singapur’da, SDU olarak bilinen bir devlet dairesi, insanların birbirlerini tanıyabilecekleri salsa dans sınıflarını finanse etti. Ayrıca 9 Ağustos gecesini çiftlerin seks yapması için “Milli Gece” ilan etti. Özel olarak yapılmış bir rap şarkısı şöyle diyor: “Biliyorum, sen bunu istiyorsun. SDU de bunu istiyor.”

Bir işe yaramadı.

İspanya’da bir “Demografik Mücadeleden Sorumlu Devlet Komiseri” vardı. Yerel halk ona “Sex Çarı” adını verdi. O daha fazla genç nesil için ulusal bir strateji geliştirdi.

Bu da verimsiz kaldı.

Bu dosyayı okumaya başladığınızdan beri 21 kişi İspanya’da doğdu. Ve 24 öldü.

İnsanlığın on bir milyara mı yoksa sadece dokuza mı ulaşacağı, Frank Swiaczny mı yoksa Wolfgang Lutz mu haklı, önemli değil; bir noktada dünya nüfusu azalacaktır. Çoğu toplum zaten yaşlanmayla mücadele ederken, bazı bölgelerde büyüme devam edecek. En geç o zaman, göçmenler için, son gençler için rekabet başlayacaktır.  Onlar Afrika’dan gelecekler. Ayrıca o zamanlar muhtemelen dünyanın en büyük şehri olacak Lagos’tan. 21. yüzyılın sonunda, Hadizatu Ahmed’in yaklaşık 26 torununun çocukları, en azından birkaç on yıl boyunca, bugün montaj hattı işçileri ve yazılımcılar kadar değerli ve aranan olacaktır, Afrika nüfusu da küçülene kadar.

 

Yazının diğer bölümlerini alttaki bağlantılarda okuyabilirsiniz:

#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 1/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 2/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 3/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 4/4

 

Bu yazı Bastian Berbner’in ilk olarak haftalık gazete DIE ZEIT ‘da 47/2019 sayısında ve daha sonra “Bundeszentrale für politische Bildung“ (Federal Siyaset Eğitimi Merkezi) 04.02.2020‘de yayınlanan yazının 4 parçaya bölünmüş Türkçe çevirisidir.

bpb.de Bundeszentrale für politische Bildung (Federal Siyaset Eğitimi Merkezi) 04.02.2020

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun