Corona

Gündem arşivine gündemi hatırlatacak bir yazı bırakayım istedim. 12/03/2020

75 gündür hızla yayılan, yayılma hızının önüne geçilemeyen, nerede olduğu bulunamayan, ancak elektron mikroskobu ile görülen ve canlı olmayan mikroskobik bir parçacık ile uğraşıyoruz. İlk yaptığımız iş ismini koymak oldu #CoronaVirüsü

İlk vurduğu, merhaba dediği  ülke ÇİN oldu. Korkunç videolar ve haykırışlar izledik. Ama muazzam ve hırslı bir mücadeleyi de zaman zaman abartılı, vahşice bir durum olarak nitelemekten geri kalmadık. Komplo teorilerine dalmaktan, biyolojik savaş senaryoları yazmaktan yorulmadık. Bize bulaşmadığı için, bulaşma riskini görmediğimiz için, ne kadar geyik muhabbeti varsa yaptık. Sık sık üstün genlerimiz ve cesaretimiz nedeni ile de tüm Dünyaya epeyce havamızı attık güldük,eğlendik. Neredeyse 24 saat kelle-paça yiyerek gardımızı aldık. Bol bol Dünya haritaları çizdik, paylaştık. Her ülke kırmızıya boyanırken sadece ülkemiz beyaz kaldı.

Şimdi, “Son gülen iyi güler“ Ata sözünü hatırlayacak bir tokat yedik. Dövüş sanatları içerisinde yerini almış olan, “Osmanlı tokadı” bile bu kadar etkili ve acı değil artık.

Geriye bıraktığımız bir avuç nitelikli bilim adamlarına kulak kabartmak yerine, kendi kafamıza göre yetiştirip unvan ve makam verdiğimiz içi boş bir kalabalığın, açıklama türündeki söylemlerinin gürültüsünde boğulduk. Hatta o kadar ileri gittik ki; Konuya ilişkin panik yaratılmasının önüne geçme bahanesi ile, yalan haber ve paylaşım yaptığı iddialarını öne sürerek, göz altı ve savcılık soruşturmalarını hemen başlattık.

Virüs nedeni ile ortaya çıkan Tehdit algısı ile tehdit gücü arasındaki farkları çok iyi bilmediğimiz için öncelikle tehdit algısını baskılamaya gayret ettik ve tehdit gücünü önemsemedik. Önümüzdeki günlerde tehdit gücünü ortaya çıkaracağı veriler saklanamaz boyuta geldiğinde baskılanan tehdit algısının (Panik) ne tür bir mutasyona (Toplumsal harekete) dönüşeceğini ve halkın bu paniğe bağlı hangi tepkileri de vereceğini düşünmeden son derece acemi kararları uygulamaya koyduk.

Sağlık Bakanı çıktı ve sadece, 1 vaka var dedi. Ertesi gün marketler boşaldı, dezenfektan malzemeleri ve maskeler 5-10-20-50 hatta, 100 katı satış fiyatlarına ulaştı. Dünyada bile yaşanmamış bu beklenmeyen piyasa gelişmelerini kontrol etsin diye MASAK’ı bile görevlendirdik.

Bugün İstanbul sokakları inanılmaz kalabalıktı, Otobüs ve Dolmuşlar yolcu alacak yerleri olmadığı için duraklardan transit geçiyordu. İnsanlar bırakın 1 metre yaklaşma mesafesini, otobüs frene bastığında dudak dudağa öpüşme pozisyonu alacak kadar balık istifi yolculuk ediyorlardı.

2 ayrı manzara vardı bu gün sokaklarda; Bir tarafta ,abartmayın diye nasihat eden Devlete karşı oluşmuş inanılmaz güvensizlik, diğer tarafta, haberlerden haberi dahi olmayan (haber verilmemiş), cehaletin yarattığı korkunç bir vurdum duymazlık. Kısacası Virüs konusunda bile gruplaşmış, kutuplaşmış ve ayrışmışız. Haklının haksızı ölüme sürüklediği dönemleri geride bırakıp, cehaletin toplumu ölüme sürükleyen yolculukta epeyce yol almışız.

Binlerce yıllık yaşamında ölümü kanıksamış, unutmayı öğrenmiş ve çoğunlukla ölümü kadere bağlamış toplum olarak binlerce insan kaybını yaşadığımızda, toplumsal tepkilerimizin neler olacağını kestiremiyorum. Kadere bağlayıp, göz yaşlarımız ile avunmaya devam mı ederiz, İsyana bağlayıp yeni Devrimlerin ışığını mı çakarız bilinmez.
Ancak uzmanlık alanıma giren Ekonomi konularında, neler yaşanacağını kestirebiliyorum;

Sokağa çıkma yasağı ve ülke genelinde uygulanacak Karantina önlemleri tedbir olarak alınmak zorunda kalınırsa, sadece Devlet 80 milyar TL/ay’lık bir gelir kaybına uğrayacak. Tüketimi duran benzin ve ÖTV’si yüksek malzemelerden kaynaklanacak gelir kaybı ile geçilmeyen otoyol ve köprülerde ödenecek taahhüt rakamları da önemli ek çıkış yaratacağı için bu rakamın 100 milyar TL’yi bulması muhtemel. Kapalı kalacak, gelir elde edemeyen iş yerlerinin kredilerinin ödenememesi, çalışanlara yapılacak ücret ödemelerindeki sıkıntılar ve yaşanacak yeni iflaslar eşliğinde geri dönülmesi çok zor bir döneme girilebilir. Turizm sektörü elbette ki en derin etkiye maruz kalacak ve yıllık 50 milyar dolarlık sektörün katkı payları zayıflayacaktır. Dünya Borsalarındaki çöküşe bağlı kaçışlar, yabancı yatırımcıların ülke ekonomisinden acil olarak çıkma taleplerini de eklersek durum gerçekten çok vahim bir senaryo içerisine evrilebilir. Tüm bu gelişmelere baktığımızda Virüsün tehdit algısının Devlet katında Millettin algısından daha büyük bir seviyede seyretmesinin normal olduğunu söyleyebiliriz.

İşte bu hesaplar ele alındığında da ülke genelinde Devlet ve Millet olarak ayrı kutuplarda yaşadığımız gerçeğini de net olarak görmüş oluyoruz. Milletin bilinç altındaki güven endeksi sıfırlanmış.

Devlet büyüklerinin 100 yıldır sözde milletin refah ve mutluluğu adına önlemek istedikleri felaketler için yaptıkları darbeler eşliğinde yapay (Dezenfekte edilmiş) bir yaşam modeli oluşturarak bu günlere geldik. Vücut bile kendi içerisinde oluşacak felaketler (kötü bakteri ve virüsler ) ile çatışarak bağışıklık sistemini sağlam temellere oturtuyor.

Umarım büyük bir felaket yaşamayız, ancak yaşamak zorunda kalırsak darbe ile önüne geçilemeyecek bir felaketi yaşamış olacağız. Her şerde bir hayır vardır demeye dilim varmıyor, ama Milletçe fazla zarar görmeden atlatılmasını temenni ediyorum.

“Aynı gemideyiz” sloganı ile yürüyenler, bu mikroskobik tehlike anında ne gördüm biliyor musunuz?

3 ayrı gemi gördüm.

Devletin gemisi, Cahiller ordusunun gemisi ve aydınlık (bilgili-eğitimli-bilime inanmış) insanların gemisi.

Sadece içinde bulunduğumuz Deniz aynı. Onun adı da VATAN!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun