Din-Etik/Ahlak Sosyoloji(si) Üzerine Yanılsamalar

Din-Etik/Ahlak ve sosyoloji üzerine yanılsamalar

https://twitter.com/KemalistIlkay/status/1314998507938381826?s=20
Her şey İlkay Hanımın Evrensel Ahlak tabiri tweeti (tartışma başlık konusuna yukarıdaki linkten ulaşabilirsiniz) ile başladı. Ben de Ahlakın evrensel olamayacağını iddia edince ortalık karıştı. Herkes bir şey söyler oldu. Başlıkta gördüğünüz dört konu birbiriyle ilgili ama birbiriyle çok farklı konular. Ancak tek özellikleri; birbirini teyit edici unsurlarının bulunması. Önce ahlak evrensel midir değil midir ona bir bakalım, sonra başlıktaki konuları incelemeye geçebiliriz. Ahlakın evrensel olup olamayacağını söyleyebilmek için genel geçer ahlak tanımına bir bakalım.

Vikipedi’ye göre Ahlak: kelimenin en dar anlamıyla, neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî, seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların (subjektif olarak) çeşitli davranışlarının yanlış veya doğru oluşunu belirleyen bir yargı ve ilkeler sistemi kavramı ve/veya inancı için kullanılır.

Çok fazla tanıma gerek yok. Bütün tanımlar birbirini çağrıştırıyor zaten. Ahlak göreceli bir kavramdır. Göreceli bir kavramın da evrensel olma imkanı yoktur. Bu hakemli bir ifade değil kuşkusuz, ben öyle düşünüyorum, katılırsınız ya da katılmazsınız…
Madem ahlakla başladık önce ahlakı inceleyelim: Ahlak tek başına iyi buyruklar silsilesi değildir. Etkilediği alana göre de farklılıklar gösterebilir.
Mesela teolojik ahlak dinsel ve ilahı davranış kalıplarını buyruklarken, Siyasi ahlak etik ve hukuk çerçevesinde buyrukları anlatır. Cinsel ahlak ise insanların özeli, hakları ve hormonlarının kullanımı ile ilgili alanı buyruklar. Buyruklar diyorum hep çünkü; ahlak hep emredicidir. Ricacı olmaz. Böyle yaparsan doğrudur der. Bunu diyen de insandır, buyruğu uygulayanda. Bu konu ayrı bir yazı konusu tabii.
Ahlakla ilgili tezler, kitaplar, konferanslar var. Hepsinin amacı daha iyi insan olmak ve çabasıdır. Bence iyi insan olmanın tek yolu adaletli olmaktır.

Peki Ahlakı nasıl kazanırız?,. Çok hoşuma giden bir tanımlama var onu aktaralım yorumumuza geçelim. İbn Miskeveyh’in ifadesiyle; “Kimin ayırt etmesi daha sağlam, düşüncesi daha üstün ve seçimi daha doğru ise, onun insanlığı o ölçüde mükemmeldir Ahlâkî erdemleri ise, diğer sanatlarda olduğu gibi, daha önce etkinlikte bulunarak kazanırız. Çünkü öğrenip yapmamız gereken şeyleri, yapa yapa öğreniriz. Örneğin ev yapa yapa mimar, gitar çala çala gitarist oluruz.” Ahlaklı ola ola ahlakı kazanabiliriz.
Aristoteles’in dediği gibi, biz doğuştan çirkin ya da özürlü birini kınama hakkına sahip değiliz. Hatta ona şefkat ve merhamet duygularıyla yaklaşırız. Çünkü öyle olmak onun elinde değildir. Ama düzeltmesi, iyileştirmesi kendi elinde olan bir şeyi düzeltmediğinde onu kınamak hakkımızdır. Ahlâk işte böyledir. Onun iyileştirilmesi, düşünen ve bir irade varlığı olan insanın kendisine bırakılmıştır. Sorumluluğu da buraya dayanmaktadır.

Ahlakın içinde olduğu durumun sosyolojik boyutu ise oldukça karışıktır. Sosyoloji inceleme bilimidir ve toplumu inceler. Ahlak toplumun içini düzenleyen, dışını gözlemleyen bir olgudur. Twetter’daki tartışmada ahlak dinin mi sosyolojinin mi konusuydu. Ben sosyolojinin konusu olmadığını savunmuştum. Gerçekte de ahlak dinin konusudur. Din insana doğruyu söyleme, hakka saygı gösterme, namuslu olma, çalmama vb gibi emirleri verirken ahlakı kullanır. Çünkü bunlar ahlakın konusudur. Sosyoloji ise, bunun nedenlerini ve sonuçlarını inceler. Ahlak ve din birbirini teyit eden toplumsal buyruklar zinciridir. Doğanın doğallığına inat insanları seküler kalıplara sokan din ve ahlak sadece insanlar için geçerlidir. Çişi geldiğinde asfaltın ortasına çişini yapan bir köpeğin ya da yakaladığı ceylanı mideye indiren aslanın, ceylanın bir ailesi olması gibi bir sorunu yoktur. Kuşkusuz bu çok perakende bir konu değildir. Şimdi gelelim dine ve dinin mantığına. Bu arada din ve ahlakın teyitliğini sorgulayacağız. Din; religion gizlilik esasına ve emir komuta/uyum esasına dayanır. Dinin İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Konfüçyüsçülük vb; olması önemli değildir. Bütün dinler toplumsal yapıyı düzenlemek ve kullanmak için konulmuştur. Var oluşunu açıklayamayan insan kendisinden daha iyi bir açıklama gördüğünde ona inanır. Hangi görüş kendisini düşünsel ve seküler olarak besler, karakterine yakın durursa o dine inanır.
Din konusu milyarlarca insanı etkilediği ve ilgilendirdiği için böyle 3 ya da 4 sayfalık bir makalenin içinde işlenecek bir konu değildir. Herkes kendi inandığı dini yaşamaya ve yaymaya özgürdür. Yeter ki bu yolda zor kullanmasın ve şarta bağlamasın. Ya bizdensin ya düşmansın mantığını zaten idealist bir din kabul etmez. Şimdi gelelim din ve ahlakın içindeki ilişkiye. Din ve ahlak birbirine muhtaç, birbirini teyit eden ve kullanan iki olgudur. Kullanan diyorum ama ahlak dini kullanmaz fazla. Aksine din ahlakı sonuna kadar kullanır. Şöyle ki;
Din ile ahlâk arasındaki ilişki, düşünce tarihinde genellikle dinden ahlâka ya da ahlâktan dine doğru giden iki farklı yol takip edilerek ele alınmıştır: Birinci yol ahlâkı dine bağlamakta ve böylece dinî niteliği ağır basan bir ahlâk anlayışına -bir teolojik ahlâka- kapı açmaktadır. İkinci yol ise, insanın ahlâkî tecrübesinden hareket ederek ilâhiyatı temellendirmeye ve bu şekilde ahlâkî yanı ağır basan bir ilâhiyata -bir ahlâk teolojisine- kapı aralamaktadır. Bu ikinci yol, Kant’ın ünlü “ahlâk delili” ile felsefe tarihinde ön plana çıkmıştır. Bizim inceleme konumuz, ahlâktan dine giden ikinci yola bir ölçüde benzemekle beraber, mahiyet itibariyle ondan farklıdır. Ahlâkî erdemin dinî erdemliliğe açılan bir boyutu olduğu, bu çalışma sonunda da görülebilecektir. Ama bizi çalışma boyunca ilgilendiren, konunun o boyutu değil, dinî erdemlerin zeminini oluşturması bakımından ahlâkî erdemlerdir.

Din ve ahlâk kavramları, birbiriyle oldukça ilişkili, adeta birbirinin tamamlayıcısı olan iki kavramdır. Din açısından baktığımızda, dinler insanların birbirleriyle, Allah ve toplum ile, hatta insanın ilişkiye girdiği nesneler (tabiat) ve canlılar dünyasıyla olan ilişkilerini düzenler. Bundan dolayı, dinlerin her biri, büyük ölçüde birer ahlâk sistemine sahip olma özelliği de taşırlar. Dinler, insanın ilişkilerini doğru biçimde düzenlemek, insanı daha iyi insan yapmak için gelmişlerdir. Nitekim vahye dayalı dinlerin ana gayesi ahlâkî bir toplum meydana getirmektir.5 Peygamberlerin gönderilişi de hep birey ve toplumların inanç ve ahlâklarının bozulduğu dönemlere denk gelmiştir. Bu, peygamberlerin ahlâkî misyonlarının açık göstergesidir. Hz.Peygamber de, kendisinin güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini ifade etmiş6 ve Kur’an-ı Kerîm’de adeta bir “ahlâk abidesi” olarak gösterilmiştir. (Kalem 68/4; Ahzâb 33/21)
Konuya eğitim açısından bakıldığında, ahlâk eğitimi ile din eğitiminin de birbirinden ayrılamaz iki unsur olduğu görülür. Dinî öğelerden ve dinin yaptırım gücünden yoksun bir ahlâk eğitiminin, bireylerin karakteri üzerinde kalıcı izler bırakacağını ve davranışlarında
belirleyici olacağını söylemek zordur. Bundan dolayı ahlâk eğitimi, ancak dinî bir içerikle verildiği takdirde yararlı olabilir.”
Bu son cümleye katılmıyorum…. ahlâk eğitimi, ancak dinî bir içerikle verildiği takdirde yararlı olabilir.
Ahlak uygulama açısından dine muhtaç değildir ama din ahlaka muhtaçtır. Ahlak adaletli olmayı seçerken din Allah yolunda savaşın, ganimetleri paylaşın diyebilmektedir. Ahlak savaş istemez sadece insana birbirinizi sevin ve sayın der. Altı doldurulduğunda bir çok iyi ritüelin ortaya çıktığını gösterir.
Şimdi aşağıdaki paragrafı da siz yorumlayın:

“Sizden hiç kimse, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş olmaz,” “Müslüman; elinden ve dilinden diğer Müslümanların güvende
olduğu kimsedir,” “Allah’a inandım de, sonra da doğru ol,” “Komşusu aç iken tok duran bizden değildir,” “Küçüklerimize şefkat, büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir,”

gibi hadisler de, kanaatimizce bize Müslümanlığın/ dindarlığın tavanını değil, tabanını; asgarî düzeyde sahip olmamız gereken ahlâk ilkelerini verir.

Bir bakıma bu tür nitelikler Müslüman olmanın artısı olmaktan çok, insan olmanın gereği ya da artısıdır.
Şimdi de ahlak yerine kullanılan etik nedir, ahlakla ilişkisi ve ortak noktaları nelerdir. Ahlakla etik aynı şey midir, ona bakalım.

Sosyoloji sözlüğünden“(ethics) Etiğin tanımı, genellikle olması gereken şeylere duyulan ilgi şeklinde yapılır. Oysa bilim (*sosyal bilim dahil olmak üzere), fiilen var olduğu haliyle gerçekliği yansıtmaya uğraşmaktadır. Sosyal bilimin *değer-özgürlüğü ya da değer-bağımsızlığı sergileyen bir alan olması gerektiği yolunda bir düşünce doğmasının nedeni bu ayrımdır. Pratikte ise, sosyal bilimin araştırma araçları ve hedefleri, etik etkenlerle kopmaz biçimde bağlıdır. Genel kabul görmekte olan bazı mesleki ilkeler bulunmakla birlikte, insan öznelerle ilgili bir araştırma yapılırken bağlı kalınması gereken etik kurallar bütünü konusunda belirgin bir konsensüs yoktur. Bu alandaki temel ilkelerden birisi, normal koşullarda insanların, bilgili onaylarıyla korunan özel alanlarının olması gerektiğidir. Dolayısıyla, gözlem yapılacak kişinin açık ve tam izni olmadan özel davranışların gözlenmesine izin verilemez. Dahası, gözlenen insanlarda gereksiz bir stres yaratılması, manipüle edilmeleri veya kişisel bir risk altına sokulmaları kabul edilemez. Araştırmacı bunların dışında, gözlediği kişilerin kimliğini açığa çıkarabilecek bilgilerin gizliliğini korumaktan sorumlu olmalıdır. Oysa verilerin korunması, böylece anonimliğin sağlanması konusunda kaygılar giderek artmaktadır ve bunun için bazı hukuksal kısıtlamalar getirilmiştir.

Başka bir ifadeyle etik, ahlak üzerine sistemli bir şekilde düşünme, sorgulama ve tartışmadır. Kısaca ahlak iyi ve kötünün ne olduğunu belirtmekle yetinirken, etik ya da ahlak felsefesi;
bir davranışın neden iyi ya da kötü oluşunun kararına nasıl varıldığını inceler.
Ticari etik bir şey var. Senedi ödenmediği zaman ya da verdiği sözde durmadığı zaman bu senin yaptığın insanlığa sığar mı denmez. Yani senin yaptığın ticari etiğe sığar mı denir. Ahlak ile etik farklıdır. Tıpkı atalet ile tembelliğin farklı olduğu gibi.
Atalet: mevcut davranış durumunu değiştirmeme tembellik ise yapılması gereken eylemi ertelemedir.
Neyse konumuza dönelim. Başlığımızda ki son konu sosyoloji: Bakalım sosyoloji neymiş ilgi alanı ve özellikleri nelermiş. Bir makaleden aldığım şu kısa alıntıyı okuyalım önce;

Sosyolojinin konusu ne?

“Sosyoloji” kelimesi Fransızca bir kelime olup anlamı “toplum bilimi” demektir. Sosyolojinin konusu “toplum”dur. Toplumsal olayları bilimsel ilkelere göre sebep – sonuç ilişkisinde inceleyerek genellemelere (toplumsal yasalara) ulaşır. Sosyolojinin pozitif bilim olarak kurulmasında, sanayileşmenin meydana getirdiği hızlı toplumsal değişmeler etkili olmuştur. A. Comte ve E.Durkheim sosyolojinin bilim olarak kurulmasında öncü isimlerdir. Sosyoloji toplumu bütünlük içinde inceleme konusu yaparken ele aldığı konuların şu temel başlıklardan oluştuğu görülür:
– Toplum ve toplumların evrimi
– Sosyal yapı (Sosyal olay, olgu, sosyal ilişki, sosyal grup, sosyal tabakalaşma)
– Toplumsal kurumlar (Aile, Ekonomi, Siyaset, Din, Eğitim)
– Kültür
– Sosyal Değişme

SOSYOLOJİNİN ÖZELLİKLERİ :
– Bireysel problemlerle ilgilenmez, çünkü konusu sosyal olay ve olgulardır.
-Sosyal olayların ortak noktalarından hareketle genellemelere ulaşır.
-Sosyal olayları çok yönlü ve çok faktörlü olarak sebep – sonuç ilişkisinde (determinizm) inceler.
– Sosyal olayları toplum bütünlüğü açısından bütüncül bir bakışla ele alır.
-Olması gerekeni değil, olanı inceler. Böylelikle değer yargılarından arınık olarak nesnel sonuçlara ulaşır.
– Bütün toplumlar için geçerli olabilecek evrensel ilkeler koymaz. Çünkü toplumlar birbirinden pek çok yönden farklıdırlar.
-En iyi toplum modelini ortaya koymaz, çünkü bulgularını araştırmalara (olgulara) dayandırdığından pozitif bir bilimdir.
Sosyoloji, sosyal hayatımızda var olan sosyal gerçekleri (sosyal hadiseler ve olgular), insanların meydana getirdiği grupları, grupların davranışlarını ve sosyal kurumları olduğu gibi inceleyen pozitif bir sosyal bilim dalıdır. Bir başka ifadeyle, sosyoloji, bir takım varsayımlardan çok; var olan gerçekleri ortaya koymaya çalışan, sosyal gerçeğe eğilen bir ilimdir.

Şimdi sosyoloji toplumsallığı incelediğine göre, din sosyolojisini, ahlak sosyolojisini de inceler. Birileri karşı çıksa da ahlak sosyoloijinin dahili değildir. Ahlak dinin içindedir sosyolojinin ise inceleme konusudur. Tıpkı Diyalektik ve Tarihsel Materyalizmin 1. maddesi olan, Dünya da her şey birbirine bağlıdır dendiği gibidir. Yaşamın içindeki bütün olgu ve olanıklılıklar birbirini ilgilendirir ve etkilenir. Besler, değiştirir. Konu uzadı affedin. Araştırmadan kesin yargıya varmadan karşı çıkmayın hiçbir şeye.
Esen kalın…

Dursun UZUN
Gazeteci/Yazar/Danışman

GÖRÜŞ VE FARLILIKLARINIZI http://gundemarsivi.com da iletebilirsiniz. Ya da dursunuun33@hotmail.com adresine iletebilirsiniz.


Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun