Çaktı Şimşek Yağdı Yağmur

Yengeç burcuyum. Burcumun özelliğinde de var geçmişime bağlıyım. Bu gece de, şimdiki zamanla geçmişim arasında oluşturduğum zihinsel tünelimden geçerek geçmişime doğru uzandım. Keşke kelimesini hiç sevmem. Hatta keşke kelimesini hayatımdan uzun yıllar önce çıkardım. Çünkü keşke kelimesi; telafi edilemeyeni, ziyan edilen en güzel dönemleri temsil ediyor. Hayat bana kendini hiç altın tepside sunmadığı halde hiç keşkelerim yok, iyikilerim var. Buna hatalarım da dahil. Hatalarım için, hata yapma hakkımı kullandım diyorum. Yeniden dünyaya gelsem, aynı ayakkabılarım ile aynı yolları yine yürürüm.

1997’de çizgili 60 yapraklı küçük boy bir defter almıştım. Günlük değildi çünkü her gün yazmıyordum ve yazmaya başladığım da sevgili günlük cümlesini hiç yazmadım. Kederlerimi, hayal kırıklıklarımı, bende iz bırakan olayları, anıları, sevdiğim şairlerin şiirlerini yazdım. Defteri üreten firmanın adını bir süre sonra fark ettim. Sır kağıt sanayi. Boşuna sırdaş edinmemişim diye düşündüm. İnsan kendi kendisi ile dertleşmeli. Yıllar içerisinde nasıl değişip geliştiğine, sorunlar ile nasıl baş edeceğini öğrendiğine tanık oluyor. Bir nevi kendini keşfetmek diyebiliriz. Korkmak, korkmamak, çekinmek, içine kapanık olmak, dışa dönük olmak, sevmek, sevmemek kısacası bir insanın bütününü oluşturan duyguları anlamak için çocukluğuna bakmak gerekiyor diyen psikoloji uzmanları haklı. Defterime yazdığım bir anım çocukluğum ile bütünleşmiş.

1998 Haziran. Gece saat 23:15. Çok şiddetli yağmur yağmıştı. Tam bir saat sürdü. Bir Türkiye klasiği olarak elektrikler kesildi. 5 yaşında olan kızım uyuyor, eşim gece vardiyasında. Öyle bir şimşek çakıyor ki ev anlık aydınlanıyor. Komşum aynı zamanda yakın arkadaşım çok korkmuş. Ve ben aklına gelmişim. Kocasına;

– Türkan evde yalnız nasıl da korkuyordur şimdi. Demiş.

Ev telefonu çaldı, açtım Gülay. Çok korkmuş öyle ki konuşurken nefes nefese. Neredeyse kalbinin atışını duyacağım. Güldüm;

– Ben korkmuyorum bilakis çok seviyorum. Korku filmleri aklıma geldi, şimşek çakınca katilin yüzü görünür ya onu düşünüyorum. Dedim.

Kulaklarına inanamamış olmalı ki ” İnanamıyorum sana” demişti. Korku dolu sesi birden kesiliverdi. İçinden, sen nasıl bir insansın düşüncesini geçirdiğini hissettiren o ses tonu halen kulağımda.

Evet yağmuru ve şimşek çakmasını çok severim. Bayılırım elektrik yüklü o havalara. Arkadaşım, sen çok korkusuzsun demişti bana. Yani O öyle tanımladı. Bana göre ise;

7-8 yaşlarında iken her şimşek çakışında, gökyüzü dünyanın fotoğrafını çekiyor diye düşünürdüm. Bahçeye çıkar, vişne ağacına hızlıca tırmanır, gökyüzüne bakardım. Fotoğrafta ben de çıkmalıydım. Ablam ya da annem pencereden bağırırdı.

– Çabuk buraya gel ıslanıp hasta olacaksın.

Hiç ıslandığımı hatırlamıyorum. Ben o anda, evrensel bir fotoğraf karesinde görünecek olmanın şevkini yaşıyordum.

İlkokulda 4. sınıfta Fen Bilgisi dersi ile tanışınca pek sevdim. Dünya, gezegenler, yıldızlar, güneş tam benlik konulardı. Şimşek nasıl oluşur ve nedir konulu üniteye geldiğimizde gerçekle yüzleşme zamanıydı. Evet bilimsel gerçekti kabul ettim. Ama benim hayal dünyamda hep aynı kaldı.

Bu yüzdendir yağmuru sevişim, şimşeklerden korkmayışım. Ve çakan şimşekler benim flaşlarımdır.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun