#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 3/4

Güney Kore’nin başkenti Seul, dünyanın en büyük yoğun yerleşim alanlarından biridir. Aynı zamanda, Güney Kore’nin nüfusu yıllardır azalıyor. (© picture-alliance, YNA)

“Önce okul öldü, sonra köy”

Güney Kore

Kore Yarımadası’nın tam güneyinde, Tamjin Nehri’nin ağzında, Daegu köyünün iki katlı, parlak sarı boyalı ilkokulu duruyor. Binanın önündeki futbol sahası ıssız ve ceza alanlarında yabani otlar filizleniyor. Binada uzun koridorlar, garip bir şekilde sessiz.

Giriş katında bir odada, ikinci sınıf öğrencileri öğretmenlerinin önünde oturuyor ve sessizce bir şarkı söylüyorlar. Beş kişiler. Birinci katta üçüncü sınıf (iki öğrenci), dördüncü (bir), beşinci (o da bir). Altıncı sınıfın odasında beş çocuk krizantem konulu posterler üzerinde çalışıyor.

14 öğrenci – 200 için tasarlanmış bir binada.

Yeni müdire Lee Ju Young’un bu fikri olmasaydı, okul muhtemelen şimdiye kadar kapanmıştı. Elli yaşlarında, kibar ve narin bir kadın olan Lee, geçen yıl burada hizmete başladığında, 30 yıldır öğretmenlik yapıyordu. Bu süre zarfında tam anlamıyla bir okul (nesli) tükenmesi gözlemledi. Sadece kendi bölgesinde en az on okul olduğunu söylüyor, öğretmenlik yaptığı iki okul öğrenci kalmadığı için kapatılmıştı.

Hep aynıydı, diyor. Önce okul kapandı, sonra postane ve bir zamanda süpermarket. “Önce okul öldü, sonra köy.”

Yeni işine başladığında, Lee Ju Young birinci sınıf için tam olarak sıfır kayıt olduğunu gördü. Bir şeyler yapması gerekiyordu.

Burada, hala tarım ve balıkçılıkla tanımlanan kırsal Güney Kore’de, hiç okula gitmemiş birçok yaşlı kadın var. Bu yüzden veli temsilcilerine şunu önerdi: Neden okulu yaşlılara açmıyoruz?

İlk konuşan, tüm hayatı boyunca pirinç tarlalarında çalışan 70 yaşındaki veli sözcüsünün okuma yazma bilmeyen annesi oldu. Altı kadın daha ona katıldı. Bu yılın Mart ayında, Lee Ju Young yeni bir birinci sınıfa merhaba dedi: 70 ile 82 yaşları arasında yedi kadın öğrenci.

Bu Kasım sabahı, ikinci sınıf öğrencileri yan tarafta şarkı söylerken, saçları siyaha boyanmış, sırtları ve bacakları çarpık, bazıları eksik diş dizileriyle gülerek öğretmenlerinin önünde bir sırada oturuyorlar. Defterlerine dikkatlice harfler çiziyorlar. Biri hafta sonunu şöyle anlatıyor: “Ben kahvaltı yaptım. Sonra köyün buluşma noktasına gittim.” Bir diğeri kendi ismini çalışıyor: “Geum Hwang Gol”.

Müdire durdurulamayacağını bildiği bir eğilime direniyor. Güney Kore’de her yıl düzinelerce okul kapanıyor. Eyalet kasabası Gwangju’nun bir bölgesinde, yalnızca bu yıl 400 anaokulundan 40’ı kapandı. 41 aydır, istatistik kurumları her ay doğum sayısında azalma olduğunu bildiriyor.

Güney Kore demografik piramidi 1997 – 2017 mukayesesi Kenarı çizgili çubuklar 1997 rakamlarını temsil ediyor. Mor=Erkek Sarı=Kadın

Bir toplum, nüfus sayısını korumak istiyorsa, kadınların ortalama 2,1 çocuk doğurması gerekiyor. Güney Kore’de rakam 0,98’e düştü, dünyanın hiç bir yerinde olmadığı kadar az.

Bu sadece Güney Kore. Rakamlar komşu ülkelerde de benzer. Tayvan: 1,2. Singapur: 1,2. Hong Kong: 1,3. Japonya: 1,5.

Ve bu sadece Asya. Portekiz: 1,2. Almanya: 1,5. Kanada: 1,6. Küba: 1,7.

Dünya çapındaki tüm ülkelerin yarısından fazlası, aralarında tüm sanayi ülkeleri (İsrail hariç) olmak üzere, “yenileme düzeyi” ‘nin (Reproduktionsniveau) altına düşmüş durumda. Uzun vadede küçülecekler. Tüm bu ülkeler öyle bir seviyeye ulaştılar ki, Frank Swiaczny gibi uzmanlar buna demografik modelin üçüncü aşaması diyorlar.

İnsanlığın başlangıcından 18. yüzyıla kadar olan dönem birinci aşamaydı: yüksek doğum oranı, yüksek ölüm oranı. Nüfus sabit kalıyor veya yavaş büyüyor.

İkinci aşama, bir toplum modernleştiğinde, daha iyi tıp, daha iyi beslenme olduğunda ortaya çıkar: doğum oranı hala yüksek, ancak ölüm oranı düşüyor. Nüfus hızla artıyor.

Üçüncü aşamada doğum oranı da düşer, büyüme zayıflar ve durma noktasına gelir. Niye?

Avrupa’da bu süreç 19. yüzyılda başladı. Sanayileşme, insanları artık tarlalarda değil fabrikalarda çalıştıkları şehirlere çekti. Kırsal bölgede çocuklar yardımcı oluyordu. Ekim ve hasat için iki el daha. Ayrıca, çocukların maliyeti azdı, ancak her biri büyük istikbal şansı vaat ediyordu. Çocuk sahibi olmak bir yatırımdı.

Şehirde artık işçilerin çoğu, büyük aileler için çok küçük apartman dairelerinde yaşıyordu. Çocuklar para kazanmaya pek yardımcı olamıyordu, ama yine de yemek zorundaydılar. Ekonomik açıdan bakıldığında, çocuklar bir yük haline gelmişti.

Avrupa’nın her yerinde köyler şehirlere ve şehirler metropollere dönüştü ve her yerde çiftler düşük ücretli uzun çalışma günlerinden sonra seçtiler: başka bir çocuğun daha masrafını karşılayamazlardı. Birini, ikisini, belki üçünü doyurabilirlerdi. Beş ya da altı düşünülemez hale gelmişti.

Kıtalara göre dünya nüfusunun gelişimi 1950 – 2050 Lizenz: cc by-nc-nd/3.0/de/ (Bundeszentrale für politische Bildung – Federal Siyaset Eğitimi Merkezi – , www.bpb.de)

Aşırı nüfus uzun vadede bir sorun olmayacaktır

1950’lerde Lüksemburg, dünyada yenileme düzeyinin altına düşen ilk ülkeydi. Avrupa’nın geri kalanı ve ardından 20. yüzyılda yükselen ve bazı gelişmekte olan ülkeler izledi. Her yerde refah vaadi köylüleri şehirlere çekti. Seul ve Tokyo mega şehirler haline geldi, mega büyük ve mega pahalı. Rio de Janeiro ve Mexico City zaman atlamalı çekimdeymiş gibi genişledi. Tıpkı Yeni Delhi ve Dakka gibi.

2008 yılında, dünyada ilk kez, şehirlerde kırsal alanlardan daha fazla insan yaşıyordu.

Birleşmiş Milletler ‘in hesaplamalarına göre, şu anda yüzde 82’sinin şehirlerde yaşadığı Güney Kore’de nüfus bir nesil içinde neredeyse yüzde on küçülebilir. Çin’in nüfusu, onlarca yıldır devam eden tek çocuk politikasından dolayı, düpedüz çökebilir. Milyar nüfuslu olan Hindistan, 2,1’lik doğum oranı ile yenileme seviyesinin kıl payı üzerinde kalıyor. Güney Amerika’nın en kalabalık ülkesi olan Brezilya bile bu seviyenin altına düştü – tıpkı tüm Avrupa gibi.

Dünya nüfusunun saniyede iki kişi artması, yalnızca dünyada hala çok sayıda çocuğun doğduğu iki bölgenin bulunmasından kaynaklanmaktadır: Orta Doğu ve hepsinden önemlisi Afrika. Bu, bazı ülkelerin orada da henüz üçüncü seviyeye ulaşmadığı anlamına gelmez.

Nijeryalı Hadizatu Ahmed’in sekiz yetişkin çocuğu var. Hiçbirinin de sekiz çocuğu yok. Hatırında torunlarının tam sayısı yok. Avluda yanında oturan en büyük oğlu yardım etmeye çalışıyor, sonunda “26 civarında” uzlaşıyorlar. Bu ortalama üç demektir.

Nerelerde çok insan, taksi için çok yolcu, cami için çok namaz kılan, top sahası için fazla çocuk olduğunu Agege’de yürürken fark etmiyorsunuz; ama gerçek şu ki: Buradaki kadınların hala çok çocuğu oluyor ama eskisinden daha az.

Birleşmiş Milletler tahminlerine göre dünyada hiçbir bölge Afrika’dan daha hızlı kentleşemeyecek. Lagos, 2030 yılına kadar dünyanın en büyük şehirlerinden biri olacak ve asrın sonunda hepsinin en büyüğü olabilir.

Ama sonra, başlangıçta patlayarak büyüyen, ancak bu yıl ilk kez on milyonluk nüfus sınırının altına düşen Seul gibi, Lagos da büyük olasılıkla bir zaman tekrar küçülecek, tıpkı Nijerya ve o zamana kadar nüfus artışı gerçekleşen son kıta olan tüm Afrika gibi.

Bu, geleceğin insanlarına gezegendeki sınırlı alanla geçinmesini kolaylaştırabilir. Aşırı nüfus, uzun vadede bir sorun olmayacaktır. İnsanlık sadece on bir milyarlık zirveyi sağ salim aşabilmeli. Acaba başarabilecekler mi?

New York

Frank Swiaczny ofisinde, dünyanın üzerinde yaşayan bu kadar çok insana yeterli gıda üretemediğine dair uyarıların her zaman var olduğunu ve her zaman yanlış olduğunu söylüyor.

“Çok yakında açlık ve yoksulluk dünyayı vuracak, çünkü gıda üretimi nüfustan daha yavaş büyüyor”, bu kehaneti İngiliz iktisatçı Robert Malthus 18. yüzyılda açıklamıştı. Tam tersi oldu. Malthus daha sağken, insanlar daha iyi tohumlar geliştirdi, tarım makineleri daha verimli, aletler daha ucuz oldu. Daha verimli yetiştirme yöntemleri sayesinde bir ineğin ortalama ağırlığı 170 kilodan 360 kiloya yükseldi.

1968’de Amerikalı biyolog Paul Ehrlich en çok satan “Nüfus Bombası” kitabında şöyle yazdı: “İnsanlığı besleme mücadelesi kaybedildi. 1970’lerde ve 1980’lerde yüz milyonlarca insan açlıktan ölecek.” O zamandan beri nüfus iki katından fazla arttı ve neredeyse hiç kıtlık yok. Tam tersine, günümüzde obeziteden ölenlerin sayısı yetersiz beslenmeden ölenlerden çok daha fazladır. Yeni zirai ilaçlar, daha iyi gübreler ve daha güçlü makineler, dünyanın dört bir yanındaki tarlaların verimini artırmaya devam etti. Bugün bile on bir milyar insan için yeterli yiyecek üretiliyor.

Frank Swiaczny, “Sadece farklı şekilde dağıtılması gerekiyor. On bir milyarı doyurmak bir sorun olmamalı” diyor.

Ancak bu artan nüfusun neden olduğu ek CO₂ emisyonları iklim değişikliğini daha da hızlandırmaz mı? Swiaczny, nüfusun arttığı her yerde çok az yayıldığını söylüyor. 7 çocuklu Nijeryalı bir ailenin arabası yok, muhtemelen hiç uçağa binmeyecekler ve kendi tarlalarının mahsulüyle geçiniyorlar. Onların CO₂ emisyonları sıfıra yakındır.

Küresel sera gazı emisyonlarının çoğu, neredeyse hiç çocuğun doğmadığı, fabrikaların olduğu Güney Kore, Çin, Almanya’da, her yıl daha az insan olmasına rağmen, daha fazla uçuş, daha fazla araba ve daha fazla etin yendiği yerlerde meydana geliyor.

Dünya iklim değişikliğini durduramazsa, bunun nedeni Nijer’deki ek insanlar değil, sanayileşmiş ülkelerin emisyonlarını zamanında düşürmemeleri olacaktır.

 

Yazının diğer bölümlerini alttaki bağlantılarda okuyabilirsiniz:

#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 1/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 2/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 3/4
#GeleceğinTrendleri: 7,7 Milyar İnsan… Önce okul öldü, sonra köy 4/4

Bu yazı Bastian Berbner’in ilk olarak haftalık gazete DIE ZEIT ‘da 47/2019 sayısında ve daha sonra “Bundeszentrale für politische Bildung“ (Federal Siyaset Eğitimi Merkezi) 04.02.2020‘de yayınlanan yazının 4 parçaya bölünmüş Türkçe çevirisidir.

bpb.de Bundeszentrale für politische Bildung (Federal Siyaset Eğitimi Merkezi) 04.02.2020

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun