Dağ başında ki keçeliler bu vatanın bekçileri ve YÖRÜK SÜLEYMANLAR

Hiç kimsenin kolay kolay yaşamaya cesaret edemeyeceği dağ başlarında, ormanlarda, ovalarda ekmeğini, hayvanını besleyebileceği her tür kırsal ortamda yaşarlar Yörükler.

Ormanda patika bir yoldan giderken kıl bir çadır görürseniz, ya da mavi brandalı bir baraka görürseniz orada en az 100 keçiyle beraber yaşayan Yörükler vardır. Keçilerinin hepsine ayrı ayrı isim takar, çocuklarından ayırmazlar. Çünkü yaşamaları onlara bağlıdır.

Güneşten yanmış yüzleri kavlık kavlık gibi, gözleri hep güneşe bakıyor gibi kısık görünebilir ama hepsinin içi tertemizdir, kocamandır. Durup dururken neden yazdık Yörükleri. 19 Mayıs 1919 da Samsuna çıkarak milli mücadeleyi başlatan Atatürk’te koskoca 600 yıllık Osmanlı imparatorluğunu kuranda (Osman beg) Yörük’tür.

Yörükler hakkında biraz bilgi

“Yörük, göçebe yaşam tarzını seçmiş Türk topluluğudur. Anadolu’da yaylak-kışlak hayatı yaşayan Türkmen aşiretleri (obaları) için de kullanılır. Akdeniz bölgesinde yaşayan Yörüklerin bir kısmı yaylak ve kışlak hayatı yaşamaktadır. Bunlardan bazıları Saçı kara, Sarıkeçili, Honamlı Yörükleridir. Akdeniz bölgesi Gaziantep, Kahramanmaraş, Hatay, Adana, Osmaniye, Mersin ve Antalya illerinde yaşayan Yörüklere Aydın bölgesinden göçle geldikleri için “Aydınlı” denmektedir. Yörükler Anadolu halkının çok önemli nüfus çoğunluğunu oluştururlar.
Balkanlar’daki Türkler arasında da yüksek miktarda Yörük bulunmaktadır. Rumeli Yörükleri: Kocacık Yörükleri, Naldöken Yörükleri, Vize Yörükleri vb gruplara ayrılmaktadır. Bugün Bulgaristan, Yunanistan ve Makedonya’nın dağ köylerinde yaşamaktadırlar.”

Atatürk: YÖRÜK OĞLU
Atatürk’ün soyu Yörük’tür; Yörüklere dayanır.
Atatürk, kendi soyu ile ilgili şu bilgileri verir:
“Benim atalarım Anadolu’dan Rumeli’ye gelmiş Yörük Türkmenler’dendir.”
(Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılandı).

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım, soyları ile ilgili şunları söyler:
“Annemden sık sık şunları dinlemişimdir. Bizim esas (öz) soyumuz Yörük’tür. Buralara Konya-Karaman çevrelerinden gelmişiz.”
(Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılandı).
Ayrıca, Makbule Hanım Yörük kavramı hakkında şunları da ekliyor:
“Annem her zaman Yörük olmakla iftihar ederdi. Bir gün Atatürk’e “Yörük nedir?” diye sordum. Ağabeyim de bana ‘Yürüyen Türkler’ dedi.”
(Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılandı).

Annesi, babası “Yörük” olan Mustafa Kemal Atatürk’ün kendisi “Yörük oğlu” dur.

Atatürk’ün Yörüklerle İlgili Söylediği Söz
Atatürk’ün Yörüklerle ilgili söylediği şu sözü çok önemlidir: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez. Orada devlet kurulur ve devam ettirilir.”
(Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılandı).“

Ben de çok değer verdiğim emekli öğretim görevlisi Bilgin Balcı ağabeyimle (dostumla) bir gözleme dayalı Mersin/Aydıncık ilçesin Elma Kuzu köyüne yola çıktığımızda tanıdım Yörük Süleyman’ı. Bir dağ başında ailesiyle ve torunuyla yaşıyor. Ailece yaptığımız ziyarette bizi nasıl ağırlayacaklarını, ne ikram edeceklerini şaşırdılar.
Yörük Süleyman o bölgenin hamisi. Bekçisi, her şeyi. Dağdaki her şeyi çok iyi biliyor. Bizim üzerine basıp geçtiğimiz otlara o hürmet ediyor, itina gösteriyor. Hiç birimizin önemsemediği çam kozalağının çekirdeğinin içinde bal suyu olduğunu, ölümden başka her derde deva olduğunu söylüyor.
Sohbet etmeye başladığınızda keşke yanımızda bir ufak rakı olsaydı iki duble atardık dedirtecek kadar hoş sohbet biri Yörük Süleyman. Yok öyle keçiden, davardan konuşmuyoruz. Basbayağı gündemi, dünya politikalarını ve ülkemizin geleceğini konuşuyoruz. Bilinen aksine dopdolu bir adam.

Süleyman’ın 25 yaşında bir oğlu iyi kalpli, bozulmamış. Dağ başının yalınlığını, saflığını, ıssızlığını hissettiriyor insana. Ali’nin bir derdi var kulakları duymuyor. Bir yaşına gelmek üzere olan yeğenin sesini duyamamış daha. Üstelik Ali’nin kulakları 2 yıl kadar önce geçirdiği bir rahatsızlıktan sonra kapanmış. 23 yıl duyduktan sonra işitme engelli olmuş ama o bunu umursamıyor görünüyor. Yüzü hep gülüyor. Bir şey söylediğinizde anlıyor. İşitme engelli olduğun inanamazsınız. Bize 10 kadar dal yaptı bahçede ki fasulyelerimiz için, uçları toprağa rahat girsin diye özenle sivriltmiş.

Ali’nin kullandığı köylerde yaygın olan pat pat denilen küçük vagonlu bir aracı var. Ona doluştuk inceleyeceğimiz araziye gittik. Orada da babası gibi tabiatı tanıyor. Bize bir şeyler anlatıyor. Biz de ona sorular soruyoruz, duyup duyamadığını unutarak. O hepsini cevaplıyor. Kulakları duymuyor ama kalp kulağı çok açık. Görmeyene kalp gözüyle görür derler ya onun gibi. Ali hep neşeli. Daldığını, durgunlaştığını görmedik 2 saatlik beraberliğimizde.

Ali’nin babası Süleyman oğlunun duyması için çok yollar katetmiş, çok doktora gitmiş sonuç alamamış. Oğlunun duyabilmesi için her şeyini feda etmeye hazır görünüyor. Süleyman’la sohbetimizde anladığımız ilginç bir durumda Süleyman’ın Ankara ve İstanbul’da iyi bir çevresinin olması. Keçi sütünden peynir yaparak tabiatın sağladığı gelir olanaklarıyla geçiniyorlar. Kazançlarının her kuruşu temiz.

Ali’in yeğeni kavrık yanaklarıyla ışıl ışıl bakıyor misafirlere, orada neden olduğunu, böyle bir dağ yaşamını neden yaşamak zorunda olduğunu sorgular gibi bakışları vardı. Ya da biz öyle anladık. Süleyman bizi yolcu ederken ikram olarak 5 er kilo da keçi sütü verdi. Keçi sütü deyip geçmeyin keçinin memesinden sıcak sağılmış sütü hiçbir kentlik yerde bulamazsınız.
Eve getirdiğimiz de yoğurt yapacaktık ama olmadı bizim hanım kestirdi güzelim sütü, çökelek oldu. Kısmet sıkmaya artık.

Yörük Süleyman ve Ali’yi yad ettikten sonra gelelim ünlü söze. Atatürk’ün Yörüklerle ilgili söylediği şu sözü çok önemlidir: “Arkadaşlar! Gidip, Toros Dağları’na bakınız, eğer orada bir tek Yörük çadırı görürseniz ve o çadırda bir duman tütüyorsa, şunu çok iyi biliniz ki bu dünyada hiçbir güç ve kuvvet asla bizi yenemez. Orada devlet kurulur ve devam ettirilir.” “ (Enver Behnan Şapolyo’dan alıntılandı).“
Atatürk o sözü söylerken haklıydı. Yörük yürüyen türkü demekti, yürüyen Türk demekti. Her zaman her yerde hazır ve nazır, toprağın kıymetini en iyi bilen demekti. Yörük ormanın, toprağın, vatanın bekçisi demekti. En küçük seste kurt gibi kulakları dikilen Yörük elinde mavzeri çadırın önünde savaşmaya hazır hale gelirdi. Atatürk bunun için Yörüklere özel önem verirdi. Biz de verelim. Ali’nin kulakları tam duysaydı ona çok farklı şeyler anlatacaktım. İnşallah birileri vesile olurda açılır kulakları. Ben de Ali’ye kitaplar götüreceğim bir daha ki gidişimde…

Evet sözün özü Yörük’lere sahip çıkılması gerekir. Bir keçi gördüğünüzde bir dağ başında bilin ki bir adı vardır onun…Sahiplidir…

Biliyorum her konuda çok uzun yazılar yazılabilir ama çizmeyi aşmamak ve zihinleri yormamak adına kısa tutmakta fayda var.
Eleştiri ve önerilerinizi dursunuzun33@hotmail.com adresine yazabilirsiniz. HÜRMETLERİMLE

Gazeteci/Yazar/Danışman Dursun UZUN

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun