Ezilenlerin Şairi, Hasan Hüseyin Korkmazgil

Hasan Hüseyin Korkmazgil (1927-1983) Okumayan, okutulamayan, sesini duyuramayan, nasıl duyuracağını bilemeyen ezilen işçinin ve aşkın sesi…

”demek hiç aç kalmadın sen öyle mi
açıkta kalmadın ha?
kirinden gömleğinin
dirseğinin yamasından
eziklik duymadın ha?
bravo be
aşk olsun şu adama vallahi!

demek hiç sövmediler anana avradına
hiç kimseye sövmedin ha?
bir gececik olsun çekip kafayı
şakır şakır oynamadın
hıçkırarak ağlamadın öyle mi?
bravo be
aşk olsun şu adama vallahi!”

Acıyı bal eyledi, acıya bandı hatta, acıyı özgür iradesiyle de kabullendi.

”Acı çekmek özgürlükse
Özgürdük ikimiz de
O, yuvasız çalıkuşu
Bense kafeste kanarya
O, dolaşmış daldan dala
Savurmuş yüreğini
Ben bölmüşüm yüreğimi
Başkaldıran dizelere”

Korkmazgil; yedi çocuklu işçi bir ailenin, okuyan ya da okuma fırsatını yakalayan tek çocuğuydu.

İşçi bir babanın oğlu olmak ve yoksul olmaktan gurur duyduğunu söyler dostları… Yoksulluğundan utananlar değil miydik biz? Kim dayatmıştı bu utancı? Alın terimizi sömürenler miydi, bu duyguyu yerleştirenler içimize? Yoksulluk suç muydu?

”Nasıl da severim nasıl da bilsen
ucuz tekel şarabıyla kafa çekmeyi
sarhoş olup sevgilime gitmeyi
gece öylesine güzel ki gardiyan!
içtiğimiz üzüm suyu gül suyu
çektiğimiz kimsesizlik yoksulluk suçu…”

Onun işçilik hayatı, ilkokulda okurken (okul sonrası) Ziraat Bankası’nda getir götür işleri yaparak başlamıştı. O küçücük beden ekmek davası derdindeyken, Hasan Hüseyin’in farkına varan Banka Müdürü olmasaydı, bizde bugün değerli şairimizden eksik kalacaktık.

Ne çok pırlantalar eğitim fırsatını kaçırdı bu topraklarda!

Acıyı bal eğledik onun dizeleriyle;

”ekmeği bol eyledik
acıyı bal eyledik
sıratı yol eyledik
geldik bugüne”

Bir dönem şiir okumaktan hapis yatan şair, gün gelecek kendi şiirleri ile ödüllendirilecekti, daha eşit bir dünya için şiir yazmak bazen cezalandırılıyordu ve bazen ödüllendiriliyordu Tezatlıklar ülkesinde…

Onun hayatının en önemli dönüm noktalarında hep Nazım Hikmet vardı… Haziranda Ölmek zordur diyecekti, Nazım Hikmet ve Orhan Kemal’in anısına.

”Gece Leylâk
ve tomurcuk kokuyor
Bir basın işçisiyim
elim yüzüm üstüm başım gazete
Geçsem de gölgesinden tankların tomsonların
şuramda bir çalı kuşu ötüyor
Uy anam anam
Haziranda ölmek zor!”

Öğretmenlik mesleğinden atılışı Nazım’ın şiirlerini öğrencilerine okuması sebebi ile olur ve yine Azime Hanımla yaşadığı büyük aşkta Nazım Hikmetin ölümü ile başlar…

‘’Sen biraz yarınımsın benim. Biraz değil yarınımsın Azime. Sana Azimem diyorum anlasana! Seni anlayarak seviyorum Azime. Düşün ki yüzünü görmedim daha. Kimseden de sormadım seni. Seni kendi sözlerinle tanıyorum, bir de yolladığın resimden…

Geç mi kaldık? Yoo… Bu da bizim gerçeğimiz.”

İşsizlik dönemlerinde ressamlık, tabelacılık inşaat işçiliği , arzuhalcilik gibi birçok işte çalışmış ve ‘’bu ülkede iş aramak başlı başına bir iştir.’’ Dedirten bir süreçten geçirmiştir.

Belki de onun karakterine en yakın meslek arzuhalcilik olmuştur, toplumcu ve gerçekçi bir şair için hayatın bu kadar içinde bir meslek; hakkını arayanların kalemi olmak değil midir arzuhalcilik… Ne çok hakkını arayan, haksızlığa uğrayan insana şahitlik etti ses oldu yazı oldu.

Şiirin somut olması gerekliliğini savunması da hayatın gerçekliğini dibine kadar yaşamaktan mı kaynaklanıyordu acaba?

Şiir için; “Yıllardır yazar, çizer, söylerim: Bilineni bilinmeze, görüneni görünmeze, duyulanı duyulmaza, kısacası, somutu soyuta itme değildir şiir’in işi. Tam tersi: Bilinmezi bilinir, görünmezi görünür, duyulmazı duyulur, duyumsanmazı duyumsanır, algılanmazı algılanabilir yapmaktır.”  der.

Dünya kurulduğundan beri bitmeyen sınıfların mücadelesinin bazen Mizah ile bazen şiir ile dile getirdi Korkmazgil… Ekmek, emek, iş, özgürlük, insanca yaşamak kitaplarının konusu oldu. Arı ve sade bir dil kullandı.

”dostum dostum güzel dostum
bu ne beter çizgidir bu
bu ne çıldırtan denge
yaprak döker bir yanımız
bir yanımız bahar bahçe”

En coşkulu şiirlerini okurken yüzünüzde bir gülümseme yerleştirmeyi  de ustaca başardı.

”Hep aynı köşede karşılaşırdık
Gözlerini koyacak yer bulamazdın
Ne güzel çekingendin titrerdin
Çantan sefertasın eldivenlerin
Gitmek istemezdin ama giderdin
bir sen kalırdın kent silinip giderdi
ayaklarım dolaşırdı düşmezdim
Saate bakardım hep yedi buçuk
yumruğumu kaldırıp bağırasım gelirdi”

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirlerini bağıra çağıra, coşkuyla okumak gelmiyorsa içinizden siz zaten hiç ezilenleri anlayamamışsınızdır… Bir lokma ekmeği bölüşmenin tadına hiç varmamışsınız…

”Damda birlikte yatmışız
öküzü hoşça tutmuşuz
koyun değil şu dağlarda
san kendimizi gütmüşüz
hor baktık mı karıncaya
kırdık mı kanadını serçenin
vurduk mu karacanın yavrulusunu
ya nasıl kıyarız insana”

İşçi olmasan da yoksul olmasan da derinlerde bir yerlerde yüreğinin bam teline basmıyorsa; solcu olsan da sağcı olsan da ezileni anlamadıysan Korkmazgil’in şiirlerini hissetmiyorsan, derinliklerinde bir yerlerde dön bir bak kendine!.. Belki vicdanını kaybettiğin bir yerde kalmıştır ruhun.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun