Dünya Mirası

Bu konuya, önce UNESCO adlı örgütü kısaca tanıtarak başlamam gerekiyor.
UNESCO sözcüğünün İngilizce açılımı şöyle:
United Nations Educational, Scientific and Cultural Organization.
UNESCO sözcüğünün Türkçe açılımı ise şöyle:
Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü.
UNESCO, 1946 yılında kurulmuştur.
UNESCO’nun Kuruluş Yasası, Kasım 1945’de Londra’da 44 ülkenin temsilcilerinin katıldıkları bir toplantıda kabul edilmiştir.
UNESCO’nun 20 kurucu üyesinden biri olan Türkiye Cumhuriyeti adına, Kuruluş Yasası 16 Kasım 1945 tarihinde dönemin Milli Eğitim Bakanı hem Mason hem de Mevlevi olan Hasan Ali Yücel tarafından imzalanmıştır.
1970’de UNESCO ortaya bir “DÜNYA MİRASI” kavramı attı.
Dünyada özel kültürel veya fiziksel öneme sahip yerlerden her birine “Dünya Mirası” adını verdi ve bu tür yerlerin listelerini hazırladı.
Bu listelere göre, Temmuz 2019 itibariyle 167 ülkede toplam 1.123 dünya mirası bulunmaktadır.
UNESCO. “Dünya Mirası Fonu” diye kurduğu bir fondan her yıl 4 Milyon Avro dağıtmaktadır.
Türkiye, 2006-2007 sürecinde bu fondan toplam 46 bin 178 Avro almış.

Değerli Dostlar,
Dünyada en çok “Dünya Mirası” yerlerin, yapıtların bulunduğu ülkeler şunlardır:
İtalya (51), Çin (50), İspanya(45), Almanya (41), Rusya (26), ABD (23), Türkiye (16), İngiltere (14).
Türkiye’deki Dünya Mirası yerlerin bazıları şunlardır:
Efes, Bergama, Edirne Selimiye Camisi, Çatalhöyük, Pamukkale, Kapadokya, Troya Antik Kenti, Nemrut Dağı, Diyarbakır Kalesi, Göbekli Tepe, Safranbolu Şehri, Divriği Ulu Cami.

Değerli Dostlar,
Şimdi geldik bu yazının temel konusuna.
UNESCO’nun tanımına göre, Dünya Mirası adı altında listelenen tüm kültürel ve fiziksel öneme sahip yerler, TÜM İNSANLIĞIN MİRASIYMIŞ.
Yani, Türk halkı da; ABD, Almanya, İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere’deki tüm Dünya Mirası sayılan yerlerin Mirasçısıymış!
Gerçekten öyle mi?
Bu soruyu yanıtlamadan önce, “Miras” sözcüğünün sözlükteki tanımına bakalım.
MİRAS, Arapça bir sözcük. Başlıca üç anlamı bulunmaktadır:
1. Birine ölen bir yakınından kalan mal, mülk, para veya servet, kalıt, tereke.
2. Kalıtım yoluyla gelen herhangi bir özellik.
3. Bir neslin kendisinden sonra gelen nesle bıraktığı şey.
Öyleyse, Türkler de istediği zaman ABD, Almanya, Fransa, İtalya, İspanya ve İngiltere’deki miraslarını görmeye gidebilirler, değil mi?
Bir kişinin kendisine kalan mirası gidip görmek istemesinden doğal bir istek olabilir mi?
Hadi o zaman, gelin bir sanal yolculuğa çıkmak isteyelim.
Varsayalım, ben 11 arkadaşımla bir araya geldim. Biz 12 kişi, İngiltere’deki Dünya Mirası “Stonehenge”yi görmeye karar verdik. Arkadaşlarım Salih Baliç, Ali Çevikyiğit, Seher Baştuğ, Mehmet Kızıl, Hasan Tüzüner, Rüya Su, Sabri Eken, Mehmet Kartal, Mahmut Fuat Işık, Fevzi Çamlı ve Mehmet Baygın toplandık İngiliz Büyükelçiliği’ne gittik. İngiltere’deki mirasımız “Stonehenge”i görmek için bir haftalık vize istedik.
Sizce, nasıl bir cevap aldık?
Hepimizden ayrı ayrı, taşınmaz malımızın mülkümüzün tapu senetlerini, banka hesap cüzdanlarımızı, daha bir sürü evrak ve belge istediler!
İngiltere’deki mirasımızı görmeye gitmemize vize vermediler!
Oysa İngilizler, ne zaman isteseler, hiçbir engelle karşılaşmadan uçağa atlayıp Türkiye’ye geliyor, Dünya Miraslarını gezip görüyorlardı.
Ancak, öyle çabucak yılacak değildim!
Yine varsayalım, ben daha 11 arkadaşımla bir araya geldim. Biz 12 kişi, Almanya’daki Dünya Mirası “Berlin Müzeler Adası”nı görmeye karar verdik. Bizim de bu mirasta payımız olduğuna göre hiç kuşkusuz gidip mirasımızı görmek istiyorduk, bu bizim hakkımızdı.
Arkadaşlarım Mehmet Aşar, Saygı Şen, Mustafa Arslan, Faruk Yıldız, Songül Eren, Cemil Koç, Zafer Dündar, Mehmet Yaşar, Mehmet Can Uysal, Ebru Oğuzhan Yeter ve Mustafa Kemal Tığcıoğlu toplandık Alman Büyükelçiliğine gittik.
Mirasımız “Berlin Müzeler Adası”nı görmek için Almanya’ya bir haftalık vize istedik.
Nasıl karşılık verdiler, sizce?
İsteğimiz bir kulaklarından girip diğer kulaklarından çıkıp gitti. Her birimizden istedikleri belgeleri sıraladılar: Tapu senetleri, banka cüzdanları, sağlık sigorta belgeleri, otel rezervasyon belgeleri, gidiş-dönüş uçak biletleri…
Almanlar da bize Dünya Mirasımızı görme fırsatı bile vermediler!
Ama Almanlar istedikleri zaman uçağa atlayıp Türkiye’ye geliyor, hiçbir engel olmadan Dünya Miraslarını görüyorlardı.

Değerli Dostlar,
Varsayımları, sanal gezileri bir yana bırakalım, konu çok önemli ve çok ciddi, gelin gerçeklerle yüzleşelim. Dünya Mirası’ndan söz edenlerin gerçek yüzlerini görelim…
14 Nisan 2003 günü ABD askeri kuvvetleri Bağdat’ı işgal etti.
ABD askerleri Bağdat’ı yağmalamaya başladı.
Saddam Sanat Merkezi’ni, Bağdat Üniversitesi’ni yağmaladılar.
En büyük soygun ve hırsızlık Irak Ulusal Müzesi’nin yağmalanması sırasında yaşandı. Bu müzede, Mezopotamya uygarlıklarına ait çok önemli eserlerin yarısından fazlası Amerikalı askerler tarafından çalındı! Hırsız ABD askerleri yalnız değildi. Başta İngilizler olmak üzere Koalisyon Güçleri denilen Avrupa ülkelerinin askerleri de bu soygunun destekçileriydi.
ABD, İngiltere ve Avrupa ülkeleri UNESCO üyesiydiler, Dünya Mirası savunucularıydılar!
Oysa ABD askerlerinin yağmaladığı Irak Ulusal Müzesi, dünyanın belki de en değerli tarihi eserlerinin bulunduğu yerdi!
Bu müzedeki Mezopotamya’nın 5 Bin Yıllık tarihi eserleri İngilizlerin desteklediği ABD askerleri tarafından yağmalandı, talan edildi!
5 Bin Yıldan eski Sümer vazosu Varka ve en az 5 Bin Yaşındaki Akadlardan kalma Uruk heykeli yağmalandı, ABD askerleri tarafından çalındı!
Yağma, talan, hırsızlık sürerken, UNESCO üyelerinden ses çıkmadı! “Siz ne yapıyorsunuz, bunlar tüm insanlığın ortak Mirasıdır.” diyen olmadı!
ABD askerlerinin çaldığı 4 Bin 400 yıllık Sümer Kralı Entemena’nın başsız heykeli ABD’de satılmak üzereyken ele geçti!
Bağdat’ın işgalinde, binlerce el yazması kitabın bulunduğu onlarca kütüphane de ABD askerleri tarafından yağmalandı!
Irak’ın 113 kütüphanesinde bulunan 82 bin 258 el yazması eser yağmalandı, çalındı!
Peki, tüm bunlar insanlığın Dünya Mirası değil miydi?

Değerli Dostlar,
Bitmedi!
ABD ve Avrupalıların iki yüzlülüğünü gösteren iki örnek daha vereceğim.
1500’lü yıllardan beri İngiltere’de bir Çingene, diğer adıyla Roman topluluğu bulunmaktadır. Aslında hiçte büyük bir topluluk olmayan Çingeneleri, İngilizler hiçbir zaman İngiliz toplumunun bir parçası olarak görmemişler, Çingeneleri sürekli dışlamışlardır.
Günümüzde İngiltere’de yaklaşık 280 bin Çingene yaşamaktadır. Korona Virüs salgınına karşı herkesin evinden çıkmamasını isteyen İngiliz yönetimi, Çingenelerin toplu olarak yaşadığı bölgeye içme suyu vermemiştir!
Peki, Çingeneler bu dünyanın insanları değil mi? Çingeneler, Mars’tan mı geldiler de böylesine dışlanıyorlar!
Bir avuç Çingene’ye hayat hakkı tanımayan İngilizlerin, Dünya Mirası söylemine inanabilir misiniz?
1789 Fransız Devrimi’nden beri Fransızlar şu söylemleriyle ünlenmişlerdir:
“Liberte, Egalite, Fraternite”.
Türkçesi:
“Özgürlük, Eşitlik, Kardeşlik”.
Peki, günümüz Fransızlarının aynı ilkelere bağlı olduğunu söyleyebilir misiniz?
Irkçılığın en yaygın olduğu Avrupa ülkelerinden biridir Fransa!
Fransızlar; Yahudileri sevmezler, Müslümanları sevmezler, Türkleri sevmezler, siyah derilileri, yani Afrikalıları sevmezler, Çingeneleri hiç sevmezler, ama sonra tutup “Tüm İnsanlığın Ortak Mirası”ndan söz ederler!
Eski Fransa Devlet Başkanı Nicolas Sarkozy, Çingenelerin Fransa’yı terk edip gitmesini istedi! Kendi isteğiyle Fransa’yı terk edecek her Çingene’ye 300 Avro vereceğini duyurdu!
Söyler misiniz, Sarkozy gibi kişilerin “Dünya Mirası” masalına inanır mısınız?

Değerli Dostlar,
“Dünya Mirası” kavramı, sömürgeciler tarafından uydurulmuş bir masaldır. Bu masal, ne yazıktır ki, bizim bazı aydınlarımızın kulağına hoş gelmektedir!
Biz açıkça şunu bilir, şunu ilan ederiz:
Türkiye topraklarının altındakiler de üstündekiler de tümüyle Türklerindir!
Topraklarımızın altındaki madenlerin de, tarihi eserlerin de tek bir mirasçısı vardır, o da Türklerdir!
Topraklarımız üzerindeki varlıkların, tarihi ve kültürel eserlerin de tek mirasçısı Türklerdir, asla ve hiçbir şartla yabancı mirasçı kabul etmeyiz!
Ülkemizdeki kültürel ve tarihi eserleri görmek isteyen yabancılar turist olarak yani “misafir” olarak elbette gelebilirler. Onları geleneklerimize uygun konukseverlilikle karşılarız. Ziyaretlerini bitirenleri da ülkelerine hoşça uğurlarız…

Yılmaz Dikbaş
25 Haziran 2020, Perşembe
0532 233 31 52

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun