Cennet Müjdesi Alanlar

Buhari, Müslim, Tirmizi ve Ebu Davud gibi ünlü hadis yazıcıları ile Ahmed. b. Hanbel gibi mezhep önderi imamlar, Hz. Muhammed’in eşleri ve çocukları dışında 10 sahabenin hayattayken cennetle müjdelenmiş olduğunu yazmışlardır.
Sahabe, Arapça bir sözcük olup şu anlamda kullanılmaktadır: Hz. Muhammed’i görmüş ve onun sohbetlerinde bulunmuş Müslümanlar.
İşte, hayattayken cennetle müjdelenmiş olduğu iddia edilen 10 sahabe şunlardır:

Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Abdurrahman b. Avf, Ebu Ubeyd b. El Cerrah, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam, Sa’d b. Ebi Vakkas ve Said b. Zeyd.

(Kaynak: Tirmizi, Menakıb, 25; Ahmed b. Hanbel, I. 193).

Birçok hadiste, yukarıda adları sayılan sahabenin dışında pek çok kişiyi de Hz. Muhammed’in cennetle müjdelediği anlatılmaktadır. İşte, onlardan birkaçını paylaşıyorum.

Hz. Ayşe anlatıyor:
“Cebrail kendi suretinde, yeşil ipekten hırka içinde Rasulullah’a geldi ve dedi ki: ‘Bu Ayşe dünyada da ve ahrette de senin zevcendir.’”
(Kaynak: Buhari, Fedâilü’s Sahabe, 30).

Ebu Said el-Hudri anlatıyor:
“Efendimiz buyurdular ki; ‘Hasan ve Hüseyin cennet ehli gençlerin efendileridir.’”
(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/64-80; Hakim, Müstederek 3/166-167).

Hz. Ayşe anlatıyor:
“Allah Resulü buyurdu ki; cennete girdim, Kuran okuyan birisinin sesini duydum. Kim bu, dedim. Bu Harise b. Numan, dediler.’ Sonra Resulüllah bana iki kez dedi ki; ‘Bu yaptığı iyiliğin karşılığı, ödülüdür. Zira Harise b. Numan insanların içinde annesine karşı en çok iyilik edendi.’”
(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 6/36, 131, 152).

Bera b. Azib anlatıyor:
“Rasulüllah’a ipek bir elbise hediye edildi. Yumuşaklığından dolayı bu halkın çok hoşuna gitti. Allah Rasulü, ‘Bunun yumuşaklığına mı şaşırıyorsunuz? Sa’d b. Muaz’in cennette bir mendili bundan daha hayırlıdır’ buyurdu.”
(Kaynak: Buhari, Menakıbu’l Ensar, 12).

Hz. Osman anlatıyor:
“Ammar b. Yâsir’in babası Mekkelilerin işkenceleri sonucu şehit olmuştu. Allah Resulü, Ammar’e, onun baba ve anasına hitaben ‘Ey Yâsir Ailesi! Sabredin, sizin mekânınız cennettir’ sözünü verdi.”
(Kaynak: Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/2, Mecma’üz-Zevaid, Heysemi 9/293).

Değerli Dostlar,

Onlarca kişinin hayattayken cennetle müjdelenmiş olduğunu anlatan hadisleri okudunuz.
Bu hadislerin anlattıklarına inanabilir miyiz?
Bu sorunun yanıtını İslam’ın kutsal kitabı Kuran’a bakarak bulabiliriz.
Kuran’da 52 ayette cennetten ve cennette gideceklerden söz edilmiştir.
Hemen şunu söyleyelim:
Kuran’da cennete gidecek HİÇ KİMSENİN ADI YOKTUR!
Cennet ayetlerinde genel tanımlar yapılmış, kimlerin cennette gidebilecekleri anlatılmıştır. Ancak cennete gidecek hiç kimsenin adı verilmemiştir.

Kimin cennete gideceğini Allah’tan başka HİÇ KİMSE bilemez.
Allah, elçisi Hz. Muhammed’e bile, “Cennet Vaat Etme Yetkisi” VERMEMİŞTİR!
Bu nedenle, Hz. Muhammed’in birilerini cennetle müjdelemiş olması tümden bir YALANDIR!

Şimdi Kuran’daki cennet ayetlerinden birkaçını paylaşalım:

Nisa Suresi, 13. Ayet:
“Kim Allah’a ve onun resulüne itaat ederse Allah onu, altından nehirler akan cennetlere, orada sürekli kalıcılar halinde, sokar. İşte bu, en büyük başarıdır.”

Ayette, cennete gideceklerin adları var mı? Yok!

Bakara Suresi, 82. Ayet:
“İman edip barışa yönelik işler yapanlar ise cennetin dostudurlar. Onlar da orada sürekli kalacaklardır.”

Ayette, cennete gidecek sahabelerden söz edilmiş mi? Hayır!

Hicr Suresi, 45. Ayet:
“Allah’tan korkup korunanlar ise cennetlerde pınarlar içindedir.”

Ayette, Peygamberin kendilerine söz verdiği kişilerin cennete gideceği yazılı mı? Hayır, yazılı değil!

Tevbe Suresi, 72. Ayet:
“Allah, mümin erkeklerle mümin kadınlara altından ırmaklar akan cennetler vaat etmiştir. Sürekli kalacaklardır orada.”

Ayette, Dört Halife’nin; Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin cennetle müjdelenmiş olduğundan söz ediliyor mu? Hayır, edilmiyor!

Nahl Suresi, 32. Ayet:
“Melekler, canlarını temiz insanlar olarak aldıklarına şöyle derler: ‘Selam size, yapıp ettiklerinize karşılık olarak girin cennete.”

Ayette; Abdurrahman b. Avf’a, Ebu Ubeyd b. Cerrah’a ve Talha b. Ubeydullah’a “girin cennete” deniliyor mu? Hayır, denilmiyor!

Zümer Suresi, 73. Ayet:
“Rablerinden korkanlar da bölükler halinde cennete sevk edilirler. Oraya geldiklerinde, cennet kapıları da kendilerine açıldığında, oranın bekçileri onlara şöyle derler: ‘Selam siz! Tertemizsiniz. Hadi girin şuraya, sürekli kalıcılar olarak!’”

Ayette, sahabeye cennet kapılarının açılacağından söz ediliyor mu?
Hayır, edilmiyor!

İbrahim Suresi, 23. Ayet:
“İman edip barışa yönelik iyi işler yapanlar ise Rablerinin izniyle altlarından ırmaklar akan cennetlere sokulmuşlardır. Sürekli kalıcıdırlar orada.”

Ayette, başta Hz. Ayşe olmak üzere herhangi bir Müslüman’ın adı verilerek cennete sokulacakları söyleniyor mu? Hayır, söylenmiyor!

Hac Suresi, 23. Ayet:
“Allah, iman edip barışa yönelik işler yapanları, altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır.”

Ayette, hayattayken cennetle müjdelenmiş olanların cennete koyulacaklarından söz ediliyor mu? Hayır, söz edilmiyor!

Değerli Dostlar,

Bu örnekleri sürdürebiliriz.
Ancak değişmeyecek gerçekler şunlardır:
Allah’tan başka HİÇ KİMSE kimlerin cennete gideceğini bilemez.
Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed’in birilerini cennetle müjdeleme yetkisi yoktu, Allah O’na bu yetkiyi vermemişti.
Kuran’da HİÇ KİMSENİN adı cennetlik olarak geçmemektedir.

Peki, başta Buhari olmak üzere ünlü hadisçilerin ve Hanbeli mezhebinin kurucusum Ahmed b. Hanbel’in anlattıklarına ne diyeceğiz?

Değerli Dostlar,

Hiç çekinmeden, hiç sakınmadan ve hiç duraksamadan şu gerçeği, üzerine basa basa duyuracağız:

Hadislerin belgesi yoktur.
Hadislerin tümü uydurmadır.
Başta Buhari, Müslim, Tibrizi, Ebu Davud olmak üzere hadis yazanların tümü, Müslümanları Kuran yolundan saptırmış, yüz yıllar boyu aldatmış, kandırmış, sahtekârlardır. Bu yolla hem çok para hem de ün kazanmışlardır.

Hadislerden yola çıkarak onlarca kitap yazıp söylevler çekmiş olan Ahmed b. Hanbel gibi mezhep önderi imamlar da Kuran’ı temel kitap olmaktan çıkarıp Müslümanları hurafelere, mucizelere, büyüye, muskaya, üfürüğe inanan robotlara dönüştürmüşlerdir.

Hadisleri kaynak göstererek ciltlerce kitap yazmış İslam âlimlerinin tümü, uydurdukları yalanlarla Müslümanları Kuran’dan uzaklaştırmış, İslam dinini yozlaştırmıştır. Hiç kuşkusuz bundan hem çok para hem makam ve hem de hiç hak etmedikleri saygıyı kazanmışlardır.

Değerli Dostlar,

Üniversitelerimizin İlahiyat Fakültelerinde yüzlerce akademisyen görev yapmaktadır.
Bu fakültelerimizde “Hadis Anabilim Dalı” diye bir bölüm de bulunmaktadır.
Burada, Akdeniz Üniversitesi İlahiyat Fakültesi akademisyenlerinden bazılarının adlarını sizlerle paylaşıyorum:

Prof. Dr. Ahmet Ögke, Prof. Dr. Nevzat Tart, Doç. Dr. Zişan Turcan, Yrd. Doç. Dr. Yasin Pişgin, Yrd. Doç. Dr. Nazife Nihal İnce, Öğretim Görevlisi Ömer Osman Arık, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Dilek, Prof. Dr. Ali Bakkal, Yrd. Doç. Dr. Zeki Yaka, Araştırma Görevlisi Tunahan Erdoğan, Prof. Dr. Ömer Faruk, Teber, Yrd. Doç. Dr. Eyüp Yaka, Prof. Dr. Kemal Sözen, Yrd. Doç. Dr. Mehmet Şahin, Doç. Dr. Ali Kürşat Turgut, Yrd. Doç. Dr. Bahset Karslı.

Aralarında Hadis Hocaları da bulunan bu akademisyenlere şu soruları soruyorum:

Hiçbir belgesi olmayan hadisleri nasıl savunuyor, hangi nedenle çocuklarımıza öğretiyorsunuz?
Kimseye cennet vaat etme yetkisi olmayan Hz. Muhammed’in onlarca kişiye cennet vaat etmiş olduğunu iddia eden hadislere ne diyorsunuz?

Değerli Dostlar,

İlahiyat Fakültesi akademisyenlerine soracak daha çok sorumuz var, ancak şimdilik bunlarla yetinelim.
Bu sırada şu soruyu da gündeme getirelim:
Bizlerin, İlahiyat Fakültesi akademisyenlerine soru sorma hakkımız var mı?

Profesör ve Araştırma görevlilerinin maaşlarını, bizler vergilerimizle ödüyoruz.

Ben de sizler gibi vergi “mükellefiyim”.
Yani, işçisiyle, memuruyla, esnafıyla, emeklisiyle devlete vergi vermekteyiz.
İlahiyat Fakültesi akademisyenlerinin maaşları, bizlerin verdiği vergilerden ödenmektedir.
Öyleyse yalnız benim değil, tüm okurların İlahiyat Fakültesi akademisyenlerine soru sorma hakkı vardır.
Yukarıda adlarını sıraladığım akademisyenlerin, en azından bu hakkımıza saygı gösterip cevap vermelerini bekliyor, umuyorum.

Yılmaz Dikbaş

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun