Deli Faik

İlkokul 1. sınıfı memleketimize komşu olan güzîde bir ilimizde bitirdikten sonra memur olan babamın tayini asıl memleketimize çıkmıştı, yaz tatiline yeni girmiştik ve evimizi yükleyerek yola çıktık. Artık memleketimizde yaşayacaktık, ta ki babamın yine tayini olana kadar. Bu, yeni arkadaşlıklar ve yeni bir okul demekti. Hiç yabancılık çekmeyecektik, çünkü burası bizim asıl memleketimizdi. Oturacağımız yeni evin önüne geldiğimizde ilk olarak hemen meraklı bakışları fark ettik ve kısa sürede kaynaşmıştık bütün komşularımızla, bilirsiniz işte yeni taşınanlara hemen yemek ve çay getirir komşular ve bu vesîle ile kaynaşılır hemen.

Günler birbirini kovaladı ve yaz tatili bitti, artık yeni okulumuza başlamanın zamanı gelmişti, ilkokul 2. sınıfa başlayacaktım. Ertesi sabah siyah önlüklerimizi giyinerek okulun yolunu tutmuştuk mahalle arkadaşlarımızla birlikte. Yolda giderken arkadaşım Eren okulda bir öğretmenden bahsetmeye başladı, ismi Faik’miş ama çok sert bir öğretmen olduğu için O’na “Deli Faik” lâkabını takmışlar. Daha sonraları ben de Faik öğretmenimizi tanıma şerefine nâil oldum zâten, öyle ki okulda ondan zılgıt yemeyen öğrenci yok gibiydi. Çok disiplinli ve sert mîzaçlı bir öğretmenimizdi, çok korkardık O’ndan, O’nu çarşıda dahi görsek O geçene kadar esas duruşumuzu bozmadan ve kımıldamadan beklerdik ve o uzaklaştıktan sonra yolumuza devam ederdik.

O kış geçip karlar erimeye başlamıştı ve artık yeni bir yaz tatilinin arefesindeydik, yine bir sabah arkadaşlarla okula giderken yolda Mesut’a rastladık, Mesut’un eli sarılıydı, sebebini sorduğumuzda Mesut, “Dün Deli Faik bizi sıra dayağına çekti.” dedi. Sopayla ellerine vurmuş kendi sınıf öğrencilerinin ve Mesut’un eli biraz morarmış annesi de sarmıştı.

Artık, Faik öğretmenden intikam alma zamanı gelmişti. Ama nasıl? Herkes bir fikir üretiyor, ama bir sonra ki adımda bu fikri çürütüyorduk karşı fikirle. Karlar eridiği için okul yolumuz çamurlu ve su birikintileriyle dolu olduğu için yolda âdeta ceylan gibi seke-seke yürüyorduk. Yeni bir su birikintisinin üstünden atlarken, aklıma nasıl intikam alacağımız hakkında bir fikir geldi.

Fikrim şöyleydi;
Akşam okuldan çıktıktan sonra kafamıza siyah poşet geçirip Faik öğretmene “Deli Faik” diye bağıracaktık Faik öğretmenimiz evine giderken böylelikle bizi tanıyamayacaktı ve intikamımızı almış olacaktık.

O gün akşam oldu ve evlere dağılırken herkes siyah poşet bulup gelsin, diye sözleştikten sonra ayrıldık. Yaklaşık yarım saat sonra tekrar buluşup, Faik öğretmenimizin yolunu gözlemeye başladık. Herkesin elinde siyah poşet sanki düşmanı bekliyor gibi heyecanlıydık, bir müddet sonra gözcümüzden haber geldi, Faik öğretmen ufukta görünmüştü. Pusuya yatmış Faik öğretmenimizin yaklaşmasını bekliyorduk. Ve o an gelmişti Faik öğretmenimiz ile aramızda 100 metre vardı, intikam ânıydı bu. Hepimiz elleri tetikte bekleyen askerler gibiydik, ateş komutunu bekliyorduk ve nihâyet o komut geldiii an, kafalarımıza poşetleri geçirip “Deeeliii Faaaiiikkk, Deeeliii Faaaiiikkk, Deeeliii Faaaiiikkk” diye bağırmaya yâni ateş etmeye başlamıştık! Bir süre bağırdıktan sonra hepimiz kaçarak olay mahallini terk etmiştik. Bu çocukça ve masum bir intikam anım, hâlâ daha hafızamda ki tazeliğini koruyor.

Bizlere emeği geçen tüm öğretmenlerimizin ellerinden öpüyor ve saygılarımı sunuyorum.

Not: Eski zamanları anımsatmak için beğendiğim bir fotoğrafı yazıma ekledim. Fotoğraftakiler hikaye ile ilgisizdir. Siyah önlüğü özleyenlerin hoşuna gitmesi ümidiyle.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun