Bilmek Nasıl Mümkün Olur?

Öncelikle Aristoteles ‘in metafizik kitabından 1. Kitabın ilk paragrafındaki sözü dile getirmek istiyorum. Aristoteles “Bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler.“ diyerek bilmenin sorgulanmasını dile getirir.

 Biz insanlar olarak nasıl bilebiliriz?

 Anlayarak mı bilebiliriz, yoksa bilerek mi anlayabiliriz?

 Her bilgi deneye indirgenebilir mi?
Gibi daha çok soru zinciri yapabiliriz. Ancak, şimdilik bu soru başlıklarını inceleyelim.

1) Biz insanlar olarak nasıl bilebiliriz?
Biz insanlar, hem duyusal hem de akılsal olarak iki farklı yolla bunu yapabiliriz.
Duyusal bilgi, her ne kadar sayısal verileri ölçüsü veya deneyi yoksa bile duyularımızla, nitel gözlemler yaparak veya duyumsayarak bilgi edinebiliriz.

Bunu anlamak için birkaç örnek vermek yeterli olacaktır.
Sıcak bir suyun derecesini bilmeden sıcak, az sıcak, çok sıcak, normal sıcaklık olarak kategorize edebiliyoruz. Her ne olursa olsun suyun sıcak olduğu ancak kesin sayısal bir veri değil de tahmin edebiliriz.
Aynı şeklide renkler de bu durumu göze alalım.

Renklerin belli bir spektrumları vardır. Bir insan gözü, 400 nanometre ile 700 nanometre aralığında görür. Bu renklerden kırmızıyı ele alırsak insan bu renk hakkında bilgi edinirken kırmızı, koyu kırmızı ,açık kırmızı, çok açık veya çok koyu kırmızı olarak algılar. Burada kırmızının olduğu kesin ama frekans farkı onun tonunu değiştirir. Tabi burada, maviden önce gelen mor ve ötesi ışınların görünmemesi onların olmadığı anlamına gelmez. Onun için nitel gözlemler, sadece gördüğünü ancak gördüklerini de kesin bir sayısal değeri vermez.
Duyularımız, bizi bilgilendirirken kesin bilgi değil de tahmini bilgi verir.

2) Akılsal veya deneysel bilgi
Bu bilgi türü duyumsal bilgiden daha kesin bir bilgi olmakla beraber, sayısal veriler ile daha anlaşılır ve somut bir bilgi olarak karşımıza çıkar. Belki de bu bilgiyi inkar edecek insan yoktur, olsa bile artık o insanların bilgi anlayışlarını sorgulamak gerekir.

Tabi bu bilgi türüne kesin bilgi diyerek ‘ampirist bilgi’ ne kadar kesindir? Yada kesinlik yerine, kesinlik için yetersizlik diyebilir miyiz ?

İsterseniz bunlara bakalım, ne demek istediğimi anlamanız için birkaç örnek vermek yeterlidir.

Hepinizin bildiği gibi ilk atomcu filozof olan Democritos ve ondan sonra gelen birçok filozof ve bilim adamı maddenin en küçük yani, küçüklükçe sınır olan parçacığın atom olduğunu belirttiler. Birçok bilim adamı bu kesinliği verirken yetersiz teknoloji yetersiz bilgiye neden olmuş olabilir. Sonuçta, bu maddenin en küçük yapısına atom diyenler ve birçok atom modelini ortaya atanlar deneysel bilgi ile bunu elde etmiştir. Ancak, bilimin ilerlemesi ile atom altı parçacıklar keşfedilince birçok bilim adamının atom teorileri çöktü ve birçok bilim adamının yanıldığını gösterdi.

Bugünki bilimsel gelişmeler ilerledikçe yeni bilgiler ve daha kesin sonuçlara gidilirke, bilimsel bir konuda uzman olan bir bilim adamı sadece gelindiği noktayı bilebilir. Varsayımlar ve olasılık teorileri ile kesin bir bilgi elde edilemez. Ancak, bu bilim adamları uzman olduğu konu hakkında bilmediği bir nokta ile duyumsal bilgi gibi kesin sonucu olmayan tahminler yürütülebilir.

Göründüğü gibi her iki bilgi türünde de mutlak kesinlik yoktur ve bu bilgi türleri daha çok anlaşıldığı zaman daha net ve daha kesin bilgilere ulaşabilirler. Tabi duyumsal bilgi hiçbir zaman kesin veriler ile değil ancak tahmini bilgiler ile bunu anlamaya çalışır.

Duyumsal bilgi akılsal bilgiye bağlıdır. Aynı zamanda akılsal bilgi de duyumsal bilgiye bağlıdır; birinin iptali ise diğerinin kesinliğini ortadan kaldırır.
Buna örnek olarak gözleri olmayan bir varlığın renklerin seçimini yapmak gibi.

Anlayarak mı bilebiliriz, yoksa bilerek mi anlayabiliriz?

Bu soru biraz paradoksal bir soru oldu. Ancak, soruyu anlayarak cevap bulmaya çalışalım.
İlk olarak anlayarak bilelim karşımızda bir nesne olsun, bu nesneyi bilmek için ilk olarak nesneyi anlamak gerekir. Nesneyi çözümledikçe daha çok anlaşılır duruma gelir. Bu konuda nesne anlaşıldığı kadarıyla bilinebilir. Yani, anlayarak bilmenin ön ayağını oluşturur.

Şimdi diğer bir noktaya bakalım, bilerek mi anlayabiliriz? Haklı olarak şu soru sorulması gerekir.

Nesneyi bilmeden nasıl anlayabiliriz?

Ortada bir nesne var ve bu nesneyi bilmek için anlamak gerekir. Çünkü bilgi anlamaktan sonra gelen bir şeydir. Bir bilim adamı bir konu ya da bir nesne hakkında ben bu nesneyi biliyorum ama anlamaya çalışıyorum dediğinde biz de şöyle bir soru sorarız.

Bildiğiniz nesneyi anlamadan nasıl biliyorsunuz? Yada biliyorsanız neden anlamaya çalışıyorsunuz? Bu çelişkili bir açıklama olur.

Anlamak bilmekten önce, bilmek anlamaktan sonra gelir. Yani anlamak bilmenin ilk basamağı, bilmekte anlamanın sonucudur. Eğer bu açıdan bakarsak bu paradokstan çıkabiliriz.

Her bilgi deneye indirgenebilir mi?

Bu mümkün olabilir mi? Bunu anlamaya çalışalım. Biz suyun sıcaklığını hem duyularımız ile hem de deneyle ulaşabiliriz. Suyun sıcaklığına deneysel olarak santigrat, kelvin veya fahrenheit olarak bir değer verebiliriz. Duyumsal olarak ancak tahmin edebiliriz.
İnsanı deneye indirgeyelim.
İnsan fiziksel olarak boy, kilo, hacim gibi şeyleri sayısal bir veriyle bir sonuç alırız. Bir insan iyidir dediğiniz de ne kadar iyidir veya kötüdür? Bunun sayısal bir kesinliği olmaz. Ancak iyidir, normaldir veya kötüdür deriz. Ancak miktar olarak bunu şimdilik yapamıyoruz.

Kısacası; deneye indirgenebilen yanları olduğunda deneye indirgenemeyen yanları da bulunur.

Her açıdan deneysel olmayan bir şeyin olmayacağı anlamına gelmez. Şimdilik yetersizlik diyelim, ilerde insanın ne kadar iyi ve ne kadar kötü diye sayısal verilerin oluşacağı bir teknolojinin olmayacağının bir garantisi yoktur.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun