Dünya Liderimiz

Uluslar arası siyaset, keskin bir zeka, hızlı düşünüp doğru adımlar atmayı gerektirir. Bunları yaparken nezaketle, tehdidin dozunu da çok dikkatli ayarlamak gereklidir. Dış siyaset, iktidara gelen parti ve liderin düşüncesine göre de değişmemeli, bir devlet geleneği şeklinde devam etmelidir ki istikrarı olsun.

Sevgili dostlar, Cumhuriyetimiz henüz çok gençken, gerçekleşen bazı olayları aktarmak isterim, isterim ki bu günü daha “akli” değerlendirelim.

Hangi ülke başkanıdır anımsamıyorum, genç cumhuriyetimizi ziyarete gelen bir başkan Atatürk ile görüşmek üzere, sanıyorum Dolmabahçe Sarayı’na geliyor. Kendisini görüşmenin yapılacağı salona alıyorlar, ancak oda boş! Misafir koltuğuna yerleşiyor beklemeye başlıyor. Çok beklemesine gerek kalmadan büyük önder tüm ihtişamıyla odaya giriyor ve gelen başkan ayağa kalkarak Atatürk’ü karşılamak zorunda kalıyor. Belki küçük bir detay ama o başkanı ayağa kaldırarak zarif bir şekilde eziyor.

Bir başka örneğe Milletler Cemiyeti (bugünkü adıyla Birleşmiş Milletler) bu en büyük uluslar arası topluluğuna Türkiye’nin katılması için bir öneri geliyor. Bu öneri karşısında büyük önder görüşünü şu şekilde dile getiriyor, “Başvurmayı düşünmüyoruz fakat davet ederlerse katılırız”. Bunun üzerine topluluğun katılacak devletlerin başvurması zorunluluğu olmasına rağmen, bu şartı ilk kez uygulamaktan vazgeçerek 43 üyenin oy birliği ile Türkiye’nin topluluğa davet edilmesine karar verdi. Bu davet üzerine Türkiye Milletler Cemiyeti’ne katılmayı kabul etti. Yıl 1932.

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bu siyaset kavrayışının dünyada barış ve huzur isteyen ve bunun doğal sonucu hakseverliği fazilet bilen bütün dünya milletlerince takdirle karşılanacağına şüphem yoktur.”

Atatürk, 27 Ocak 1937

Hatay meselesinde Atatürk sorunu barışçı yollarla çözmek istiyordu. 31 Aralık’ta Başbakan İnönü’ye gönderdiği bir notta aynen şöyle diyordu:

“…Türkiye Cumhuriyeti çok haklı olduğu bu davada asla saldırgan konumunda bulunmayı kabul etmez. Biz bu işin BARIŞÇI YOLDAN çözülmesini istiyoruz. Böylece Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin dünyadaki sıkıntıların ÇÖZÜM YÖNTEMİ olarak iddia ettiği SAVAŞSIZ ANLAŞMA en güzel örneği göstermiş olur… Bu bizim istediğimiz yoldur. Ve fakat Fransızlar bizi aldatma yoluna saparlarsa onları hiç memnun etmeyecek derecede ciddi davranmamız zorunludur. Bu ciddiliğin gerektirdiği önlemler askeri olacaktır…”

Hatay tam bir diplomasi zaferidir, Atatürk yürüttüğü ciddi ve akıllı siyasetle Fransız sömürgesi olan Hatay’ın bağımsızlığını kazanmasını sağlamıştır. Takip eden süreçte kendi meclisi kendi milletvekilleri ve Cumhurbaşkanı olan bağımsız bir devlet olmuş ve bu durum bir yıl kadar sürmüştür (bir başka yazıda konuyu daha detaylı işlemek isterim). Hatay 30 Haziran 1939 da Hatay meclisinin aldığı karar ile Türkiye’ye katılma kararı almıştır.

Bizim referans aldığımız tek lider Atatürk’tür, bunu söylerken tabi ki altını doldurmadan konuşmuyoruz. Sevgili dostlar, bir başka örneği ölümünden yıllar sonra, UNESCO’nun aldığı bir kararda görelim.

UNESCO Genel Kurulu uluslararası işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü olan 1981 yılının tüm UNESCO üyesi ülkeler tarafından kutlanmasını kararlaştırmıştır.

UNESCO 1981 yılında bu kutlamalar çerçevesinde, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ulusal Mücadele ve Çağdaşlaşma Lideri” olarak evrensel niteliklerini ortaya koymuş, doğrultuda, Atatürk’ün doğumunun 100. yılı bütün dünyada, “1981 Atatürk Yılı” olarak kutlanmıştır.

Bu uygulama, dünyada ilk ve tektir. 27 Kasım 1978 tarihli konu ile ilgili karar tasarısında aynen şunlar yazıyordu:

“UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış işbirliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü’nde, 1981 yılında anılmasını kararlaştırmıştır.

UNESCO Genel Konferansı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yıldönümü’nde, 1981 yılında anılacağını hatırlatarak, UNESCO’nun ilgilendiği tüm alanlarda olağanüstü bir reformcu olduğunu göz önünde tutarak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğunu kabul ederek, dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmalarının olağanüstü bir örnek olduğunu ve tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve işbirliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmış olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO’nun işbirliği yapmasına karar verilmiştir.”

Tasarının görüşmelerinin yapıldığı sırada İsveç delegesinin: “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” şeklindeki sözlerine, Rus delegesi söz alıp, toplantı delegelerine aynen aşağıdaki şekilde hitap etmiştir.

”Genç İsveç delegesi arkadaşıma hatırlatmak isterim ki; MUSTAFA KEMAL ATATÜRK öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir, bırakın onu bir kez anmayı, onu her problemimizde çare olarak aramalıyız”.

Sonra ne mi olur? Önergenin oylama günü geldiğinde, tasarı metni UNESCO tarihinde ilk ve tek kez görülen bir sonuçla kabul edilir. Hiç karşı oy yok, hiç çekimser oy yok, O tarihte teşkilat üyesi 152 ülke karar metnini oybirliği ile onaylar ve metni imzalarlar.

İsveç delegesi demişti ya “Ne yani dünyada bu kadar devlet adamı var hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?” diye! Yine o İsveç delegesi kararın alındığı o toplantıda mikrofona gelir ve aynen şunları söyler;

”Ben Atatürk’ü inceledim ve ancak anlayabildim. Bütün ülkelerden özür diliyor ilk imzayı ben atıyorum.”

Sadece döneminin değil tüm zamanların en büyük devlet ve siyaset lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü ülke olarak referans almak, bu ülkenin sadece düze çıkma reçetesi değil, ona olan borcumuzu ödeme şeklimizdir.

YURTTA SULH, CİHANDA SULH”

Mustafa Kemal ATATÜRK

Murat Aydın

Kaynaklar:
1-Atatürk’ün diplomasi zaferi: HATAY, 3 Temmuz 2017 Sinan Meydan (Sözcü)
https://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/sinan-meydan/ataturkun-diplomasi-zaferi-hatay-1917140/https://add.org.tr/mustafa-kemal-
2-ataturk%C2%A0-ve-birle%C5%9Fmi%C5%9F-milletler-e%C4%9Fitimbilim-ve-kultur-te%C5%9Fkilati-unesco/
3-http://www.mfa.gov.tr/ataturk-doneminde-turk-dis-politikasi.tr.mfa 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun