Empati – Dostluk – Eşitlik

Her zaman konuşurken dile getirdiğimiz şeylerden biridir empati. Kendini onun yerine koy diyerek başlarız cümleye. Sana yapılmasını istemediğini sen de başkasına yapma gibi deyimlerle ifade ederiz çoğu zaman empatiyi. Bu ifadelerin çoğu eksik ve mana eksikliğinin yanında boşluk ifadeler oluşturan tanımlar.
Önce Vikipedi sözlük ne diyor ona bakalım, sonra ben kendi yorumumu yazayım.Yorumlarımı bitirince de bu konuda söylenmiş özlü sözlerde aktaracağım sizlere.

”Empati veya eşduyum, bir başkasının duygularını, içinde bulunduğu durum ya da davranışlarındaki motivasyonu anlamak ve içselleştirmek demektir. Kendi duygularını başka nesnelere yansıtmak anlamında da kullanılır.
Bebekler üzerinde yapılan incelemelere göre, doğuştan empati yeteneğimiz yüksek olmakla birlikte, uygun şartlarda hızla kaybedilebilen bir yetenektir. Empati yeteneğini sonradan kazanabilmenin yolu: açık uçlu sorular sormak, yavaş hareket etmek ve yorumda bulunmak, hızlı yargılara varmaktan kaçınmak, kendi davranış ve düşüncelerimizi anlamaya çalışmak, geçmişten ders almak, olayları akışına bırakmak ve kendimiz ve karşımızdakilerin davranışları için belli sınırlar oluşturmaktır.”

 Empati sadece kendini başkasının yerine koyabilmek değildir. Bu tamamen merhamet kökenli üstünün mağdura bakış açısını oluşturur. Empati karşınızda ki canlının hak ve özgürlüklerini korumasına yardımcı olmaktır. Örneğin bir apartmanda yüksek sesle müzik dinler, insanları rahatsız ederseniz kişinin huzur ve istirahat hakkını ihlal etmiş olursunuz. Sokak düğünleri gibi. İki kişi evlenip mutlu olacak diye yüzlerce insanın haksız yere rahatsız olması gibi.

Ayakkabısı yok diye üzülen biri ayakları olmayan birini görünce üzüntüsünün boş olduğunu görünce bu da empati sayılmaz. Sadece farkındalığının ve düşünme yetisinin azlığını gösterir. Kendi ayakkabısını çıkarıp vermek de empati değildir. Kendi ayakkabısız kaldığında yenisini alacağı ya da daha az yıpranmış yedekteki ayakkabısını giyeceği için kendi eskisini başkasına vermiş olur. Ya ne yapacak. Ayakkabısı olmayan birine empati yapacaksanız ona kendi ayağınızdaki ayakkabının eş değerinde bir ayakkabı alıp onun gururunu kırmadan vereceksiniz.
Bir şey verdiğiniz de canınız yanmıyorsa vermiş sayılmazsınız, unutmayın.
Bu dostluk ilişkilerinde de böyledir. Sadece boş vakitleriniz de dostunuzun yardımına koşuyorsanız bu sadece kendi vaktinizi sevap kazanarak değerlendirme fırsatını kullanmaktan başka bir şey değildir. Minnet duygusu oluşturarak yaptığınız dostluk ise dostluk sayılmaz. Tabii bunlar hepsi benim yorumum, katılmayabilirsiniz. Eğer yaptığınız iyiliği koşullu ve kibirle yaparsanız ya da iyiliği yarıda bırakırsanız bu da iyilik sayılmaz. Diktiğiniz ağacı sulamak gibidir iyilik. Birine biraz destek verip (para, zaman, kıyafet, ayni yardım vb) çekilirseniz bu da dini inancı olanlar için sevap peşinde koşmak için yol bulmaktan öteye gitmez. İyiliği sürekli ve yaşam biçimi haline getirirseniz (o zaman insan olursunuz) iyiliksever ve yardımsever olursunuz. Yoksa ara sıra bencilliğinizden sıyrılıp yaptığınız kısa vadeli ve geçici veya maksatlı yardımlar iyilik olmaz. Size çok uçuk ve ütopik gelebilir yazdıklarım.
Bu konu çok uzatılıp, örneklendirilebilir tabii.

Empati ile ilgili özlü sözler

Damdan düşenin halini, damdan düşen bilir. (Nasreddin Hoca)
Empati, insanım diyebilmenin, huzurun olmazsa olmaz özelliği.
Barış ucuz; barış için sadece vicdan, empati ve sevgi lazım. (La Edri)
Hiç kimse, başka birinin sırtındaki yükün ağırlığını bilemez. (George Herbert)
Bir kişiyi dinlemek beyin işidir ama onunla empati kurabilmek gönül işidir.
Empati gözlemleme yeteneğini geliştirir. Empati kariyerinizde size destek olur.
Kendine reva görmediği şeyi, başkasına reva gören insan kamil olamaz. (Hz. Ali)
En büyük insan, kendini en çok sayıda insanın yerine koyabilendir. (Jane Adams)
İnsanı insan kılan özellik, empati yeteneğini geliştirmiş olmasıdır. (H. Murakami)
İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır. Başkasının acısını duyabiliyorsa insandır. (Tolstoy)
Bizzat katlanamadığınız eziyete, başkasının tahammül etmesini istemeyiniz. (Publilius Cyrus)
Ayakkabılarım olmadığı için üzülürdüm. Ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar. (Honoré de Balzac)
Kendi iyiliğimizi ve çıkarımızı istediğimiz gibi, başkalarının da iyiliğini ister çıkarlarını gözetirsek ortada fenalık kalmaz. (Hz. Muhammed)
her sözcükle bir anlaşma imzalarsınız. Hem kendinizle, hem karşınızdaki ile ve hem de tüm evrenle!..
Bir insan gelecekte ne yaşayacağını merak ediyorsa, bugün ne konuştuğuna baksın.

Sadece, OLMASINI İSTEDİĞİNİZ şeyleri söyleyin.
“Hasta olmak istemiyorum” yerine, ”sağlıklıyım.”
“Yaşlanmak istemiyorum” yerine “her daim genç kalacağım.”
Öyle ki, beyin negatifi algılamaz. Söylenen her sözü gerçek kabul eder.
Mesela siz, “Unutma” dediğinizde onu “unut” olarak algılar. “Aklında tut” demek daha doğrudur.

Birisine, “Panik yapma”dediğinizde daha fazla panik olacaktır. Bunun yerine, “sakin ol” demek daha uygundur.
Bu yüzden, ne istiyorsak onu söylemeliyiz!
Birisi sizi gördüğünde “hasta gibi görünüyorsun” derse ve siz buna inanır, onaylarsanız, anında anlaşmayı imzalamış olur ve hastalanırsınız.
Bazı insanlar hastalıklarına sıkı sıkı sahip çıkarlar.
“Benim şekerim var!”
“Benim tansiyonum var!”
”Benim kolestrolüm yüksek!”…
BENİM..!!! diyerek, sahip çıkarsanız o hastalık da sizi hayatta bırakmaz!..

“BEN” diye başlayan her cümleyi bilinçaltınız sahiplenir ve emir kabul eder.
FARKINDALIĞI OLAN KİŞİ İSE:
bedeninin kendine verdiği mesajdan ders çıkarır. Ve şu soruların cevabını arar;
“Bilmem gereken şey ne?” Hayatımda neyi değiştirmem gerekiyor?”
“Nerede hata yaptım ki; hastalıkla bedenim beni uyarıyor?”
OLUMLU KONUŞMAK ve OLUMLU DÜŞÜNMEK _işte bu yüzden çok önemlidir._
Ağzınızdan çıkan cümleleri değiştirin, hayatınız değişsin…
Sözlerinizle birlikte, düşünceleriniz değişmeye başlar. Düşünceleriniz değiştikçe de; davranışlarınız değişir ve siz başka birisi olursunuz.
Bir bakarsınız ki, yaşamınız söyledikleriniz, _düşündükleriniz ise davranışlarınız olmuş…_

Gelelim dostluğa;
Dostluk, insanların yalnızlıktan korktuğu, bunaldığı hayata ve kendisine yetmediği anlarda yanında görmek istediği kendisini destekleyen bir başka canlıdan başka bir şey değildir.
Şimdi Enterasan sitesinde de yayımlanan bir öyküyle giriş yapalım.

Bir gün bir baba oğluna hayatı boyunca unutmayacağı bir ders vermeye karar vermiş ve bunun için oğluna ilginç bir soru sormuş.
Baba oğluna, kaç tane dostun var evladım diye sorar, oğlu da cevap verir, bir sürü arkadaşım var baba diye.
Babası ise oğlum arkadaş başkadır dost başkadır. Gel sana dost nasıl oluyor öğreteyim der.
– Git bizim bahçedeki koyunlardan birini kes, bir parçasını al ve bir çuvala koy.
Oğlu gelir ve işte getirdim baba buyur der. Babası ise şimdi bu çuvalı al ve dostlarından birinin kapısına git ve yardım iste. Çocuk gider ve arkadaşına şu elimdeki şeyden kurtulmam gerekiyor bana yardım et der fakat dostu sandığı kişi hızla kapıyı kapatır.
Sonra bir diğer arkadaşının ve bir diğer arkadaşına derken hiç biri ne oldu ne bitti, bu iş nedir diye sormaz, hepsi hemen yüzüne kapıyı kapatıverir. Adamın oğlu elindeki çuval ile sokakta kalakalmıştır. Sonra babasının yanına döner çocuk ve der,
-Baba benim hiç dostum yokmuş, hiç biri yardım etmeye çalışmadı bile der.
Sonra babası peki oğlum şimdi şu adrese git ve benim selamımı söyle.
Çocuk elindeki çuvalı alır ve adresteki evin yolunu tutar, kapıyı çalar ve adam gelir.
Çocuk babasının selamını söyleyince, adam çocuğu eve davet eder.
Çocuk eve girer, elindeki kanlı çuval ile salonun ortasına oturur. Adam evladım ne yaptın sen, anlat bakalım bu işin aslı nedir. Çocuğun babası gerçekten dost kimdir ortaya çıkması için çocuğuna şu sözler ile dostunu test etmesini tembihlemiştir.
Bir hata oldu amca bana yardım et der çocuk ve adam peki diye cevap verir sonra da çuvalı arkadaki bahçeye gömer. Oğul ise şaşkınlık içerisindedir, adam geri geldiğinde sorar amca böyle bir şeyi nasıl yapabildin. Babamın selamını getirdim diye büyük bir risk alıyorsun.
Ve adam cevap verir, gerçek bir dostun selamı içerisinde hem güven hem de sadakat vardır evladım. Dostumun bana selam gönderdiği kişinin yanlış veya kötü bir şey yapmayacağına inanmaktır gerçek dostluk
Şimdi işin aslını anlat bakalım çuvalın içinde keçi mi vardı koyun mu?

İşte böyle dostlar, gerçek dost öyledir ki insan gerçek dostunun yapacağı davranıştan asla şüphe duymaz.
O dostunun oğlunu içerip alıp çuvalı gömeceğini çok iyi bilmektedir ve dostu da selam söyleyenin yanlış bir iş yapmayacağını çok iyi bilir. Bu hikayenin devamı var ama uzatmaya gerek yok.
Şimdi Bu basit hikayedeki gibidir dostluk. Kendi çıkarını dostunun çıkarının önüne koymamaktır. Herkesin dostluk anlayışı başkadır. Ama hep söylediğim gibi empatisi yüksek insanın da dostları yüksek ve çok olur. Yazı biraz uzadı farkındayım Başlıkta verdiğimiz Eşitliği de kısaca özetleyip yazımızı sonlandıralım.

Eşitlik diye bir şey yok.
Yaşamda bir birbirine eş olan eşit olan hiçbir şey yok. Aynı boyda birebir ölçüde yani, ağaç, ot, aslan, geyik, yaprak vb gördünüz mü. Bir ağaçtaki binlerce yaprak bile birbirine eşit değilken insanları eşit kılmaz akıl ve izan işi değildir. Eşitlik vb kavramlar kapitalist sistemin içinde insanları uhrevi hayaller peşine koşturup oyalamaktan başka bir şey değildir. Ancak eşitlik ile hakkı karıştırmamak gerekir. Kadınların bir çok hakkı vardır ama kadınla erkek eşit değildir. Hak konusunda ve yaşamak konusunda eşit değerlere sahip olmak eşitlik değildir. Yaşamak haktır ama herke aynı ve eşit yaşayacak diye bir şey yoktur. Öyle olsaydı Kangal köpekler ve timsahlar yavrularını yemezdi. Zenginlik, fakirlik olmazdı. Beyinler eşit değilken sözlerin eşit olmasını savunmak ise zaman israfıdır. İnsanlar biraz mantık ve izafiyet teorilerini okusunlar. Tabii önce Stoizm ve Teozofiyi okuduktan sonra. Bunları okuyup anlayabilmek için de felsefe bilmek gerektiğini hatırlatmamıza gerek yok sanırım.

Yorum ve eleştirileriniz için dursunuzun33@hotmail.com veya http://gündemarşivi.com adresine yazabilirsiniz. Sağlık ve huzur dileklerimle esen kalın…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun