Ben Unutmak İstiyorum!

“Unutmak kelimesi undan çıkmış. Bildiğimiz un yani, hamur işi, öyleymiş. Unutmak için un ufak etmek gerekiyormuş. Birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. Öyle yavaş yavaş gidermiş, yavaş yavaş unuturmuşsun. Gözleri, kaşı, burnu ile kulağı, sesini yavaş yavaş…Unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. Hatırlamazmışsın yani. Sonra unuttuğunu unuturmuş insan. Ben unutmak istiyorum. Her gün ne zaman unutacağım diye soruyorum kendime, her sorduğum zaman da her şeyi yeniden hatırlıyorum ben. Hem de çok daha net!”

Mutlu olma yolunda ipi göğüslemeye ne zaman yaklaşsa, kahpe felek eliyle “bitiş çizgisi”nin daima ileriye taşındığı bir hayatı yaşamaya mecbur bırakılan huzur fukarası Behzat Ç. amirim gibi ben de unutmak ve mümkünse eğer unuttuğumu da sonsuza dek unutmak istiyorum..

Yırtıcı bir hayvanın avının üzerine çöreklenmesi gibi çöreklendikleri iktidarlarını korumak uğruna her türlü zalimliğe, rezilliğe kolayca imza atarak fütursuzca çamurlaşabilen cari iktidara, sırf o lanet alınları secdeye varıyor, ağızlarından din, iman ve Allah’ı düşürmüyorlar diye her türlü lojistik desteği sağlayarak, ihtilallerin kana susayan tanrıları gibi onları kanla emzirip arsızca palazlandıran soysuzlarla aynı ülkede yaşayıp gönül olmasa bile kader birliği ettiğimizi, buna mecbur olduğumuzu unutmak istiyorum misal. 

Sırf bu ülke yurttaşları daha özgür, daha demokratik ve daha zengin bir ülkede barış ve huzur içerisinde yaşayabilsinler diye; KHK ile haksız, hukuksuz bir biçimde görevlerinden atılan nice onurlu akademisyenlerin, yazarların, gazetecilerin, öğrencilerin ve elbette rehin tutulan diğer tüm muhalif siyasetçilerin adeta “özgürlüklerinden bozdurarak” ödedikleri sonsuz diyetin, bu uğurda gösterdikleri “destansı” direncin insanı çileden çıkartan, memleketinden soğutan bir umarsızlıkla hala görmezden gelinmesini, bu ağır hukuksuzluk karşısında kimsenin kılını bile kıpırdatmamasını, sanki hiçbir şey olmamış, yaşanmamış, bu kadar insan bu kadar büyük haksızlıklarla sınanmamış gibi davranılmasını unutmak istiyorum.

Her türlü “reddedilişi” ziyadesiyle şımartılmış o lanet benliklerine karşı açık bir meydan okuyuş olarak algılayan bazı hastalıklı hemcinslerimin, bu affedilmez (!) suça imza atmaya cesaret edebilen kadınlara yönelik olarak mevcut iktidardan ya da iktidarda olan mevcut feodal zihniyetten de fazlasıyla güç devşirerek ortaya koydukları tahammül edilemez, açıklanamaz vahşeti; artık “yerli ve dini” günlerimizin birer rutini haline dönüşen bu vahşet karşısında “İstanbul Sözleşmesi” gibi bir takım yasal bariyerleri kendilerine son direnme üssü olarak belirleyen kadınları “fahişe” olarak nitelendiren, nitelendirebilen  tetiğini sahiplerinin çektiği silahlara kurşun olmayı meslekleri, her şeyden önemlisi de karaktersizlikleri haline getirmiş bazı malum ve meşhur k,çük insanların büyük gölge oluşturduğu, üstelik öyle parça parça da değil tekmil-i birden sonsuza kadar unutmak istiyorum. Ve mümkünse eğer unuttuğumu da unutmak istiyorum.

Unutmak kelimesi undan çıkmış. Bildiğimiz un yani, unutmak için un ufak etmek gerekiyormuş. Birini bütün olarak unutamazmışsın zaten, öyle pat diye unutamazmışsın. Unuttuğun zaman da o kişi olmazmış. Hatırlamazmışsın yani. Sonra unuttuğunu unuturmuş insan. 

Ben unutmak istiyorum. Her türden ahlaksızlığa lehimlenmiş betonarme sakilliğin ve utanmazlığın bir zırh gibi kuşanılıp menfaat savaşlarına çıkıldığı bu tükenmiş, bu bitmiş ülkenin bana ayrılan kısıtlı çeperlerinde yaşamak zorunda kaldığımı unutmak istiyorum. Sonunda korkunç bir çığlıkla uyanacağımı çok iyi bildiğim hararetli bir kabusun parçası olmak istemiyorum artık. Ben unutmak istiyorum ve mümkünse eğer unuttuğumu da sonsuza dek unutmak istiyorum. Gitmek istiyorum. Uzaklaşmak değil, kaçmak istiyorum.

 

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun