Duygusal Kapitalizm

Başkalarına hediye veren, ardından kendisinin bencil davranmasını ve diğer edepsizliklerini makul görür.

İnternetin gölgeli köşelerinde, bağlı kişilerin diğer bağlı insanlarla seks yapmak için randevulaşabileceği çok sayıda web sitesi vardır. Arayanlar birlikte aldatmak için orada buluşurlar. ABD’de bu sitelerden birinin adı ashleymadison.com’dur ve bir değerlendirme, bu web sitesinin genellikle Şubat ayında en yüksek trafiğe sahip olduğunu göstermiştir. Başka hiçbir ayda bu kadar çok kullanıcı bir kaçamak aramak için giriş yapmaz. Bu nasıl mı olabilir? Bir çalışmada, psikologlar Evan Polman ve Zoe Lu, bu mevsimsel anomalinin bir nedeni hakkında tahminde bulunuyorlar. Şubat ayında aşıklar birbirlerine romantik hediyeler, çiçekler, çikolatalar, mücevherler, Sevgililer Günü’ndeki tüm programı verirler ve bu görünüşe göre tatsız bir tavır besliyor: Daha demin partnerine hediye veren kişi, kendisine artık “küçük bir hata” yapma hakkını uygun görüyor. Hani hemen aldatmaya gerekmiyor, ama piyasayı biraz tarayabilir ve biraz flört edilebilir. Çünkü hediyeyi vermekle zaten bir iyilik yaptın ve artık kendi standartlarını ihlal edebilir, kendine de bir “iyilik” yapabilirsin.

Psikologlar, Journal of Behavioral Decision Making dergisinde yayınladıkları bir çalışma ile bu varsayımı doğruluyorlar. Yaklaşık 2.000 katılımcıyla yapılan deneylerde, hediye verenlerin bir hediye verdikten sonra biraz daha az kibar, biraz daha az sadık ve biraz daha az özgecil[i] davrandıklarını gösteriyorlar. Hediye eden, kendisi için başka bir yerde harcayabileceği, bir nevi sosyal kapital biriktiriyor: Bu adeta bir duygusal kapitalizmdir.

Veren, kendini minnettarlık hak eden iyi bir insan gibi hisseder.

İki bilim insanı yayınlarında, vermenin verenin deneyimi üzerindeki etkileri hakkında çok az araştırma olmasına şaşırıyor. Bunun yerine, sayısız araştırma, vermenin bir zamanlar formüle edildiği gibi “sosyal ilişkilerin harcı” olduğunu tekrar tekrar vurguluyor. Hediye eden, hediye alanın lütfunu teminat altına almaya çalışıyor. Ancak aynı zamanda, fedakâr cömertliğin “sıcak bir parıltıya” neden olduğu bilinmektedir: Veren kişi, o esnada kendini, başkalarına iyilik yapan ve minnettarlığı hak eden, iyi bir insan olarak hisseder.

Ancak bu tür duygular aynı zamanda içsel bir beklenti tutumu da yaratır. Örneğin, “ahlaki lisans” görüngüsü birçok çalışmadan bilinmektedir: Kendini alenen (doğru veya yanlış) ahlaklı bir kişi olarak sunan herkes, bu davranışından diğer yandan kendisinin de arada bir sınır ihlali için izin verildiği çıkarımına varır. Örneğin, araştırmalar Twitter’da da her gün gözlemlenenleri gösterdi: Irkçılığa veya cinsiyetçiliğe karşı alenen mücadele edenler genellikle başkalarına karşı oldukça kötü davranıyorlar. “Zaten iyi bir amaç için savaşıyoruz, o kadarına da göz yumun artık”, o insanların ilkesi gibi görünüyor.

Polman ve Lu’nun deneylerinin önerdiği gibi, benzeri, vermek için de geçerlidir. Örneğin, bir arkadaşa gönderilen davet reddi e-postası, işin içinde daha önceden bir hediye olduysa daha az kibardı. Ve kim bir arkadaşına hediye aldıysa, o arkadaşına karşı çok daha bencil olmayı tercih etti. Aynı şey romantik ilişkilerde de ortaya çıktı: Daha önce eşleri için bir hediye ile vicdanlarını rahatlatan denekler biraz flört etmeyi, flört sitelerini taramayı ve orada mesaj yazmayı daha kaygısızca yaptılar.

*****

Bu yazıyı tercüme ederken aklıma ilk gelen şey, bizim bir deyimimiz oldu:

“Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü?”

Araştırmanın ortaya çıkardığı neticeler bende bu çağrışımı sağladı. Bu neticeleri ben, daha çok beklenmedik veya yabancı bir kişinin hediyesinde veya samimiyetinde tahmin ederdim. Hani o içimizden “hayırdır inşallah” dediğimiz anlarda.

Hepimizin hayatında, üstteki deyime atıfla “enişte olma” kaygısı yaşanan anlar olmuştur. Patronumuza, yeni iş veya okul arkadaşımıza, uzun zamandır görmediğimiz veya yeni tanıştığımız bir akrabaya hediye vermek isteriz ve o anda parlayan “enişte korkusu” bizi vazgeçirir. Yanlış anlaşılır diyerek, bu güzel samimiyet ifadesinden vazgeçeriz.

Ancak en yakınımızın hediyesini de bu neticelerin kulisinde yorumlanabileceği beni şaşırttı. Bu benim için iyi bir haber değildi. “Artık en samimi ve sevgi dolu hediye verdiklerime karşı zan altında mı kalacağım?” düşüncesi aklıma yerleşti.

Bu düşünce ve onunla beraber araştırmanın neticeleri, yine sosyal hayatımızda sık sık, özellikle kadınlar tarafından dile getirilen görüngü ile doğrulandı:

Erkek işten dönerken eşine bir demet çiçek alıp eve gelir; bayram, doğum günü, evlilik günü, sevgililer günü, ilk tanışma günü, ilk el ele yürüme günü, ilk öpücüğün günü gibi gayet olağan ve yaygın olan kutlama gerekçesi yok. Çiçekleri gören kadının yüzünde anında soru işaretleri belirir ve aklından ilk geçen şey “Kim bilir yine ne halt yedi?” sorusudur. Kadın olumlu düşünse bile sorusu “Bakalım, daha neler çıkacak bu çiçeklerin altından?” olacaktır. Bu şekilde düşünen kadınlar veya erkekler artık önemli dedikodu toplantılarında gururla “Ben zaten biliyordum, şimdi de bilimsel kanıtlanmış!” diyebilirler mi?

Araştırma neticeleri, bilimsel niteliğine rağmen, “her hediye veren bu şekilde davranıyor” olarak yorumlanamaz.

Eminim, gerçek sevgi ve samimiyet dolu davranış her zaman kendini kanıtlayacaktır.

Nizamettin Karadaş

 

Not: Bu yazı Sebastian Herrmann’ın Süddeutsche Zeitung‘da 07.06.2021 de yayınlanmış Emotionaler Kapitalismus başlıklı makalesinin Türkçe çevirisidir.

[i] Not: Eş ve yakın anlamlı “özgecil, diğerbin, diğerkâm, fedakâr” kelimeleri Almanca “altruistisch” kelimesi için çeviri olarak öneriliyor. Fedakarlık haricinde diğer üç kelimeyi şimdiye kadar ne okudum ne duydum. Altruistisch Almancadaki anlamı: bencil davranmayan, başkalarının, çevresinin hayrına ve uğruna davranan, fedakâr.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun