Devlet Adamı Yok, Aktör Var!

Yaşları 40’ın üzerinde olanlar kolaylıkla anımsayacaklar, bundan yirmi yıl öncesine kadar ülkeyi yöneten üst düzey yöneticilerine “devlet adamı” denilirdi, “aktör” sözcüğü kullanılmazdı!
Günümüzde devlet başkanlarına, cumhurbaşkanlarına, başbakanlara bakanlara, siyasi parti başkanlarına “aktör” deniliyor.
Arık devlet adamı yok, aktör var!
Şimdi, bu iki farklı deyimin tanımını yapalım:

DEVLET ADAMI:
Kendisini ülkesinin hizmetine sunan politikacıya “Devlet Adamı” denilir.
AKTÖR:
İki anlamı var.
Birincisi: Tiyatro sahnesinde rol yapan oyuncuya “Aktör” denilir.
İkinci anlamı: Olduğundan başka türlü görünen kişiye de “Aktör” denilir.

Değerli Dostlar,

Günümüzün ünlü aktörleri şunlar: ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Almanya Başbakanı Angela Merkel, İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İtalya’nın Başbakanı Guiseppe Conte, İspanya’nın Başbakanı Pedro Sanches, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan…
Bu aktörlere. “Küresel Aktör” diyorlar!

Değerli Dostlar,

Tiyatro, geçmişi yüz yıllara uzanan üstün bir güzel sanatlar alanıdır. Tiyatro oyuncuları, yani aktörler, akademilerde eğitim gördükten sonra yıllar süren sahne hayatında olgunlaşır, ünlenirler.
Hemen aklıma gelen saygın aktörlerimizden bazılarını sayayım:
Haldun Dormen, Yıldız Kenter, Tucel Kurtiz, Levent Kırca, Genco Erkal, Ferhan Şensoy, Şener Şen, Müşfik Kenter, Haluk Bilginer, Suna Pekuysal, Adile Naşit, Rutkay Aziz, Savaş Dinçel, Erdal Özyağcılar, Münir Özkul, Sadri Alışık, Çetin Tekindor, Halit Ergenç…

Değerli Dostlar,

Şimdi sıra geldi sorgulamaya.
Kimler, hangi amaçla “Devlet Adamı” kavramını ortadan kaldırıp yerine “Aktör” sözcüğünü koydu?
Cevap:
Emperyalistlerin, yani sömürgecilerin akıl babaları, devlet kavramını yok etmek istemişlerdir! Özellikle devlete “Baba” gözüyle bakan Türkiye gibi ulusal devletler, emperyalistleri hep çok rahatsız etmiştir.
Emperyalistler önce “özelleştirme” adı altında “devlet mallarını” ele geçirdiler, devlet ekonomisini çökerttiler.
Serbest Piyasa Ekonomisinde devlete yer yok dediler, devletin elini ticaretten çektirdiler.
En sonunda, devlet kavramını iyice yozlaştırma amacıyla, devlet adamlarına “aktör” adını taktılar!
İşin aslı bu kadar değil, devamı var!
Gerçek tiyatro aktörleri, sahnede rollerini oynarken, daha önce kendilerine verilen “senaryo”yu okuyup kendi rollerini ezberlerler.
Demek ki, aktör varsa, bir de senaryo vardır.
Peki, kendilerine aktör denilen siyasetçilerin de elinde bir senaryo olması gerekmiyor mu?
Cevap:
Elbette gerekiyor ve tüm siyasi aktörlerin eline bir senaryo verilir, siyasetçi o senaryodaki rolünü ezberler, siyaset sahnesine çıkıp harfi harfine bülbül gibi öter!
Geldik can damarı soruya:
Tiyatro senaryosunu kimler yazar?
Dünyaca ünlü tiyatro oyun yazarlarından bazıları şunlardır :
William Shakespeare, Samuel Beckett, Anton Çehov, Bertoll Brecht, Gogol, Moliere, Harold Pinter, Ekrem Reşit Rey, Haldun Taner, Cevat Fehmi Başkut, Aziz Nesin…
İşte geldik zurnanın son deliğine:
Siyaset sahnesindeki aktörlerin oyun senaryolarını kimler yazmaktadır?
Cevap:
ABD Yönetimi, CIA, Pentagon, New York Siyonist Yahudi Bankerler, Avrupa Birliği Yönetimi, MI6, BND, MOSSAD, DGSE.
İşte, kendilerine “Küresel Aktör” unvanı verilen siyasetçilerin alayı, bu merkezlerin yazdığı senaryolardaki rollerini oynarlar.

Değerli Dostlar,

Emperyalizm’in akıl babaları, “devlet adamı” yerine “aktör” deyimini ortaya sürmekle yalnız devlet kavramını yozlaştırmakla kalmamış, tüm kapitalist dünyadaki siyasetçilerin oynayacağı rolleri de önceden belirleyip yazdıkları senaryolarla aktörlere istedikleri oyunu oynatmışlardır.
Oyun sürmektedir…

Değerli Dostlar,

Bu gerçekleri bilmeyenler, bazı siyasetçilerin kısa sürede söylem ve eylem değiştirmesi karşısında donup kalmaktadırlar.
Sadece iki örnek vereceğim.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM’de grup toplantısında çok ateşli bir konuşma yaptı, şunları söyledi:
“Adaletten kaçandan, rüşvetçilere kol kanat gerenden Cumhurbaşkanı OLMAZ!
Villalara balya balya dolar yığdırandan, evdeki parayı sıfırlarken haysiyet ve inancı da sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı OLMAZ!
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı OLMAZ! Her vatan evladı cumhurbaşkanı olabilir ne var ki Recep Tayyip Erdoğan OLAMAZ!”
MHP’liler liderlerini ayakta alkışlıyor, salon alkıştan yıkılıyordu.
Peki, sonra ne oldu?
Ülke cumhurbaşkanı seçimlerine doğru giderken, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli şu açıklamayı yaptı:
“Cumhurbaşkanı adayımız Sayı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Gayret bizden, takdir Türk milletinden, himaye ise Cenab-ı Allah’tandır.”
Bu açıklamayı duyanlar neredeyse küçük dillerini yutacaktı! Bu nasıl bir döneklikti!
Oysa şaşılacak bir durum yoktu!
Devlet Bahçeli bir devlet adamı değildi, aktördü!
Patronları kendisine hangi rolü verirse o rolü oynuyordu!
İşte, ikinci örnek.
Günümüz Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek sahneye Marksist-Leninist-Stalinist siyasetçi olarak çıktı. Sonra MAO’cu oldu, Çin’le siyasi ve özel ilişkiler oluşturdu. Daha sonra, yasadışı İhtilalcı İşçi Köylü Partisi’ni (TİİKP) kurdu. Kemalizm ve Atatürk Devrimlerine karşı çıktı, Mustafa Kemal’i aşağılayan sözler söyledi, yazılar yazdı. Lübnan’da PKK terörist elebaşı Öcalan’a “gül” verdi. Sosyalist Parti’yi kurdu, kapanınca İşçi Partisi’ni kurdu. Bu partinin il ve ilçe bürolarına Atatürk posterinin asılmasını yasakladı. Duvarlarda Karl Marx, Engels, Lenin, Stalin posterleri vardı, ama Atatürk posteri yoktu. Parti üyelerine şu sloganı ezberletti: “Biz Atatürk’ü aştık, siz hâlâ orada mısınız?”. PKK terör örgütünü destekledi, PKK teröristlerine “gerilla” adını verdi, “Türk ordusunun ‘Mehmetçiği’ varsa Gerillanın da ‘Memosu’ var söylemini yaydı. Türkiye’de “Bağımsız Kürt Devleti” kurulmasını istedi, olası böyle bir devletin anayasasını hazırladı. Anadolu’da “İki devlet, iki parlamento, iki bayrak, iki dil bulunacak” tezini savundu. Türk ordusuna karşı çıktı. Daha sonra PKK’ya da karşı çıktı. Sonra birden Türk ordusundan yana oldu, “Türk Silahlı Kuvvetleri , Cumhuriyet Devriminin mevzilerine girmiştir!” duyurusunda bulundu. Bir araya getirdiği bazı gençleri “Mustafa Kemal’in Askerleriyiz!” diye haykırttı. Cumhurbaşkanlığına aday oldu. Şu günlerde Saray’ın savunuculuğunu yapmaktadır…
Aslında bu liste çok uzundur, tüm ayrıntılarını öğrenmek isteyenlerin, Nurullah Ankut’un yazdığı “Bin Kalıplılar” kitabını okumasını öneririm.
Ancak bilinmesi gereken asıl gerçek ise şudur. Doğu Perinçek hiçbir zaman “devlet adamı” olmadı. O, hep bir “aktördü”, hep kendisine verilen rolleri oynadı.

Değerli Dostlar,

Bazı okurlarım şöyle yakınmaktadır:
“Kime inanacağımızı şaşırdık! Kime inanacağız, ortaya vatansever bir lider çıkmayacak mı?”
Toplu cevabım şudur:
Aktörlerin yönettiği bir ülkenin özlenen bağımsızlığa kavuşması olası değildir!
Ne zamanki aktörler, doğru deyimiyle “çakma aktörler” siyaset sahnesinden silinir, “devlet adamları” görev başına gelmeye başlar, işte o zaman çağdaşlığın, bağımsızlığın güneşi doğar…

Yılmaz Dikbaş
25 Mayıs 2020, Pazartesi
0532 233 31 52

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun