Deprem Gerçeği

Günlerdir deprem haberleri ile güne başlıyor, deprem haberleri ile günü sonlandırıyoruz. Elazığ, Malatya depremi ile canımız yandı, diğerlerini biraz uzaktan ilgisizce haber diye dinlerken…

Televizyonlarda hepimiz konu ile ilgili “ilgisiz” yetkilileri, ilim insanlarını, yorumcuları izliyoruz. Aklımızdan geçen soruların kimi cevaplanıyor, kimi kocaman bir soru işareti olarak havada asılı kalıyor.

Deprem; yer kabuğunda aniden ortaya çıkan enerji ile oluşan sismik dalgalanmalar ve bu dalgaların yeryüzünü sarsmasıdır. Dünya yüzeyini oluşturan kıtalar ve okyanuslar yaklaşık 70 ile 100 km arasında derinliğe sahip bir taş küre (Litosfer) içinde yer alır bu taş kürenin altında ise manto tabakası bulunur. Manto tabakasının altında ise halen çok sıcak olan çekirdek denen kısım vardır. Çok sıcak olan çekirdek içindeki  radyoaktif tepkimeler nedeniyle ortaya çıkan yüksek sıcaklık sonucu daha yumuşak bir yapıya sahip olan üst manto (Astenosfer) içinde konveksiyon akımları oluşur. Bu akımlarda adeta üst manto üzerinde yüzen bir durumda olan levhaları harekete geçirir. Bu levhalar fay kırıkları dediğimiz düzlemler üzerinde harekete zorlanırlar. Levhalar arasındaki sürtünme kuvveti bu zorlanmaya karşı koysa da itme kuvveti sürtünme kuvvetini yendiği anda kaymalar oluşur. Bu hareket çok ani ve kısa sürede gerçekleşir. Deprem dalgaları ortaya çıkar ve sarsıcı etkisi uzaklaştıkça azalacak şekilde tüm çevreye yayılır.

Kısaca depremlerin oluşumunu bu şekilde açıkladıktan sonra, dünyamız akkor halinden soğumaya başlayıp da kabuğunun oluştuğu zamandan beri bu döngü sürüp gitmektedir. Bizim hissedemediğimiz bir hızda levhalar birbirinden uzaklaşmakta ve yakınlaşmaktadır. Bu da depremlerin engellenemez bir şekilde levhaların batma ya da çıkma zonlarında sürüp gideceğini anlatır. Bu zonlarda yeryüzünde deprem kuşakları olarak karşımıza çıkar. Yurdumuz mutlaka hepimizin gördüğü deprem haritalarının gösterdiği üzere deprem kuşakları üzerinde yer alır.

Fay hatlarının üzerinde konumlanmış bulunan bir memlekete sahip olmak belki kaderdir. Deprem gerçeği ile sıklıkla karşılaşmak belki kaderdir. Ancak her depremde bu kadar canımızın yanması, yaşanılan bunca tecrübeye rağmen hiç ders almamamız kader midir?

Bilim insanlarının bunca uyarısına kulak tıkanması, hiçbir tedbir alınmaması nasıl açıklanabilinir? Hele büyük İstanbul depreminden sonra “deprem vergisi” adı altında hepimizden toplanan paraların depremin zararlarını önleyecek tedbirler haricinde çok farklı kaynaklara aktarılması nasıl bir akıl tutulmasıdır? Bunu sorgulayanların vatan haini gibi yaftalanması, nedir?

Bilimin gösterdiklerini görmeyip, aklın yolundan çıkıp, tüm olanları ilahi bir gücün iradesinin sonuçları olarak  algılamaya devam edersek, her deprem sonrası yaşadıklarımızı görmeye devam edeceğiz demektir. Depremin yıkıcı etkilerini bertaraf ederek bu gerçekle yaşayabilen ülkeleri kendimize örnek almalıyız. Bunun için sorumluluk sahiplerini göreve ve hesap vermeye çağırmak en tabii hakkımız.

“Deprem öldürmez, cehalet öldürür” diyerek en yakın zamanda ulusça aydınlanmamızı diliyorum.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun