Bir Dosta, Bir Kitaba ve Eskimeyen Anılara

Sevgili Cem Seyhun Ünbay kardeşime gecikmiş bir teşekkür ve kutlama…
Bağışla dost… Hiçbir zaman eksilmeyen nezaketinle OsmaNecla diye imzalayarak gönderdiğin “İzmir, Her Yanı/m Sevda” kitabının postadan geldiği gün, bir başka dostun zamansız göç yollarına çıkış haberi gelince geciktim.
Bugün başından sonuna baktım, inceledim, okudum… İzmir’i bir kez daha seninle birlikte gezdim, yaşadım…
İstanbul’da doğdum, çok sevdim, Boğaz’ı, Beykoz çayırını, köylerini, Babıali yokuşunu, Sahaflar Çarşısını, İstiklal Caddesini, Çiçek Pasajı’nı, okulu ekip gittiğim sinemaları, maçları, Köprü’den Kavak’a kadar uzun vapur yolculuğunda uğradığımız, uğramadığımız onlarca iskeleyi, daha ne çok şeyi çok özledim.
Ben bıraktığımda henüz üç milyondan biraz fazlaydı yaşayanları. İstanbul gibi İstanbul’du…
Sonra İzmir’e geldim 43 yıl önce, az değil bir ömür neredeyse. O yıllarda İzmir’de yaşayanlar da bir milyonun altındaydı. İzmir gibi İzmir’di.
Her zaman söylerim, İzmir’i de çok sevdim, İzmir’de yaşayanların yüzde doksanından fazla tanırım sokaklarını, caddelerini, yapılarını…
Körfez vapurlarını özlerim, çımacıları da, ince belli bardaklarda içilen çayları da…
Veysel çıkmazını ucundan da olsa yaşadım,
Yaz sıcaklarında, eski sokakların kapı önlerinde oturup muhabbet edenleri de yaşadım.
İzmir Fuarı’nın gerçekten Kültür Park olduğu günleri de yaşadım, yılda bir ay o zamanlar çok uzakmış gibi duran efsane sanatçıların seslerini, yüzlerini de yaşadım, yorulduğumuzda makarna eşliğinde içtiğimiz biraları hâlâ hüzünle anımsarım.
Karşıyaka’nın bir sokağında demlendiğim gerçek meyhaneleri de yaşadım.
İzmir’in çoook uzaklarında olan Foça’yı, Urla’yı, Çeşme’yi de yaşadım.
Boyozu ilk tattığım günleri, simitin burada gevrek olduğunu, içine salça sürülen sandviçleri, zeytini ilk kez dalında gördüğüm günleri, domata gel domata diye bağıranların aslında benim bildiğim domatesi sattıklarını, pazarlarda tepeleme yığılı çoğunun adını ilk kez duyduğum yeşillikleri, rakının balık ve rokayla ne güzel yakıştığını, Erol’un yerinde ilk kez tuzda balık yediğimi nasıl unutabilirim.
Ne çok dost edindim burada, ne güzellikler yaşadım.
Ama…
Bu güzel kentte çocukluğumu bulamıyorum, ilkokul, ortaokul, lise arkadaşlarımı bulamıyorum.
Çocukluğumun geçtiği kentte de arkadaşlarım sanki hep bıraktığım yaştalar, bugünlerini çok az bulabiliyorum.
Ne ardımda bıraktığım kent İstanbul’umu, ne de ömrümün uzun yıllarını yaşadığım İzmir’imi senin gibi yazmayı başaramam, buna hakkım da olur mu, emin değilim.
İki kenti çok sevmek güzel de, bir ömrün tamamını bir kentte geçirebilmek… İşte o çok daha güzel.
Bu nedenle… Ne çok kıskandım biliyor musun?
Aklına, fikrine, emeğine, eline, diline sağlık…
İyi seni tanımışım… Teşekkürlerimle…

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun