Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu

Bu kanun defalarca yenilendi, ama eksiklikleri çok. Misal, şu an Sabahattin Ali’nin eserlerini Doğan Yayınevi kanun hükümlerince basabiliyor ve yazarın ailesine de hiçbir şekilde borçlu değil. Sanatın gelişmesi dileğiyle, bu konu ile ilgili özel bir kaynak sunuyorum size. Yazının en altında da adresini de ilettim. Sanat dolu yarınlarda sanatçıların miraslarıyla da zengin aileler diliyorum.

FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNUNUN KISA TARİHÇESİ
VE ESER ÜRETİCİLERİ AÇISINDAN ÖNEMİ
Yrd.Doç. Rohat CEBE1
Av. Hayrettin SUÇİN2
ÖZET
Kendisinin olan bir şeyi yasa çerçevesinde kullanabilme hakkına mülkiyet, bireysel
ya da kurumsal olarak sahip olunan fikirlerin bir ürün ya da eser üzerinde somutlaştırılmış
biçimine ise ”fikri mülkiyet” denir. Mülkiyet: Taşınabilir, taşınmaz ve fikri mülkiyet olmak
üzere üç türe ayrılır. Fikri mülkiyet hakkı; sınai, bilimsel, edebi ve sanatsal alanlardaki
yaratıcılık üretiminden doğan yasal haklar olarak tanımlanabilir. Bu açıdan fikri mülkiyet
hakları, maddi varlığa sahip olmama, cisimleştiği eşyadan farklı olma gibi özellikleriyle
maddi mülkiyet haklarından ayrılmaktadır. Fikri mülkiyet; telif hakları ve sınai mülkiyet
hakları olmak üzere iki dala ayrılır. Sanat eseri üreticileri açısından oldukça önemli olan telif
hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri kanununda şu şekilde ifade edilmektedir.
Telif hakkı; insan yaratılarından olan şiir, roman, müzik, resim, fotoğraf, film gibi
edebi ve güzel sanatların konusu olan eserler, bilimsel eserler, bilgisayar yazılımları gibi alt
kategorilerden oluşmaktadır. Telif hakları, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden
doğar. Koruma, eserin kamuya sunuluşu ile kendiliğinden sağlanmaktadır. Bunun için
bildirim ya da tescil gibi bir prosedüre ihtiyaç bulunmamaktadır. Telif haklarının sağladığı
koruma sınai mülkiyet hakları gibi belli süreler ile sınırlıdır. Bu süre eser sahibinin yaşam
süresi ve ayrıca ölümünden sonra 70 yılı kapsamaktadır. Yine aynı kanunun birinci
maddesinde: Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile
bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan
fonogram (plak) yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak,
bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı
yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir.
Bu çalışma fikir ve sanat eserleri kanununun eser üreticileri açısından önemini, tarihsel
süreçteki gelişimini ve kanunca tanınan haklar ile bu hakların kullanımını açıklama amacını
gütmektedir.
Anahtar Kelimeler: Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, Fikri Mülkiyet, Telif hakları, Sanat
Eseri, Sanatçı.

GİRİŞ
1948 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen İnsan Hakları
Evrensel Bildirgesi’nin 27. maddesinde; Herkes toplumun kültürel faaliyetlerine serbestçe
katılma, güzel sanatlardan yararlanma, bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma
hakkına sahiptir. Herkes yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi
ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır, denmektedir (TBMM, 2013 : 207).
Bu açıdan fikri hakların korunması temel insan haklarından biridir. Fikri mülkiyet kavramı,
insan aklının yaratmış olduğu; buluşları, edebi ve sanatsal çalışmaları, sembolleri, isimleri,
şekilleri ve ticari amaçlı kullanılan tasarımları kapsamaktadır. Eğer fikri mülkiyet kavramı
insan aklının bir ürünü olarak tanımlanırsa, fikri mülkiyet hakları da söz konusu insan
aklının yaratmış olduğu ürünler üzerinde yaptırımda bulunabilmeyi sağlayan haklar olarak
tanımlanabilir (Dijk, 1994 : 4). Fikri mülkiyet hakları devlet otoritesi tarafından sağlanır.
Fikri mülkiyet politikasını iki amaç arasındaki bir dengenin bileşimi olarak görmek
mümkündür; yenilikte bulunan mucitleri ve yaratıcıları ödüllendirmek ya da bunlara
karşılığını vermek; bilim teknoloji ve kültüre geniş bir katılımın sağlanmasında kamu ve özel
sektör aktörlerinin ilgisini çekebilmektir (OESD, 1997 : 5). Fikri mülkiyet hakları: Sınai
mülkiyet hakkı ve telif hakkı olmak üzere ikiye ayrılır. Eser üreticileri açısından telif hakları
önemlidir. Bu haklar eserin üretilmesiyle birlikte başlar. Bu açıdan telif hakkının doğması
için tescile gerek yoktur. 1952 yılında Profesör Ernst Hirsch tarafından hazırlanmış 5846
sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu telif haklarını belirleyerek eser üreticilerinin anayasal
olarak korunmasını sağlamıştır. Bu kanuna göre bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul
edilip koruma altına alınabilmesi için; fikri bir çabanın ürünü olması, sahibinin hususiyetini
taşıması, şekillenmiş olması ve kanunda sayılan eser türlerinden birine girmesi
gerekmektedir.
Fikri Mülkiyet Haklarının Tarihsel Gelişimi
İlk ve Ortaçağ dönemlerinde fikri ürünlerin korunması; ”Bir şeyin aslına sahip olan
kimse, onun teferruatına da sahip olur” ilkesiyle sağlanmaktaydı. Eseri üretenin, maddi veya
manevi yönden korunmasına gerek duyulmuyordu. Fikri hakların gelişiminin dönüm noktası
modern matbaanın 15. yüzyılda bulunması olarak kabul edilir. Bu sayede, üretilen eserler
sayısız olarak çoğaltılmaya başlanmış, bu yolla kazanç elde eden girişimci bir sınıf doğmuş,
bunun sonucunda da fikri haklar alanında hukuki koruma ihtiyacı ortaya çıkmıştır. İlk kanuni
düzenlemeler idari otoritelerin emirleriyle verilen basım imtiyazları şeklinde olmuştur. Bu,
eser sahibinin haklarının korunmasından öte yayınevlerinin korunmasına yönelik
imtiyazlardır. Eser sahiplerini koruyan ilk kanun 1709’da İngiliz Parlementosu tarafından
kabul edilen ”Kraliçe Anne Kanunu” (The Statute of Anne) adını taşıyan kanundur. 1883
yılında ” Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Birlik Oluşturulması Hakkında
Paris Sözleşmesi’nin” imzalanmasıyla başlayan ilk Uluslararası sözleşmeden üç yıl sonra
Edebi ve Sanatsal Eserlerin Korunması hakkındaki Bern Sözleşmesi imzalandı, 1886.
İsviçre’nin Bern şehrinde Paris ve Bern Sözleşmelerinin yürütülmesi için 1893 yılında
kurulan ” Fikri Mülkiyetin Korunması için Birleşik Uluslararası Büro (BIRPI) kuruldu. Bu
büro 1960 yılında Birleşmiş Milletler Teşkilatına yakın olabilmesi için Cenevre’ye taşınmış
ve 1973 yılında tüm dünyada fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunmasını sağlamak için
kurulan Dünya Fikir Mülkiyet Örgütü (WIPO) kuruluş sözleşmesinin yürürlüğe girmesiyle yeni isim ve yapıya kavuşmuştur. 1961 yılında imzalanıp 1964 yılında altı ülkenin
onaylamasıyla yürürlüğe giren ve 58 ülkenin üye olduğu ”İcracı sanatçılar, Fonogram
üreticileri ve yayın kuruluşlarının korunması hakkındaki Roma Sözleşmesi” sonucunda,
anılan bu kuruluşlara yönelik düzenlemeler yapılmış ve sözleşmenin yürütülmesinden
WIPO, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ve Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür
Örgütü (UNESCO) sorumlu tutulmuştur”. Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı İcracı Sanatçı ve
Fonogramlar Anlaşması 1996 yılında 50 ülke tarafından imzalanmasından sonran sonraki
süreçte 26 Nisan 2001 tarihinden itibaren her yılın Nisan ayının 26. günü ”Dünya Fikir ve
Mülkiyet Günü” olarak kutlanmaktadır.
Ülkemizde ise, İlk Türk matbaasının 1727’de kurulmuş olması, telif haklarının
gelişmesini yaklaşık 300 yıl gecikmeyle sürdürülebilmesini sağlamıştır. Telif haklarıyla ilgili
ilk hukuksal düzenleme 1850 tarihli Encümen-i Daniş Nizamnamesi’dir. Bu Mizamnameye
göre, eserin incelenmesinden sonra, telif hakkı ödenmekteydi. İlk düzenlemeden yedi yıl
sonra 1857 tarihinde Telif Nizamnamesi çıktı. Bu nizamname, yazara hayat boyu imtiyaz
tanımakta ve basan ile anlaşmak ve satmakla ilgili konular düzenlenmekteydi. 1872 yılında
yapılan bir ekle, yazarın kitabı için koruma süresi 45 yıl, tercüme eserlerin koruma süresi ise
20 yıl olarak belirlenmiştir. Gerçek anlamda ilk fikir ve sanat eserleri kanunu 8 Mayıs 1910
tarihinde çıkarılmış Hakkı Telif Kanunu’dur. Bu kanun 1 Ocak 1952 tarihine kadar
yürürlükte kalmış, Milli Eğitim Bakanlığı’nın talebi ve İstanbul Hukuk Fakültesi’nin de
talimatıyla Profesör Ernst Hirsch tarafından 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu
hazırlanmıştır. Bu kanun 1952 yılında yürürlüğe girmiştir. 1983, 1995, 2001, 2004 ve 2007
ve 2008 tarihlerinde degişikliklere uğrayan bu kanun hala yürürlüktedir.
Eser Sahibinin Hakları ve Korunması
Fikri mülkiyet; telif hakları ve sınai mülkiyet hakları olmak üzere iki dala ayrılır.
Sanat eseri üreticileri açısından oldukça önemli olan telif haklarının niteliğini açıklayan
farklı teoriler vardır. Bu teoriler; fikri mülkiyet teorisi, tekelci hak teorisi, şahsiyet hakkı
teorisi ve eser sahipliği teorisidir. Fikri mülkiyet teorisine göre, şahısların kendi fikri emek
ürünleri üzerinde mülkiyet hakkı gibi doğal hakları bulunduğu kabul edilmiştir (Ayiter, 1981
: 33). Tekelci hak teorisine göre, telif hakları bir taraftan yaratıcı dışındaki şahısların yetki ve
müdahale imkanları bakımından diğer taraftan da bizzat yaratıcının topluma karşı
sorumluluk ve yükümlülükleri itibarıyla fikir ürünü üzerindeki yetkilerin sınırlandırılmış
olduğu ve eser sahibine tekelci yetkiler sağlayan bir hak kategorisidir (Erel, 1998 : 6).
Şahsiyet hakkı teorisine göre, telif hakları şahsiyet haklarının bir parçasıdır (Çakmak, 2007 :
193). Eser sahipliği teorisine göre, telif hakkı, yaratıcı ile yaratılmış eser arasında meydana
gelen objektif bir hukuki durumdur. Bu teoriye göre eser sahipliği, malvarlığına ve şahsiyete
dair çeşitli hak ve yetkilerin doğurduğu hukuki bir durumdur (Duman ve Karyağdı, 2000 :
16).
Telif hakları 5846 sayılı Fikir ve Sanat eserleri kanununda şu şekilde ifade
edilmektedir. Telif hakkı; insan yaratılarından olan şiir, roman, müzik, resim, fotoğraf, film
gibi edebi ve güzel sanatların konusu olan eserler, bilimsel eserler, bilgisayar yazılımları gibi
alt kategorilerden oluşmaktadır. Telif hakları, eserin meydana getirilmesiyle kendiliğinden
doğar. Koruma, eserin kamuya sunuluşu ile kendiliğinden sağlanmaktadır. Bunun için
bildirim ya da tescil gibi bir prosedüre ihtiyaç bulunmamaktadır. Telif haklarının sağladığı
koruma sınai mülkiyet hakları gibi belli süreler ile sınırlıdır. Bu süre eser sahibinin yaşam süresi ve ayrıca ölümünden sonra 70 yılı kapsamaktadır. Yine aynı kanunun birinci
maddesinde: Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile
bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan
fonogram (plak) yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak,
bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı
yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir (5846 Fikri ve Sanat Eserleri Kanunu Madde
1-Değişik: 21/2/2001 -4630/2md).
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eseleri Kanununda telif hakları; eser, eser sahibi, eser
sahibinin hakları, koruma süreleri, eser sahibinin haklarına ilişkin istisna ve kısaltmalar,
meslek birlikleri, hakların devri (sözleşmeler), bağlantı haklar, ihlal ve yaptırımları
düzenlemektedir. Eser: Sahibinin hususiyetini taşıyan ve ilim ve edebiyat, musiki, güzel
sanatlar veya sinema eserleri olarak sayılan her nevi fikir ve sanat mahsülleridir (5846 Fikri
ve Sanat Eserleri Kanunu Madde 1/B-a-Değişik: 21/2/2001 -4630/2md). Yine kanunumuza
göre bir fikir ve sanat ürününün eser olarak kabul edilip koruma altına alınabilmesi için; fikri
çabanın ürünü olması, sahibinin hususiyetini taşıması, şekillenmiş olması kanunda sayılan
eser türlerinden birine girmesi, gerekmektedir. Eser çeşitleri ise; İlim ve edebiyat eserleri,
musiki eserleri, güzel sanatlar eserleri, sinema eserleri, işlenme ve derlemelerdir.
Eser sahibi bir eseri meydana getiren kişidir. Bir eserin birden fazla sahibi olabilir.
Bir işlemenin veya derlemenin sahibi, asıl eser sahibinin hakları saklı kalmak kaydıyla onu
işleyendir. Sinema eserlerinde; yönetmen, özgün müzik bestecisi, senaryo yazarı eserin
birlikte sahibidir. Ayrıca çizgi filmlerde animatör de eser sahipleri arasında sayılmıştır. Eser
sahibinin hakları 5846 sayılı kanunda mali ve manevi haklar olarak sınıflandırılmıştır.
Mali haklar şunlardır:
a) İşleme Hakkı: Başka bir eserden yararlanmak suretiyle bu esere oranla bağımsız
olmayan ve işleyenin hususiyetini taşıyan fikir ve sanat ürünleri meydana getirme hakkı,
b) Çoğaltma Hakkı: Bir eserin aslını veya kopyalarını, herhangi bir şekil veya
yöntemle, tamamen veya kısmen, doğrudan veya dolaylı, geçici veya sürekli olarak
nüshasının veya nüshalarının çıkarılması,
c) Yayma Hakkı: Bir eserin aslını veya çoğaltılmış fiziki nüshalarını kiralamak,
ödünç vermek, satışa çıkarmak veya diğer yollarla dağıtmak hakkı,
d) Temsil Hakkı: Bir eserden, doğrudan doğruya yahut işaret, ses veya resim nakline
yarayan aletlerle umumi mahallerde okumak, çalmak, oynamak ve göstermek gibi temsil
suretiyle faydalanma hakkı,
e) Umuma İletim Hakkı: Bir eserin aslının veya çoğaltılmış nüshalarının radyo-Tv,
uydu ve kablo gibi telli veya telsiz yayın yapan kuruluşlar vasıtasıyla veya dijital iletim de
dahil olmak üzere işaret ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla yayınlanması
f) Pay ve takip hakkı, şeklindedir.
Manevi haklar şunlardır:
a) Eseri kamuya sunma hakkı (umuma arz hakkı),
b) Eserin sahibi olarak tanıtılma hakkı (adın belirtilmesi yetkisi),
c) Eserde değişiklik yapılmasını önleme hakkı (men etme yetkisi),
d) Eserin aslına ulaşma yetkisi (eser sahibinin malik ve zilyede karşı haklar)
hakkıdır.
Eser sahipleri veya mirasçıları mali haklarını bir başkasına yazılı bir sözleşmeyle,
karşılıklı veya karşılıksız, süreli veya süresiz olarak devredebileceği gibi bu hakların
kullanım (lisans-ruhsat) hakkı da başkasına bırakılabilir.
Eser sahibi ve bağlantılı hak sahipleri şu durumlarda ceza davası açabilir.
Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleme,
temsil etme, çoğaltma, değiştirme, dağıtma, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline
yarayan araçlarla iletme ve yayımlama durumunda, hukuka aykırı olarak işlenen veya
çoğaltılan eserleri satışa arz etme, satma, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair
şekilde yayma, ticari amaçla satın alma, ithal veya ihraç etme, kişisel kullanım amacı dışında
elinde bulundurma ya da depolama durumunda, başkasına ait esere, kendi eseri olarak ad
koyma durumunda, bir eserden kaynak göstermeksizin iktibasta bulunma durumunda, hak
sahibi kişilerin izni olmaksızın, alenileşmemiş bir eserin muhtevası hakkında kamuya
açıklamada bulunma durumunda, bir eserle ilgili olarak yetersiz, yanlış veya aldatıcı
mahiyette kaynak gösterme durumunda, bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı, tanınmış
bir başkasının adını kullanarak çoğaltma, dağıtma, yayma veya yayımlama durumunda, bir
bilgisayar programının hukuka aykırı olarak çoğaltılmasının önüne geçmek amacıyla
oluşturulmuş ilave programları etkisiz kılmaya yönelik program veya teknik donanımları
üretme, satışa arz etme, satan veya kişisel kullanım amacı dışında elinde bulundurma
durumunda, Fikir ve Sanat Eserleri Kanununun 81. maddesinde ayrıntıları ile sayılan
bandrole ilişkin kurallara aykırı hareket etme durumunda ve kanunun ek 4. maddesi
uyarınca, dijital iletim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan
araçlarla servis ve bilgi içerik sağlayıcılar tarafından eser sahipleri ile bağlantılı hak
sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının ihlali halinde, hak sahiplerinin başvuruları
üzerine ihlale konu eserlerin üç gün içinde içerikten çıkarılması ihtar edilir. Söz konusu
istemin yerine getirilmemesi halinde Cumhuriyet savcısına yapılan başvuru üzerine, üç gün
içinde servis sağlayıcıdan ihale devam eden bilgi içerik sağlayıcısına verilen hizmetin
durdurulması istenir. İhlalin durdurulması halinde bilgi içerik sağlayıcısına yeniden servis
sağlanır. Ancak ihlalin durdurulması halinde bilgi içerik sağlayıcısının söz konusu fiili Fikir
ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca suç teşkil eder
(http://www.telifhaklari.gov.tr/ana/sayfa.asp?id=397). Eser sahibinin haklarına bir tecavüz
olduğunda hak sahibi hukuk ve ceza davaları açmaya yetkilidir. Tecavüz halinde üç katı
tazminat, üç aydan altı yıla kadar hapis cezası, yüksek miktarda para cezaları ve korsan
ürünlerin imhası gibi yaptırımlar kanunca öngörülmüştür.
5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu bu kişilere tanıdığı hakların idaresini ve
takibini, alınacak ücretleri tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla,
kanunda belirtilmiş alanlarda birlikler kurulmuştur. Türkiye’de toplu ve bireysel hak
yönetiminden sorumlu meslek birlikleri, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça geç
bir tarih olan 1986 yılında kurulmaya başlamışlardır. Bu birlikler en genel anlamıyla hak
sahiplerinin haklarını yasal çerçeve içerisinde korunmasını sağlamak için kurulmuşlardır.
Ülkemizde bu konuyla ilgili birçok meslek birliği kurulmuştur. Müzik eseri sahipleri için
ülkemizde dört farklı meslek birliği vardır. Bunlar; 08.12.1986 tarihinde bu yana
faaliyetlerini sürdüren, müzik eseri sahiplerinin; besteci, söz yazarı, aranjör ve editörlerin
5846 sayılı kanunumuz ile tanınmış haklarının idaresini ve takibini, alınacak ücretlerin
tahsilini ve hak sahiplerine dağıtımını sağlamak amacıyla faaliyette bulunmakta olan Türkiye
Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği (MESAM), 02.08.1999 yılında Kültür Bakanlığı
tarafından resmi kuruluşu onaylanan, kendisine üye olan eser sahiplerinin; besteci, söz yazarı, aranjör ve yayımcıların eserleri için müzik kullanıcılarına izni ve lisans yetkisini
veren, mali haklarını toplayan ve toplanan telifleri üyesi eser sahiplerine dağıtan bir meslek
kuruluşu olan Müzik Eserleri Sahipleri Meslek Birliği (MSG), 03.08.2000 yılında Kültür
Bakanlığı’nın makam onayı ile tüzel kişilik kazanmış Bağlantılı Hak Sahibi Fonogram
Yapımcıları Meslek Birliği MÜ-YAP ve 19.04.2000 tarihinde yine Kültür Bakanlığı’nın
onayı ile tüzel kişilik kazanmış olan Müzik Yorumcuları Meslek Birliği’dir (MÜYORBİR) .
Telif haklarının gözetildiği her ülkede MESAM, MSG, MÜ-YAP ve MÜYORBİR gibi telif
haklarını toplayıp bunların dağıtımını yapan kurumlar bulunmaktadır. Her ülkenin ve her
kuruluşun bu meslek birliklerinde olduğu gibi kendi yasaları ve kuralları vardır. Bu meslek
birlikleri, ülkemizdeki yasal hakların takibinin yanında yaptığı uluslararası sözleşmeler
sayesinde farklı ülkelerdeki hak ihlallerinin takibinide yapmaktadır. Gücünü eser
sahiplerinin bölünmez bütünlüğünden alan, üyeleri arasında ve uygulamalarında din, dil, ırk
ve müzik türü ayrımı yapmayan, tüm uygulamalarında, yasalar çerçevesinde, gelişmiş
meslek birliklerinin ilkelerini izleyen, uygulamalarında şeffaflık ilkesinin esas olduğu ve eser
sahiplerinin yasal çıkarlarını en etkin şekilde korumayı amaçlayan MESAM 1989’dan beri
müzik, sinema, edebiyat, tiyatro ve plastik sanatlar alanında faliyet gösteren eser sahiplerini
temsil eden Uluslararası Telif Birlikleri Konfederasyonu CISAS’ında üyesidir. Bu meslek
grupları üye olmak şartıyla, eser sahiplerinin ve bağlantılı hak sahiplerinin ortak çıkarlarını
korumak amacıyla kurulmuş birliklerdir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya
yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonograf yapımcıları ile filmlerin
ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri
üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma
şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımlar
getirmek suretiyle ilgili kişileri cezalandırmak ve yapıt sahiplerini korumak ve gözetlemek
fikir ve sanat eserleri kanunuyla mümkün kılınmıştır. Ülkemizde toplu ve bireysel hak
yönetiminden sorumlu meslek birliklerinin 1986 yılından itibaren kurulmaya başlamış
olması, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında oldukça geç bir tarihtedir. Bu sebeplerden
dolayı telif hakları konusu ne yazık ki 90’lı yıllardan itibaren önem arz etmeye başlamıştır.
Sanat eseri üreticilerinin haklarının korunması amacı ile kurulmuş olan bu birliklerin
çoğalması, yasalar çerçevesinde hakların korunmasını da arttıracaktır. Bunun yanında telif
hakları konusunun yasal bir hak olduğu, sanat eserlerinin istenildiği gibi çoğaltılamayacağı
gerçeklerinin topluma kabullendirilmesi gerekmektedir. Bilinçli bir toplum illegal kullanımın
azalmasını sağlayacaktır. Bu açıdan başta eser üreticileri olmak üzere bizlerin daha sonra
illegal kullanımı önleyebilmek için toplumun konu ile ilgili yasal düzenlemeleri bilmeleri
gerekmektedir.

Kaynak:https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/115264

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun