Eski Gençlik, Eski Türkiye

Yırtılmış kırmızı kadife pantolonuma, teyzemin diktiği yeşil kumaşlı yama bana göre çok yakışmıştı.
Bu günlerde, moda olarak bile iki renkli erkek pantolonu bulamazsınız.

Koşarak doluşurduk, onun geniş avlusundaki uzun tahta masaya.
Odun ateşinde kaynayan kazanın içerisinde ne piştiğini, ancak tabaklarımıza dolduğunda anlardık.
Sormazdık, bugün yemekte ne var diye. Ne varsa güzeldi. Söylenmeden yerdik.

Tok karnımızla sokağa fırlayıp, asfalt nedir bilmediğimiz ezilmiş toprak yolda; çember çevirir, çelik çomak oynar ya da rengarenk cam misketlerin peşinde koşardık.
Yeni şeyler almak için beklediğimiz bayramlar hep geç gelirdi nedense.
Elimize tutuşturulan bayram harçlığı, 2,5 lirayı günlerce harcardık, ama bitmezdi.
Evet bitmeyen para icat etmişlerdi bizim için.
Çocukları düşünen büyüklerimize minnet duymazdık, ama daha çok severdik.

Mercedeslerimiz vardı iki tekerli. Kornası olanlar biraz daha zengin dolaşırdı.
Bir tek dantel örtüleri yoktu, ama her tarafı renk renk süslenmiş ve gayet konforluydu.

Oyuncak dediğimiz şey kendi yaptıklarımızla sınırlıydı.
Yağ tenekeleri ve iplik makaralarından yapılmış kamyonlarımız, meyve sandıkları ile dizayn edilmiş konforlu tornet tekerli yolcu ve yük taşıyan araçlarımız, iki tekerli kaykaylarımız ile çok mutluyduk.
Üretici çocuklardık.

Basmalı kurşun kalemler bizim için ileri teknolojinin ürünleriydi.
O kalemlerden satın alıp yazmak ise, en büyük hayalimizdi.

Kavgalarımız itişme ile güreşme arasında gidip gelir, kötü söz ve küfürlerden uzak yaşardık.
Çabuk unuturduk, kin nedir, öfke nedir bilmezdik.
Tesadüfen gören büyüklerimiz olursa, tanısın tanımasın ayırır kulaklarımızdan çekerdi, hafif yanık kokan bir acı ile barışır, kucaklaşırdık.

Bağa gider üzüm toplayanlara yardım eder, ödül olarak verilen bir salkım üzümü keyifle tüketirdik.
Topladığımız cevizlerden kalan bir avuç ödül cevizini de büyük bir gururla eve getirip annelerimize verirdik.
Gözlerimiz ışıldar, kendi içimizde çok büyürdük.

Sokaklarda yalnız kalmaktan, gecenin karanlığından asla korkmazdık.
Hiç korku duymadan büyüdük neredeyse.

Bayramlarımız başka bir coşkuydu.
Bir ulusun bireyi olmanın gururu fışkırırdı her tarafımızdan.

Bir esnafın yanında çıraklık yaparken, öğrendiğimiz iletişim kuralları ve şekli bile büyük kazançtı.

Sokaklarda, işyerlerinde toplumun bir parçası olmayı, saygılı olmayı, geleceğe güven duymayı, paylaşmayı öğrendik.

Yokluklarımız çoktu, ama umutlarımız çok diriydi. Geleceği güzelleştireceğimizden emindik.
Dostluklarımızın, arkadaşlıklarımızın ve sahip olduğumuz diğer değerlerimizin yokluklarımızdan daha fazla olduğuna inanırdık.

Mesela, açlık korkusu yoktu.

Mesela, adaletin adil olmayacağı kaygısı yoktu.

Mesela, birlikte yaşadığımız hiç kimse düşman değildi.

Mal canın yongasıdır!” demiş atalarımız, o dönem sahip olduğumuz mallar; konut, tarım arazisi ve büyükbaş ya da küçük baş hayvanlarımızdı. Bunlara sahip olanlar varlıklıydı.

Şimdi yat, kat, araba, yazlık gibi değişik türler eklendi; hatta akıllı cep telefonu, TV, Bulaşık makinesi, buzdolabı gibi yaşam için tüketim malzemesi olan eşyalar da eklendi.
Varlık tanımı çoğaltıldı, zenginlik parametreleri makam mevki ve sahip olunan işlere kadar geniş bir yelpazeye yayıldı.

Bu uydurma varlık içerisindeki her yelpaze kanadı, bir yorgan olarak örtmeye başladı insanı.
Dikkat edin yelpaze kanadı çok olan kişiler, onlarca kat yorgan arasında kaybolmuştur.
İnsan olarak kişiliğini anlamanız güçleşir. Aramaya kalkmayın, çünkü bulamazsınız.

Özet olarak, varlık ile yokluğun yer değiştirdiğini görüyorum.

Gençliğimizde varlık olarak kabul ettiğimiz insanlar, ahlak ve sahip olduğumuz diğer değerler vardı.
Ne zaman ki varlığı mal ve eşya olarak ele almaya başladık; işte o zaman insan değersizleşti, ahlak tükendi, değerler basitleştirildi. Yani, insanın kendisi yok oldu.

Önünüze koyulan varlık listelerini yırtıp, atın.

İnsanca yaşamaya, yeryüzünde sahip olduğumuz her şeye, sahip olduğunuz dostluk zincirini büyüterek direnin.

Daha mutlu, daha kaliteli ve umut dolu hayallerinizi yeniden çağırın.

İnanın bana, eski Türkiye şimdi yaşadığımız yeni Türkiye’den yüzlerce kat güzeldi.

Yalnız yaşanan acılar,

Yalnız yaşanan sevinçler,

Yalnız yakılan ağıtlar,

Yalnız dökülen göz yaşları,

Kimsenin göremediği açlık,

İşsizlik kıskacında kalmış gençler,

Tüketim malzemesi yapılmış insanlar YOKTU

One thought on “Eski Gençlik, Eski Türkiye

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun