İstanbul’dan Eskiler…

Selamun Aleyküm;

Hamama doğru kamburu geçince on beş adım ilerde solda, tam girecek olurken hafif boyun kıvırsan sağa, omzunun üstünden bakıp yedi-sekiz adım attıktan sonra, Hasanpaşa’nın kokladıkça karnı doyuran simit/galeta kokusunu alırsın; aynı hızla dön doğrultusunda devam et içeri taşlığa, o kokunun üstüne tam kıvamında mangalda kahve kokusunda boğulmak istersin. Offf ki ne of, nasibin işte budur azı da budur çoğu da…

Çak selamı otur en yakındaki abinin masasına ve başla dinlemeye, Beşiktaş’ta Ortabahçe’ de…

Kaldırımı bırak yolun bile altında kalmış taşlığı; o kadar eski ki kahve, kaldırım kaldırım üstüne. Bezikçiler, yanıkçılar, en cazgırı tavlacılar, köpür köpür sohbet muhabbet neşe…

Babası var, abisi, çömezi-ustası, tıfılı var, amenna ama manosu, bahşişi, yazbozu, çağanozu, erketesi yok bu kahvenin, çayına hesabına oyunlar, en kabadayısı bol köpüklü Türk kahvesi yanında lokumu.

Selam vermeden geçse biri önünden, yabancıdır mutlaka. Herkes birbirine bakar ve dikkat kesilir, kim bu teres? Anında istihbarat… Şüphe varsa illa takarlar peşine bir tıfıl ki kime gitti, nereye girdi, kiminle konuştu, kim bu? Ne iş? Ne ayak?

Yalandan selamı da anlar bu kadim çatlar, saçlardan uzun siyah ve beyaz kaşlar…

Nargileci abileri vardır buranın, bir küçük akide de lokum kasesi önlerinde çekerler nargileyi, ilk tönbekinin son nefeslerinde neredeyse uzatacak iken bacağı sedire, uzatamazlar çünkü bu kahvede sedir yoktur, hulasa onun için buraya gelir güzel nargileci abiler. Kravatlı, boyalı ayakkabıları, tozsuz-kepeksiz ütülü ceketleriyle, belki beş saat nargilesini keyif alarak çeker, keyif vererek…

Cam dibinde oturur ki duman içeriyi boğmasın hem de kokusu dışarı taşsın ahaliye gel-gel yapsın. O kadar da düşüncelidir bu abiler…

Sinanpaşa’ya sırtını dayamış mesli ayaklarını ilk dumandan sonra sedire uzatarak nargile içen Besmeleli nargileci abilere hele hiç benzemez, şöhretlerin nargileci abileri…

Hayatta tahammülü yoktur bu abilerin yakaya, yamuğa, el öpene, yalayana ve hatta toka bile namdır, şandır, onurdur çakana.

Ağlayandan sızlayandan hiç haz etmezler, ağlayanı sızlayanı tokatlar bu abiler ta ki susana, göz yaşı kuruyana, adam olana kadar. İllaki olur; odun olur bu kahvede, gelir adam olur; adam gibi adam olur.

Derler ki, erkek adam ağlamaz ama dışarı da ağlamaz maymun olur, içeri ağlamaz yangınını söndürür, erkek ağlamaz, yanar kavrulur ağlamaz, erkek adam ağlamaz.

Dara düşene koşar bu abiler para bulur, masa bulur, yatak döşek bulur ve hatta dam bile bulur; hiç bir şey bulamazlarsa, gider alacaklıyı-kayınpederi-senetçiyi-sepetçiyi döver bu abiler: “Hesap bundan sonra bende, gel de al!” Darda kalmaz kimse burada, mümkün değil kalmaz, kalamaz…

Şöhretler kahvesi açılır mı, tekrar
açılır mı açılır anasını satayım.
Bu abiler geri gelir mi, tekrar
gelir mi gelir anasını satayım.
Beşiktaş’ta Ortabahçe’de kamburu geçince adımla
solda,
kokusu seni bulur…
Bulamadın mı?
O zaman, aynen devam terrrres…
Vesselam.

7 thoughts on “İstanbul’dan Eskiler…

  1. İlk okuduğumda yorum bölümü açık değildi.Aslında ben de Galata da değildim. Beşiktaşa vurayım dedim kendimi, Martılar çekti götürdü Sarıyere…..Demem o ki anlatım,cümle içi tanımlamalar ve kesintisiz okutabilen dizeler arka arkaya ustaca dizilmiş.Tebrikler… Bence bol bol yazmalısın

    1. Teşekkür ederim Ercan bey,
      birkaç gezi yazım var, onları düzenleyip ara ara yayınlayacağım.
      Sizin yazılarınızın her biri birer önemli başlık, zaman içinde düşüncelerimi izninizle ekleyeceğim.
      selamlar

  2. Eski İstanbul başkaydı.Yani benim çocukluğumun zamanı 1980 li yıllar. Çocukluğum Pangaltı Şişlide geçti.Komşuluk güzeldi.Yardımseverlik vardı.Bu kadar ayrımcılık yoktu..Kin yoktu..Rum ve Ermeni komşularımızla hiç sıkıntı olmadı..Karşı apartmanda rum komşumuzun boyalı paskalya yumurtasını bana hediye ettiğini hatırlarım..mahallede herkes birbirini tanırdı..Güvenirdi..Ailem ihtiyaç olduğunda kaç defa beni komşumuza emanet etmiştir. Hele Beyoğlu..Atlas pasajı..Bonmarşe oyuncak dükkanı..Emek sineması..Cihangir..Tarlabaşı..Bir başkaydı..

    1. Yordan’ın muhallebisini, tahta ayaklı mermer masalarını, kabaralı meşin sandalyelerini, yolgösteren’in sütlü nuriye’sini hatırlarsınız sanırım. Yorum için teşekkür ederim syn. St.Marko.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun