Bir İki Parça…

Sevgili Erkekler,
mağazada ne kadar sürer en çok alışverişiniz? On dakika!
O on dakika içinde takım elbise aldığınız gibi bir de ayakkabı beğenir, yanında promosyon niyetine bir de gömlek götürürsünüz!
Niye? Çünkü erkek beyni böyle çalışıyor.
Bir bakıyor, “vay bu iyiymiş, aldım bunu” diyor hoppidik alıyor!
Taş çatlasın yarım saat sürer, o da kesin hanımlar aramıştır da onun için o kadar sürmüştür!
Yarım saatten fazla mağazada ömrünü geçirmis bir erkek tanımıyorum ben.., ha varsa da…!
Öyle işte!

***
Sevgili Hanımlar, şimdi bir an için sevdiğiniz erkeği, erkek kardeşinizi yahut oğlunuzu düşünün.
Akşam olmuş evde yok beyefendi, çıktı geldi.., sordunuz:
Neredeydin sen bu saate kadar?
Cevap:
Alışveriş yaptım, yeni şeyler gelmiş mağazaya!

Yer misin? Ee yanii..!
Yalan tabii..!
Kim bilir ne halt işledi!

***
Yolda geçerken kıza niye laf atıyoruz zannediyorsun?
Biz kızı görünce, kendi kendimize:
aa bu kız güzelmiş, ben bunu alayım, diyoruz.
Tabii kızcağızın laf atmamızdan rahatsız olacağını düşünemiyoruz, niye?
Çünkü, oksijen eksikliği var bizde! Başka yerlere gidiyor…
ee yani oraya gidince…
Yazık, beyine gitmiyor işte!
Kelime eksikliği de oradan kaynaklanıyor zaten.
Oksijen eksikliği olunca…
Erkek beyni maalesef bu şekil çalışıyor hanımlar!
Oksijen eksikliği öldürmüyorsa da, beyinde ciddi hasar bırakıyor.
Allah kimseyi oksijensiz bırakmasın…

Gerçi bu kadar zam varken hanımlar da artık, pek mağazaya uğrayamıyor. Devletimiz sağolsun kadınlarımızı terbiye ediyor bizim için, zam getiriyor ki kadınlar pek mağazada gezmesin!
Niye? Çünkü devletimiz de erkek! Biliyor ne melanet bir şey olduğunu o mağazaların!

Yav mağazada kaybolan kadın biliyorum ben ya!
Kadıncağızı bir gün sonra buldular!

Bir girdi mağazaya, soldan eteklerin olduğu yere döndü, kayboldu gitti.
Dükkan kapandı, kadın yok…
Mağaza müdürü sordu, “En son neredeydi”!
Kocası, “En son şu kapıdan içeri girip, soldaki eteklere döndü, ondan sonra bir daha göremedim, ne olduysa o arada oldu” dedi.
Müdür bey bir kaşını şöyle bir kaldırdı, dudaklarını büzüştürdü, tam bir şey söyleyecekti ki son anda vazgeçti. Eminim aklından “hadi iyisin, kadından kurtuldun” diye geçirmiştir yani.
Niye?
Çünkü, o da biliyor nasıl bir işkence olduğunu kadınla alışverişe gitmenin!
Neyse ki diğer gün, dükkan açılınca bir yerden çıkıp geldi kadıncağız.
Rivayet odur ki, bir don bile almadan çıkmış!
O kadar mağazada kaldın, yav bari bir don alıp çıkaydın bacım ya!
“Nasıl oldu” diye sordular kadına,
– Bende anlamadım, bir baktım kocam yok! Onda sonrasını hatırlamıyorum” diye, harika bir mesaj verdi dünyaya.

Her gün aynı mağazaya giden kadını biliyorum ben ya. Sabah gitmese akşam, akşam gitmese sabah. Sonunda kadını işe aldılar iyi mi…

***
Hangi erkeğe sorarsanız sorun, emin olun aynısından aynısının benzerinden farklı olmayanını anlatacaktır!

Misal çok eski olan kız arkadaşımla alışverişe gittim, yani eskisinden bir daha önceki. Eski kız arkadaşımın bir eskisi değil de, ondan bir öncesi işte.
O kadar eski yani!
Lan kızı takmışız kolumuza, yemişim alışverişini! Cehalet kötü bir şey; yarım saat içinde çıkarız sanıyorum mağazadan.
Hele bekle çıkarsın!

Mağazaya bir girdik…
Bir yukarı bir aşağı, sağdan sola,
sonra soldaki merdivenden yukarı, aşağı,
Sağ, sol, sonra yukarı merdiven, indik aşağıya, soldan sağa, sağdan sonraki sola!
Bazen yörüngesini şaşırıyor, önce sol sonra sağ yapıyor, sonra yörüngesini bulunca tekrar aşağı inip yukarı çıkıyordu.
Bir ara yan tarafta bir kadın bana dönüp:
– Bunun fiyatı ne kadar acaba, deyince, ben
19,99 hanımefendi, dedim boş bulunup.
Kadın beni oranın çalışanı zannedip muhabbete başlayacaktı ki bizimkinin pek hoşuna gitmemiş olacak, bana:
Sana ne bunun fiyatından, hem nereden bileceksin sen, diye yedi ceddime bir yüz ifadesi fırlattı.
– Yav iki saattir mağazanın altını üstüne getirdin, nereden bileceğim, fiyatları ezberledim artık sayende.
Bana bir ‘La havle’ bakışı fırlattıktan sonra, siyah saçlarını bir o yana, bir bu yana savurdu ardından diğer kadına dönüp:
– Biz burada çalışmıyoruz hanımefendi, teşekkür ederiz, iyi günler, diyerek bana dönüp,‘La havle’ kısmından sonra gelen ‘Vela kuvvet’ bakışı ile bir ‘hmm’ çekti.
Az durdu, bir pantolonu eline aldı, beğenmemiş olacak ki yana fırlatıp, başka bir pantolonu alıp başladı yine:
– bak bunlar güzelmiş ama bir de şu arkaya bakmak gerek?
O gösterdiğin yerde iç çamaşırlar var?
– aa nereden biliyorsun?
Ezberlettin lan ezberlettin… Kırk kez geçtik oradan, de hade yav…

Yok buraya da bakalım, ay bu da güzelmiş, bu ne kadar da şirinmiş, bunun rengi de nasıl uyarmış, şapka da olaydı alırmış, ayakkabıya uymamış, etek rengi kendisinde hoş durmazmış, kırmızı olsaymış alırmışmış, ablası o rengi daha çok severmiş, yeğenine acaba alsaymıymış…

İki saat sonra dayanamadım kendisine:
“Ben karşıdaki Cafe’ye geçiyorum, işin bitince gelirsin!”, dedim
Gözleri vel-fecri okuyor, o nasıl bakış öyle ya Rabbi, belli ki hoşlanmadı sözlerimden ama kabullendi mecbur kalarak:
üff tamam, git ne içiyorsan iç. Bir ara gelirim..!
Zıkkımın kökünü iç, der gibi!

***
Oturdum Cafe’ye, bir kahve içtim…
İkinci kahveyi içtim…
Üçüncüye dayanamayıp telefonla arayıp:

– Nerede kaldın? diye sordum.
Cehennemin dibinde, nerede olabilirim acaba Mustafa?
– Cehennemin dibi de olsa çık gel, bekliyorum burada!
Ayy çıldırtma beni, tövbe tövbe?
– Hayır yani işe basvurdun, onlar da seni çok beğenip işe aldıysa bileyim, akşam çıkışı alırım seni…
Ne saçmalıyorsun sen ya?
– Yav asıl sen saçmalıyorsun Üç saat oldu be!
offf.., sinir etme beni…! Alt üstü bir iki parça bir şeyler alacağım…
– Özel koleksiyonmu diktiriyorsun kendine? Üç saat içinde iki parça ne var bulamadığın acaba?…
off ya
– Off falan yok.., yarım saat içinde buldun buldun, bulamazsan ben gidiyorum!….

Telefonu yüzüme kapadı, yani mesaj şu ‘Gidersen mağazada kalırım, bir daha da çıkmam buradan!’

Yarım saat geçti, üstüne yarım saat daha geçti…
Dört saat sonra mağazadan çıktı.
Geçti karşıma oturdu,
– Dükkanı mı kapatıyorlar? dedim.
Yoo niye?
– Güvenlik zorla mı çıkardı seni?
Güvenlik mi? Ayy saçmalama!
– Tamam neyse boşver, hani aldıkların?
aa çok güzel şeyler vardi, çok şirin…
– Tamam… ne aldın?
Hiçbir şey , beğenemedim çünkü bir türlü…
– Madem güzel ve şirin niye almadın, ha yok beğenmedinse niye güzel ve şirin diyorsun?
Her güzel ve şirin olanı alma mecburiyetinde miyim ben?
– Yani şimdi 4 saat mağazayı gezdin, orada ne kadar kamera var, kaç güvenlik çalışıyor, para kasası nerede, kasiyerin ismi ve soyadını vs; hepsini öğrendin, bana soygunu nasıl yaparız onu anlatacaksın, değil mi? Hadi anlat, soygunu nasıl yapıyoruz?
Mustafa…? Alkol mü kullandın sen canım?
– Hey yavrum hey… Allah bana sabır sana da akıl nasip etsin inşallah…
ay noluyo yaa… Niye kızdın iki parça eşya için, anlamadım ki…

Velhasıl-ı kelam, biz erkekler bu konuda sizden farklıyız hanımlar. Bakın böyle yanınızda bizi götürünce bize işkence ediyorsunuz.
Etmeyin lütfen! Götürmeyin yanınızda!
Yav Alman mağazasında özel erkeklerin oturup gazete okuyacağı yer kurmuşlar… Yani hanımlar alışveriş yaparken tüm erkekler kahvehane misali oraya toplanıp, erkeksi şeyler konuşuyorlar.
Alman mağaza sahibi akıllı tabii, erkekler bir arada olunca kadın gitmiş saatlerce alışveriş yapmış, kimin umurunda!
Arada bir hanımlardan biri geliyor “Bu nasıl kocacığım” diyor, o da başını şöyle bir kaldırıp, diğerlerine rezil olmamak için,
“bu çok yakışmış sana karıcığım” diyor.
Yav yalan, bakmadı bile, ben yanında oturuyordum.

Zaten siz hanımlar ne giyseniz biz yakışmış diyoruz…
Hiç bir erkeğin dönüp karısına “Hiç yakışmamış, bu renk sana uymuyor, bence başka bir şeyler bakalım” dediğini duydunuz mu?
Ee yani!
Onun için siz bize ne sorsanız
“harika olmuş”
“Saçların çok güzel”
“Yirmilik kızlara taş çıkartırsın”
“maşallah, çok güzel karım var”
deriz yani…
Yeter ki siz mutlu olun.
Her türlü yalanı söyleriz biz…

Uzun saçın kısası…,
oksijen eksikliği var bizde hanımlar!
Zam getirmemiz de bu yüzden. Kadınları terbiye ediyoruz.

Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey yoktur.

İmam-ı Gazali
(İbnül Cevzi, Mevzuat, II/282-283; Suyuti, Leali, II/154
İbn Arrak, Tenzihü’ş-Şeria, II/212-213)

Sonra kalkmış „niye zam geliyor“ diye şaşırıyorsunuz.
Niye olacak.., sizin yüzünüzden!

Mustafa Çelebi

One thought on “Bir İki Parça…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun