Canımız

Hani böyle mecalsiz kaldıklarında, yaşamaya zor hayatlarıyla devam etmek zorunda kalan insanlar olur ya, onlardan biriyim. Hani kendinden ağır kocaman buzdolabını yüklenen cılız adamlar vardı ya, belki hala varlardır; işte ben onlardan biriyim. Kendimi aktarırken egom sizlere ağırlık etmesin, kendimi özel bulup yazmıyorum, aynı hayatı yaşayanlardan birim ve hepimizin canına ağır gelen durumlar için bu yazıyı kaleme alıyorum.

Sabahları uyanmak istemeyen bir vücuda sahibim. Dışarıdan bakınca sağlam ve çok güçlü görünüyor olabilirim, bu vücudun içinde yaşayan benim. Her tarafım dökülüyor. Her tarafımdan kronik ağrılar, bazı zaman isyan çıkarıyorlar. Canımla dövüşerek kalkıyorum ayağa. Her gün kronik hasta olarak, her gün canımı dişime katarak, canımla dövüşüyorum. Sonra da güne canım acıyarak devam ediyorum.

Bazı zamanlar kendimi zorladıkça, ömrümden neler kaçırdığımı düşünürüm. İdeallerime ulaşsam, mutluluk yaşamaya hayat imkan verir mi ya da teneffüs edeceğim diye kendimi avuturken, teneffüs hakkımı kullanmama bugünlerim izin verecek mi. Bu soruyu kendime çokça soruyorum, çünkü her insanın belli ölçüde gücünün olduğuna inanıyorum ve yaşam enerji pilimi çok tükettiğimin farkındayım. Fakat, birçok hayattan çok şanslıyım. Geçinebilen sınıftayım.

Tükene tükene devam ediyoruz , farkında mısınız? Monoton yaşamamızda güzellikleri de göremiyoruz. Ülke sorunları, günlük sorunlar ve yaşamamızın yüklediği sorunlar. Geçenlerde izlediğim bir videoda emekli bir adamcağız, geçim zorluğunu anlatırken, bir de benim boğazım var diyerek utanarak ve mahcupça ağlıyordu. Bir deri bir kemik deyimindeki konumdaydı üstelik. Bir de benim boğazım var, cümlesinden anladığım; ben olmasaydım ailem için faydam olurdu, yaşadığım için vicdan azabı çekiyorum. Hadi canımız sıkılmasın!

Ağır bir buzdolabı taşıyarak hamallık yapmayan bu adama, canı öyle ağır geliyor işte. Ona can verecek destek ünitesi de siyasi liderlerin masalarındaki detay değil. Canımız çekişiyor, sanki imamlar da cenaze törenlerimizde para kazanmak için hazırda. Ülkemizde birçok insan, emekliliğe kadar ömrünün çoğunu tüketiyor, sonrasında çok yaşamıyor. Enerjisindeki pili tüketirken, yaşamaya gücünü arttıracak beşeri şartlardan yoksun kalıyor.

Nereye gitse, sırtında ateşten gömleği taşıyor insan. Canımızın acısı dinmiyor, can damarımız tıkanmış. Emekli de olsa, uzansa da yaşamın ağırlığı ve geçim sorunları, insanımızın boynunu büküyor. Canımızı yakanlardan da canımızı esirgeyemiyoruz.

Tükenmişlik sendromundan çıkamıyoruz ve insanlar ölmeden çürüyor. Gökyüzü toprak olmuş, boğuluyorlar. Sahi, ne için yaşadık bu hayattan ben bir şey anlamadım. Çile içinse, fazlasını yaşadık.

Yaşam hamallıktan ibaret, çoğumuz için. Hepimize güç diliyorum. Naim Süleymanoğlu gibi halterde, 190 kg kaldırıp bu işi meslek ve zevk yapmadık. Hepimizin acıyı kaldırış seviyesi de farklı.

Taşıyamayacağımız karla sınanmak gibi olan bu yaşamda, tek yaşam hakkımız var ve hepimiz çetin çilelerden uzak olmanın yollarını ve mutluluk için can atan umutlarımızı gerçekleştirmeye doğru yolları keşfederek yürümek zorundayız; aksi halde bunca ağırlık bizi ezecek…

Can benim ve canımız bizim, canımız isteğince yaşamak kaderimiz olsun! Candan en iyi dileklerimle…

Kemalist İlkay.

Not: Kendi sayfamda bu yazımı paylaşmama sebebim, yazımın üzerinde uzun çalışma fırsatımın olmamasından kaynaklanıyor. Bilginize arz olunur.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun