Bizler Muhafazakar Demokratız!

(Tahakküm mahlasıyla bilinen Arda Çelik sürekli “Tahakküm Aranızda!” diyerek neyi kast etmektedir bilmesek de bu röportajını keyifle okuyacaksınız. İsmini vermek istemeyen üst düzey bir yönetici bazı kısımları sansürlememizi rica ederek bizlere demeç verdi. Boynumuzu biraz eğmekten bir şey olmaz dedik, emirlerine amade olduğumuzu söyledik. Takipçilerimizden görevimizin affını talep ederiz! Sn. yöneticiye saygılarımızı sunar, basın danışmanlığına talip olduğumuzu bildiririz!)

+ Biliyor musunuz? Kitleler Halk Ekmek önünde “daha ucuz ekmek” için saatlerce sıra beklemeye devam ediyor. İnsan onuruna yakışmayan bu hal karşısında ise yöneticiler siyasi ayak oyunlarını tercih ediyor, şatafatlı sofralarda iftar açmayı yeğliyor… Ne dersiniz efendim?

– Hiç duymadım. Duysam da kulak arkası ederdim zaten. Bu gibi lafları geçiniz. İtibardan tasarruf olmaz! Bilmiyor musunuz? Ekmek parası fukara edebiyatının kruvasanı olmuştur?!?! N…

+ Kruvazör diyecektiniz her halde efendim.

– Ha kruvazör ha kruvasan. Neyse konumuza dönelim. Ne olmuş yani birkaç saat beklemişlerse, insan ölür mü? Geçin bu mağdur edebiyatını! Hepiniz edebiyatçı oldunuz başımıza. Bu sanatçılardan da ne çok çektik yahu. Halk varsın beklesin, bilmediği şey değil beklemek! Geçelim öbür soruya…

+ (İçine konuşur) Nefsine hakim olamayanların yediği haram lokmalar, anlaşılan, boğazlarda da kalmıyor. Şimdi anlayacak Arda, etme böyle laflar…

(Dışa konuşur) Haklısınız Sn. Gök halkımız en iyi bunu bilir. Peki son günlerde tatil beldelerinde ve İstanbul sokaklarında yabancı turistlerin fink atışına ne diyorsunuz? Evlerine hapsolan milyonlar rahatsız olmuyorlar mı sizce? Bir de insanlar eşi dostu ile bir bardak sıcak çay içemiyorken bu reva mı?

– Tüm bedeli ödeyen halkımız turistlerin şampanyalı partilerine, çıplak gösterilerine, denize atlayışlarına neden ses etsin ki? Onlara da eğlence çıkıyor, ne güzel işte… Cennet vatanda, ırmağının akışına öldüğümüz Türkiye’de turistler de sefa sürebilmeli! Nedir ki? Halkımız hoşgörülü ve misafirperverdir. Turistler iyi ki geldiler, pandemi yardımında Dünya birincisi, aşılama miktarında Dünya altıncısıyız. Ekonomimiz dipdiri ayakta, turistler de can suyu oluyorlar bir nebze.

+ Sizler ırmak falan deyince aklıma şey geldi. Rize’de ırmağın gümbürtüsünden sağır olunacak, yeşilin tonundan boğulacak yerlere dozerlerle giriyor..! Ali cengiz oyunu anlayacağınız. Siz daha iyi bilirsiniz dönen dolapları. Böyle giderse turistlerin Karadeniz’de geleceği yer de kalmayacak! Ne demek istersiniz efendim?

– Bu soru iletilenler arasında yoktu. Neyse biz cevap verelim en kötü sansür koyarsınız buraya.

+ Kusura bakmayın Sn. Gök. Mesleki dezenformasyon. Sormuş bulundum.

– Evel Allah cevap veririz, sıkıntı yok. Turistler varsın gelmesin! Biz turistin göreceği herkesi aşılayacağız! Endişeye mahal yok! Kaldı ki bu lafımızı da çarptırıyorlar. Bu ağaç falan meselesine gelince yol ve ulaşım çok mühim. Hele de Karadeniz gibi zorlu bir coğrafya da. Sit alanı falan diyorlar. O da neymiş hep Batılılar çıkarıyor bunları. Ülkemizin kalkınmasını istemiyorlar. Tek kararnameye bakar, sit alanını da kaldırırız! Turistler elbet gelecek gezip dolaşacak. Biz ise onların gözünün değdiği bakkalı, yemeğini yapan aşçıyı aşılamış olacağız. Kabahat bu gibi gafları büyütenler de…

+ Haklısınız efendim kabahat büyütenlerde. Aşılanmayan öğretmenler, kuryeler, işçiler ve her gün sokağa çıkmak zorunda olan milyonlar varken meseleyi büyütenler “ne yapmak, nereye varmak istemektedir?”.  İnsan soramadan edemiyor. Her gün Soma faciasından daha fazla insanımız yitip giderken hangi bozguncular aşı diye bağırıyor? Anlamak mümkün değil. Acaba bunlar devlet içindeki din düşmanı komite tarafından mı söyletiliyor? Ne dersiniz.

– Yahu Arda’cım sen yine geldin dolaştın saçma sorular sormaya başladın. Böyle anlaşmamıştık. Bak geleceği parlak bir arkadaşsın. Sözümüzden çıkma. Şimdi ben kaldığım yerden devam edeceğim.

Gerekirse turistler gezsin diye yurttaşı da kapatırız! Aaa kapattık ya gerçi! Vay be biz de bayalı harbi adammışız. Bu aşı konusunda da yurttaşa haberi ben vereyim en iyisi: “Sayın yurttaşlar, hiç çekinceniz olmasın, müsterih olun. İnşallah hep birlikte bu musibeti de atlatacağız! Bu fani ayakta kaldıkça aşı fizandadır! Gelemeyecek oluşunu, sıkıntı yaşanacağını kabul etmiyorum! Aşı bolluğu yaşanacaktır..!”.

+ Efendim açıklamalarınız ile kamu oyunun yüreğine su serptiniz. Ne güzel konuştunuz öyle.

– Beni örnek almalısın.

+ Pek tabii Sn Gök. Peki pandemi sürecince halkın sürüklendiği derin karamsarlık hakkında ne söylemek istersiniz?

– Ey ehl-i vatan! Toplum pandeminin olağan üstü koşullarında bunalıma sürükleniyor! Ev içi şiddet artıyor, emekçinin iş yükü katlanıyor. Yaşanılanların bıraktığı tahribat insan ilişkilerinin ve ev içi yaşamın olumsuz dönüşümü ile sonuçlanıyor. Toplum ikiliklerin, söylenip yapılmayanların, keyfe göre hükmün karşısında dumura uğruyor.

+ ?!?!?!

-Yahu neler söylüyorum ben öyle. Senin yazıları arada okuyoruz, ondan öyle oldu galiba. Biliyor musun evde sürekli Habertürk, Cnn, Ntv falan açık. Yeni Akit, Yeni Şafak bana bile aşırı geliyor. İnsanın koltuk altına karpuz koyuyor muktedirler. Biz neymişiz bee! diyorum. Sıkıldım bu kadar övgüden. Fox Haber izleyim dedim. Ondan kaynaklandı herhalde bu söylediklerim. Buraya da sansür uygularsın Arda’cım.

+ Nasıl isterseniz efendim. İsterseniz diğer soruya geçelim yüksek müsaadelerinizle. Yurttaşın ortak bilinci pandeminin getirilerine çözüm üretemiyor, kendini koruyacak ruh haline bürünemiyor. Çözüm nedir sizce?

– Yöneticilerimiz çözüm üretemezken; ortak bilinç de neymiş? Bunlar anarşist sözler. Biz ne dersek onu yapsınlar, kafi. Dert bende derman sende misali. Ayrıca 11 aydan daha hayırlı Ramazan-ı şerifi idrak ederken namazını aksatmayana korona bulaşmıyor. Camileri o yüzden açtık. Cenazelerde ise yüksek zümreye bulaşmadığını deneyimleyerek tespit ettik. Velhasılıkelam biz bunun üstesinden de geliriz.

+ Anlıyorum Sn. Gök. Peki pandemi başında herkesin bedel ödediği, fedakarlık yaptığı düşünülürken şimdilerde şeytan kulağına kurşun! Ah diyene bir yumruk daha, vah diyene bir fiske daha! Ne demek istersiniz?

– Bak Taha Akkum kardeşim sen bu meslekte yenisin. Acemiliğine veriyorum. Biz siyasilere öyle benzetmelerle soru sorulmaz. Bizim aklımız böyle şeylere pek yetmez. Danışmanlarımızın kulağımıza fısıldadığını söyler, reisimizi söylediklerini haykırırız. Konumuza dönelim. Tavsiyem şu yönde.

Geçinemiyor musun az ötede anlat derdini! İtiraz mı ediyorsun beşli çeteye, pelikan kuşlarına, yanımızdaki mafyalara, satın aldığımız kalemlere bulaşma! Kimsecikler sana bir şey demez. Halkına hizmet etmeye gelmiş bir iktidarız biz. Bağırıp çağıran kardeşim hepimiz aynı gemideyiz sakın ola ki gemiyi terk etmeyin! Gemi batıyor demeyin! İnsanlar galyana geliyor sonra. Uğraşıyoruz. Bu iktidar Geziyi atlattı senin cılız sesinle yola gelmez. Sen yola gel dinle sözümü. Ötede öt, insanlar görmesin gemimizin su aldığını, arka kapıdan kaçan milyarları…

+ Sn. Gök hepimiz aynı gemideyiz pek tabi, fakat fareler gemiyi terk ediyor; onu da mı insanlar görmeyecek?

– Biz onları deliklerine sokmasını biliriz! Halkın görevi dediğimizi yapmak. En iyisini biz biliriz. Yoksa kaç senedir nasıl iktidarda kalalım. İnsanlara dediğimiz açık ve net. Çok konuşma, çalış, daha çok çalış, nöbet ücreti vermesem de çalış, hijyenik ortam sağlamasam da çalış! Yoksa Kod-29 ile işine son veririm bak! Sendikaya falan da gireyim deme ha! Diline acı biber sürerim sonra!

+ Haddim olmaksızın bir tavsiye verebilir miyim efendim?

-Pek tabii, bizler muhafazakar demokratız!

+ Bu fareleri bekçiler deliklerine soksa?

-Olmaz, onlar yurttaşla uğraşıyor, neymiş efendim evinin önünde olunca maske takmayacakmış, neymiş insanlara yanlış ilaçla tedavi uygulanıyormuş! Denir mi böyle şeyler. Böyle konuşan çok yurttaş var. Bekçileri uğraştırıyorlar. Kimisi de yağız delikanlılar oluyor. Onlara bir tane bekçi de yetmiyor. 6 tane olmalı! Bükemedin bileğe ters kelepçe takacaksın. Bak nasıl geliyor hizaya. Sadece o mu hukuksuzluğa itiraz eden herkesle, kamusal alandaki kamu görevlisini kayda alan herkesle uğraşıyor bekçilerimiz. Anlayacağın bekçilerimiz çok yoğun. Biz de çok yoğunuz elbet. Farelerle uğraşamıyoruz. O kadar yoğunuz ki ki genelge bile çıkartmaya vaktimiz olmuyor. Söyleyip geçiyoruz. Haberlerden dinlesin millet.

+ Kızmaz iseniz bir şey daha sorabilir miyim?

– Pek tabii, bizler muhafazakar demokratız!

+ Konuşmaya başlayan mafya liderleri falan var, onları ne zaman susturacaksınız?

– Hee şöyle güzel sorularla gel bana. Şimdi aslanım racon kesilecekse biz keseriz, bu bir. İki, biz adamı kullanıp atarız. Kirli don misali. Öyle konuşanlar falan da dondan düşenlerdir. Kıçımızın dibine gelen adama değer verip bir de onla uğraşamayız. Kemik atmayı bıraktıklarımız konuşup duruyorlar işte. Bu devran böyle işte. Fareler bir yanda köpekler bir yanda. Nihayetinde bu aziz millet kimin yanında duracağını biliyor.

+ Efendim sorularım bitmedi ama biliyorsunuz bizim millet pek okumayı sevmez. Yazıya döktüm mü baya uzun olacak. Son bir soru yöneltsem?

– Halledilir onlar. En kötü veririz bizim reklamcı çocuklara bir animasyon falan yaparlar. Bir de biliyorsun biz de çok yayın organı var. Hepsine bir pasaj verdik mi döndürüp döndürüp yayınlarlar.

+ Sağ olun Sn. Gök. Anlayışınıza minnettarım. Şöyle bir kafamı kaldırıyorum da ülke pul pul dökülüyor. Çürümüş, kokuyor! Bu kokuyu nasıl engelleyeceksiniz?

– O da bir şey mi biz tonlarca çöp ithal ediyoruz Avrupa ülkelerinden. Kimsenin burnuna gelmiyor kokusu. Dert edilecek şey değil bu dediklerin.

+ (İçine konuşur) Yahu burnumun direği sızladı be adam! Tamam iyi kötü bir makam vereceksiniz, aldırış etmiyorum ama bu ne koku böyle. Kaç gündür yıkanmıyorsun sen? Gerçi yıkansan da temizlenemezsin! Arda yine gaza geldin…

(Dışa Konuşur) Efendim, derin dondurucuya atılan sorunlar şimdilerde açığa çıktı. Tiksindirici görüntülere maruz kalıyoruz. Görenin kustuğu, duyanın iğrendiği söyleniyor. Dertler kol geziyormuş, borçlar kapıya dayanmış, insanlar çocuklarına çikolata alamıyormuş; söylentiler o yönde. Siz ne dersiniz?

– Devrimiz “ya hayır konuş ya sus” devriydi, değil mi? O zaman napıyoruz Arda’cım?

+ Susuyoruz efendim, susuyoruz, haklısınız. Sn. Gök değerli vaktinizi lütfederek ayırdığınız için teşekkür ederim.

-Her zaman her zaman. Bizim çocuklarla konuş bir dahaki sefere çıkıntı sorular istemem. Bitirirken bir daha hatırlatayım halkımıza. İtirazınız var ise dile getirin. Beşli çeteye, pelikan kuşlarına, yanımızdaki mafyalara, satın aldığımız kalemlere bulaşmadan. Başımızın üzerinde yeriniz var. İktidarımızı sorgulama gafletine düşmeden bu zillet ittifakına da çatın! Herşeyin sorumlusu biz miyiz yahu? Efendim bizler halkına hizmet etmek için gelmiş bir iktidarız. Pek tabi de muhafazakar demokratız!

 

(Not: Sanıyoruz yanlış anlaşılmaz ama bizler röportajın sonunda söyleyelim istedik. Bu röportaj tamamen hayal ürünüdür! Röportajın gerçek kişi ve kurumlarla hiçbir alakası yoktur!)

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun