Doğrular

Yorganı kafasına kadar çekmiş olmasına rağmen, annesinin önce yumuşak başlayan seslenişinin yavaş yavaş yükseldiğini fark eden küçük kız istemsizce yerinden doğruldu. Bir süre yer yatağında sıralı uyuyan küçük kardeşlerini izledi sevgi ve biraz da kıskançlıkla. Henüz okula gitmedikleri için şanslı oldukları kesin.
Oysa okula gitmeyi seviyor ama uykuyu daha çok.

Bahçenin ortasında ki çeşmede yüzünü yıkayıp, çantasını hazırlamaya koyuldu. O ara annesi dün çocuklarla dövüşürken kopan beyaz yakasını onarmakla meşguldü, seslendi “Mutfakta kahvaltı var yemeden çıkma”.
Çantasını kapının yanına hazır eden küçük kız, mutfağa geçerek yer sofrasına konmuş; buruşuk zeytin, doğranmış domates, bir kase pekmezden oluşan kahvaltıya şöyle bir bakıp annesine cevap verdi; “Ben okulda yiyeceğim”. Aslında okul da verilen süt tozunu pek sevmese de koyu sarı peynire bayılıyordu.

Giyinip evden çıkarken anne rutin uyarılarına başlamıştı; “Doğru düzgün git, dereden atlamaya kalkma ıslanıp gelirsen, bu defa eşek sudan gelinceye kadar döverim seni!” Yola çıktığında komşuları Hatice teyze kapısının önünü süpürüyordu, küçük kız durakladı, birkaç saniye için de kafasında kurguladığı yalanla kadının yanına yaklaştı. “Hatice teyze, annemin selamı var mümkünse bana bir lira vereceksin, annem Zübeyde hanımın elbisesini bitirince size ödeyecek” aslında pek de yalan sayılmazdı. Dün akşam okula çok güzel kitapların geldiğini, herkesin aldığını söylediğinde annesi “Elimdeki elbiseyi bitirebilirsem alırız” demişti.
İçeriye giren kadın elinde bir lira ile dönerek kıza uzattı, “Annene selam söyle”.

Okulun kapısında kankası Orpen onu beklemekte idi. “Bugün ben de seninle kahvaltı edeceğim” el ele tutuşup okulun mutfak bölümüne yürüdüler.
Hademe Seyit kapıya gerilip “Sen giremezsin küçük bey!” deyinceye kadar keyifleri yerinde idi. Orpen her zaman ki gibi ağlayarak küçük kızla birlikte girmeye çalışsa da Babası tarafından kesin talimat verilmiş olduğundan asla içeri sokulmayacağını anlayamıyordu.

Büyük rütbeli asker baba nedense çocuğunun fakir çocuklarla yemek yemesine şiddetle karşı çıkıyordu. Hademe tarafından sınıflara doğru uzaklaştırılan arkadaşının arkasından şöyle bir bakan küçük kız umursamaz bir tavırla içeri girdi, bazı arkadaşlarının yemediği koyu sarı peynirler de yiyerek karnını doyurdu.

Sınıfa girip yerlerine oturan çocuklar Öğretmenin gelmesini beklerken, yaşları büyük olduğu için cüsseleri de büyük olan, zeka seviyeleri elvermediği için devamlı sınıfta kalan, ne öğrenciler ne de öğretmenler tarafından sevilmeyen, en arka sıra da oturan Şevket ve İbrahim her zaman ki kavgalarına başlamıştı.
Öğretmenin sınıfa girmesi ile tam bir sessizlik.

Günaydınla başlayıp TÜRKÜM DOĞRUYUM’la devam eden rutinden sonra, Öğretmenin “ELLER ARKAYA” komutu dersin başladığını gösterir. o andan sonra ders bitimine kadar konuşmak arkaya bağlanan elleri açmak kesinlikle yasak.

Kitaplar sıraların üzerinde açık, tüm dikkatle ders dinleniyor o lanet Sinek gelip kızın kitabına konmasa her şey yolunda, ama kız taktı sineğe kovalamak istiyor ellerini açması yasak.
Üflesem diye düşündü, hafifçe dudaklarını büzerek üflediği an da bütün sınıfı çınlatan ıslık sesi kulağın da çınladı.
Her taraf önce karardı sonra kırmızı oldu çocuğun gözlerinde.
Derin bir sessizlik….

İsmet öğretmen sakince masasını üstün de duran özel cetvelini aldı ve sordu “Kim yaptı bunu?”
Kimsede çıt yok, öğretmen sıraların arasında dolaşmaya başladı.
Çocuklardan biri çok korkmuş olmalı, bir an önce bu iş bitsin, yapsa yapsa ŞEVKET yapar demiş olmalı, “Şevket öğretmenim” diye bağırdı. ve diğer çocuklar da peşinden.
Öyle ya yapsa yapsa o yapar. Tembel, haylaz, pis kokuyor, kocaman nerede ise bıyıkları çıkacak.

“Şevket tahtaya çık!” ayağa kalkan bu koca çocuk ne olduğunu anlamadan tahtaya doğru yürüdü, küçük kız olup biteni dehşet içinde izliyordu. Çok iyi bir öğretmen olan İsmet bey disiplin söz konusu olunca çok acımasız olabiliyordu ve tüm çocuklar bunu iyi bilirdi. Bir anlık bocalama sonrası kız elleri arkasından çözdü, usulca parmağını kaldırdı.
“Söyle kızım”, “Ben yaptım öğretmenim…”

Şaşkınlık içindeki öğretmen bu kez “Neden?” diye sordu. Ağlayarak anlattı. Yine bir an sessizlik oldu ve öğretmen Şevket’e yerine oturmasını söyledi. “Sen gel tahtaya bakalım”, küçük kız yerinden kalkıp tahtaya yürüdü. Korkmuyordu, cezasını ne ise çekecekti, gönlü bir başkasının onun yüzünden acı çekmesine razı olmamıştı.
İsmet öğretmen elindeki cetveli masasına bırakarak yanına geldi, usulca başını okşadı sonra sınıfa dönerek “Bu güzel davranışı için arkadaşınızı alkışlayın!” dedi. Okul bitinceye kadar sınıfın gözdesi oldu.
Oysa bu küçük kız yakınları arasında dünyanın en iyi yalancısı olarak bilinirdi…
Bilmedikleri ise neden yalan söylediği.

Kim bilir belki kaybetme korkusundan, sevilme arzusundan, önemsenmek istediğinden daha onlarca sebepten…
GÜN GELİR ÇOCUK BÜYÜR…ve bilir ki yüreği hep doğrudan yana, doğrulardan yana olacaktır.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun