Burada Kör Yok!

Aşık Veysel gibi nice görme özürlü insanımızın, körlükle nitelendirilmesini kabul görmüyorum, çünkü görmem mümkün değil. Aşık Veysel, Atamın şanlarını işitip şiirler düzmüş, böylesi güzel sözleri görmeden yazması mümkün değildi.

“Siz koyun gözlerle baktıkça, güdülmeye mahkumsunuz.”

Fikret Hakan’ın dediği koyun gözlere sahip, hepimiz miyiz? Yoksa, belli bir güruh mu? Ya da susuyorsak, kimin koyun gözlü olup olmadığı, mühim değil midir?

Kimi sistem ürünüdür, beşeri durumları kısıtlı olduğundan gelişmemiş, hatta gelişememiş ve maalesef uykusunda güzel bir hikayeyle tıpışlananan. Hoş ne çok ninni ile uyutulduk hepimiz. Bu körlüğü az olan, ama görmesi de muhtemel olan insanlar, yine de her şeyi görür, bağlamı kurmaya aklı kör kalır o kadar. Ya Biz? Gözlerimizi kapayıp, oy vererek kimlere kefil olmadık ki? Az mı dedik, bu halk size bunları yapın diye oy vermedi, diye?!.

Duyu organlarımıza inanmayacak kadar bazen körleştik, hatta bazen realizme ters düşen fantastik akımın selinde kaybolduk. Neler işitmedik neler, fakat temele bakmadan ve gerçekleştirme ihtimalini hesaplamadan hep inanmayı tercih ettik.

Saray’da milyonlar harcanıyor, bir aile milyonlarca ailenin rızkını yiyor. Allah’ını bilen adam ve adamın ailesiymiş, ondan o adam bu zengin hayatı yaşasın diye, her yerden cebinden fazlaca çıkan vergiye razı, yani herkesin her şeyi fazlaca gördüğü, lakin kabul ettiği yaşamları ise, hayli beni hayata karamsarlaştırıyor.

İnsan gibi yaşamak için ve bir kurtarıcı kurtaracakmışçasına, güya gözlerimizi kapadık, çünkü kanmışlık rolü kolaydı.

Atamız öldükten sonra onun ilke ve inkılaplarından zamanla uzaklaşıldığını izledik, 1950’de Demokrat Parti’nin din diyerek, milliyetçilikten uzaklaştırıp milliyetçi geçinmelerini izledik, “Odunu koysam seçilir” seçilir diyen Menderses, o günlerde aslında şunu dedi; siz odun görseniz ne çıkar oy verecek kadar körsünüz, demekti. Özal Fatih camiinde Nakşıbendi şeyhinin yanına gömüldü, haberlerde gördük anlamadık.

Köy Endüstrileri elimizden alınan eğitim özgürlüğümüzdü, mühim dersler zaman içinde eksildi, müfredatlar geri kalır mı, hala içi boşaltılıyor! 28 Şubat darbesi bile adeta eğitime indi, çünkü öğretmen liseleri kapatılırken, meslek liselerinin itibarı azaltıldı (yani meslek lisesi mezunlarının artık eğitim ağacında meyvesi neredeyse budandı). Bir başbakanın koltuğundan bir gecede olmasını izledik yani, artık başbakanın bile yeri sağlam değil bu ülkede. Uçak harp okulları ise, 15 Temmuz’dan üç yıl önce satılmış, yabancı gazeteler yayınladı da biz internetten gördük, ama darbe sonrası 116 gence emir veren erler yerine, emir kulu öğrencilerin ömür boyu (müebbet) ceza alarak, adaletsizliğin sınırsız olduğunu da gördük. Gördük diyorum bakınız, körlüğe yattık sonra? Şimdi okuyorsunuz ve gözleriniz görüyor değil mi?

Işid terör örgütünün bile İstanbul’da subyan okulu var, oysa öğretmen okulları ağır geldi. Her yer imam hatip, her yer çarşaflı kadınlar ve takkeli sakallı adamlar, ha Arapları da unutmayayım, malum tenefüsümüzü kısıtladılar. Ülkemize uğrayan tüm alçakları görüyoruz değil mi? Misakı milli sınırları içerisinde, özgür mü çocuklarımız? Adalet sisteminde sapıklara cezbedici cazip kanunlar karşısında, son bulması gereken şeylerin cesaret kazanmasını, fazlasıyla görüyoruz değil mi? Oysa ibadet, tecavüze uğratmamaktı bir çocuğu ve Nazım’ın ütopyası olan çocukların, güzel günleri görmesi ise olası olmalıydı.

Ülkemizde ve dünyada tıbbi başarıları ile bilinen Prof. Dr. Türkan Saylan gibi ender bir insanın Ergenekon soruşturmasına dahil edilip, psiklojik baskı ile erken ölümünün yıllar sonrasında Ergenekon’a dair bir kanıt bulunumadı açıklaması yapıldı. Bu güzel insanın boşuna incitildiğini hepimiz gördük değil mi?

Gazetecileri, bilim insanlarını, şairleri, yazarları dansçıları yaktılar, haberlerde izledik!

Düşünce özgürlüğü diye laikliğin geride kalmasını izledik.

Camiler dip dibe yapıldı, kocaman servetler harcandı, her akşam ışıl ışıl elektrik harcıyorlar, imamlara yüksek gelir, temizlik şirketleri vs; her şeyi hepimiz fazlasıyla görüyoruz değil mi? Suçluların dışarda kol kanat gezdiği ve aydınların hapis yattığı memleketimde, hala Nazım vatan haini! Bu tezatlıkları hepimiz görüyoruz değil mi?

Çok zengin büyük şirketlerin vergisini, fakirleştirilen halka ödettirildiğini de görüyoruz maalesef.

Yandaşların aşırı zengin olup, yurt dışına kaçtıkları da gördük, askerlerimizin aşağılandığını da. Öğretmenlerimizin de aşağılandığını gördük, doktorumuzun hatta hakimimizin de. Atamızın büslerini, heykellerini kaldırdıklarını da gördük, kahramanlık tarininin karalanıp yalan tarihi yapıldığını da.

En büyük sevdanın koltuk sevdası olduğunu da gördük, solcu olsa da. Milliyetçi parti başkanınsa, Araplaştırmayı uygulayan politik güçlerle el ele yürüdüğünü de.

Sonucu belli olan seçimler için cebimizden para çekip, adam yerine koyup oyumuzun sayılmadığını da gördük. Gezi de birleştik, aramıza hain sızdırıp tehtid edildik. Kim hak istediyse, hukuksuzlukla suçlandı!

Tarımı yerli tohumun yasaklanmasıyla, büyük darbe yemesini izledik; tarım olmazsa hayvancılık olur mu, ona da çareyi dış ülkelerden hastalıklı etler ile buldular, sonuç ise maalesef devletimize güvenmeyen biz halkı yarattı.

Çok pahalı saatleri birileri kullansın diye, kimileri saatlerce çalıştı. Birileri lüks arabalara binsin diye birileri yalın ayak gezmek zorunda kaldı. Nitekim, bu örnekleri sizler gördüklerinizle devam edebilirsiniz diye burada bırakıyorum.

Haberlerde yalan haberleri izledik, tıpkı Binali Yıldırm’ın “15 Temmuz başarılı bir projeydi” sözleri gibi itiraflar da yer aldı tabi bu haberlerde. Biz izlediğimizle ya beynimizin kotrolünü devrettik ya da bir şey anlamadık, fakat izledik!

YSK, seçmenden fazla oy basıldığını iletmişti. Yüzde seksen ikisi halkın seçime katılmış ki, bu rakam da bana gerçekçi gelmiyor, neyse boş oylar nerede ve bir saat neden yayın yaptırmadı? Sahi buna da şükür, yüzde yirmi altısı hesaplanan son referandumda biri liderliğini ilan etmişti ki çuvallarda oylar ve umutlar kapalı kalmıştı. Hepsini haberlerde gördük değil mi?

Gördük de her şeyi ne ettik, hep birilerinden bir şeyler umuyoruz, tekrar Atatürk gelmeyecek sonuçta. Hepimize yazık olacak, fakat bize de yazıklar olmalı diye de düşünüyorum, bu kadar gördüğümüze kabus biter diye de uman aklılların hakkı yazıklar ya da kazıklar, adı size kalsın. Eğer hala görüp de duyarsız kalırsak, hepimize hakkımız olan yazıklar çok olacaktır.

Ekonomi can çekişiyor, herkes işsizlik ve açlıkla mücadele ediyor, bunları yaşayan insanları, zevki sefa içinde yaşayan yönetimin görmezlikten gelip de, yine kör olmadığınıysa hepimiz görüyoruz.

Ablukaya alındık, ceylan memleketim aslanların (emperyallerin) miğdesine inmek üzere. Aramıza hayli düşman da sızmış durumda ve Kurtuluş Savaşı’ndan çok daha çetin bir savaş kapıda, neden mi görüyoruz! Savaştayken düşman karşımızdaydı, şimdi içimizde ve karşımızda.

Biz halkı kör yerine koymak için (kabul göreceğimizi, başka seçeneğimizin olmadığını, unutacağımızı ya da kanacağımızı sanarak), her türlü saygısızlığı, kandırmacayı, mahkumiyeti mecbur kılarak, usulsüzlüğe yürürken onları görmeyeceğimizi sayacak kadar, nedir bu yapılanlar? Biz kör değiliz, diye bağırmalı mıyız?

Kör yerine konulmaya çalışılan bir halk ve bizleri görmeyen bir yönetim ile karşı karşıyayız.

Bir kurt çobanı, bir koyun serisini götürüyor çöle; iyi de burada kelebeğin suçu yok, çiçekleri döllendiren arının suçu yok, yani sürünün hatası olan bir oyu bile vermeyen bir sürü canlının yanması için sebep de göremiyorum.

Çıkarları için görmezden gelenler var, işine gelmediği için görmezden gelenler var, işinden olmamak için görmezden gelenler var, cesaret edemediği için görmezden gelenler var, yardım etmeye gücü olmadığından görmezden gelenler var, başarılı olamamaktan korkup fazla kayıp vermemek için görmezden gelenler var, açlığından dermanı olmadığı için görmezden gelenler var, çocuğu tecavüze uğramış başka şeyleri göremeyecek durumda olanlar da var, hasta ya da hasta yakını olan kişi ve kişiler de görmezden gelmek zorunda kalıyor, birlik olunamayacağını düşünüp görmezden gelenler de var, bizler gibi birçok bilinçli de görüyor, ama ne yapıyoruz, hepimiz körlüğe yatıyoruz.

Burada kör yok, biz varız!

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun