Fanusta saklanan söz

Dünyanın varoluşundan, ilkel canlının yaşama başladığı o ilk günden bu yana en ağır şey nedir? İddia diyorum: Elbette bir çift sözdür! Demirden ağır, çelikten sert, ipten yumuşak ve lastik gibi süner! Kimine göre bir ömrü noktalar, kimine göre bir yaşama yeni bir başlangıç yapacak canlıyı yaratır, kimine göre var olmak ve yok olmak arasındaki tek ve geçilemez köprüdür, kimine göre “ölmek dada iyidir!” dedirtir.

Bir çift söz! Mermiden daha hızlı gider ve gittiği her yerde atom bombasından daha etkili patlar. Nitekim çok insanı bombalar, hastalıklar, savaşlar öldüremedi ama bir çift söz öldürdü. O bir çift söz; garibanın aşı, ekmeğidir; zenginin hovardalığı, züppeliğidir; çaresizin umut kapısı, çocuğun sevgi bahçesi, yaşlının teselli ikramiyesidir. O bir çift söz, çıktığı ağza hiçbir vakit geri dönmez…

Mutlu insanın azap kapısı, başarılı insanın servet düşmanı, kitabını, izanını kaybetmiş bir beynin son eseri olan o bir çift söz ile nice yuvalar yıkıldı, nice devletler battı, nice hayatlar söndü… O bir çift sözü söyleyen bile söylediği anda yok odu. Nedir bu gizem diye insanlar asırlardır araştırdı; bir çift sözün gizemini çözemedi.

Bir de hiç dudaktan çıkmayan bir çift söz vardır; insanım diyene yakışmaz, insan olmayan kullanmaz. İnkârı da ispatı da mümkün olmayan, fırtına gibi her şeyi deviren, seller olup bulduğunu sürükleyen ama hiç istenmeyen o söz!

Görünmez, duyulmaz ama fena hissedilir; öyle ki, yer sarsıntısı diyen olur, gök gürlemesi diyen olur, volkan iddiasında bulunan bile olur. Sanki insan neslinin tek ve en güçlü soykırımı bu söylenmeyen sözdür.

İçinde her bir şeyden olan, bazen gözlerde, bazen kitaplarda, bazen nefesler hissedilen, insanı verem eden, kanser eden, hastalıklara koyan söz… Söylenme ihtimali bile bir canlının hayatının sönmesine sebep olan söz…

Koymuşlar o sözü bir cam fanusa. Kapamışlar ağzını. En olmadık yerde söylerim tehdidi ile sanki bir çobanın sürü sopası…  Ben en çok bu cam fanus içindeki sözden korkuyorum. Derde deva olarak görmek istiyorum, baldıran zehri çıkıyor;  yarama merhem olur diye düşünüyorum,  asit köpüğü çıkıyor; belki kanat takmış gibi uçarım diyorum, yere batan sarnıç gibi çöküyorum.

Korkum; sözden daha ziyade sözün sahibinin söyleme olasılığında… Söylenme ihtimalinin olması bile beni helak ediyor. Alnıma yapışan bir söz oysa, kalbime yakışan bir söz, beni kelebekler vadisinde yaşatacak bir söz ama hem duymaktan, hem duyamamaktan korkuyorum hem de duymamaktan. Bu vahşet beni öldürecek.

Sonumun başlangıcı gibi bir hayatın ilk günlerindeyim. Ya kendimi teslim ederim hiçliğe, ya girerim zindana, giderim hiçliğe. Bu kazan daha fazla kaynamaz, ya buhar olur tükenirim, ya alev olur, kendimi yakarım. Belki de fanusa girerim.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun