Bayram, Şarkılar, Mutluluk

“Şu dünyadaki en mutlu kişi mutluluk verendir.
Şu dünyadaki en güçlü kişi güçlükten gelendir.
Şu dünyadaki en bilgin kişi kendini bilendir.
Bütün dünya buna bir inansa, bir inansa
Hayat Bayram Olsa,
İnsanlar el ele tutuşsa, birlik olsa uzansak sonsuza.”

İşte Şenay’ın şarkısındaki gibi olsa her şey, bayram günlerini  “Bayram” gibi yaşasak değil mi dostlar. Her günümüze eşlik eden şarkılar bazen neşelendirir mutluluk verir, bazen de hüzünlendirir. Hayat denen bu iki kapılı handa; bize, ruhumuza değen şarkılarla ilk günden bu güne bir serüvendir içinden geçtiğimiz. Bakın hangisi neleri anımsatıyor, hangi dönemlerde…

“Dünya dönüyor, sen ne dersen de
Yıllar geçiyor farketmesen de
Sen ne dersen de değmez bu dünya,
Yıllar geçermiş geçsin, ruhumuz genç ya.”

Canım Nilüfer’in sesinden ilk dinlediğimizde o da çok gençti, bizde gençliğe ilk adımlardaydık, daha ortaokula gidiyordum. Çok beğenmiştik ama yılların bu kadar çabuk geçeceğinin henüz farkında değildik.  Şimdi “ruhumuz genç ya” diye avunmak elde kalan.

“Geceler katran karası geceler
Vurulur zincirlere çareler gecelerde
Bir damla, bir damla daha
Düşer, zindanlara gözyaşlarım.
Geceler yarı yar, dört duvar efkar.”

Bir sevda şarkısı “Geceler yarı yar, başımda sevdan.“ diyen. Sevdalanınca gecenin karanlığını gönlüyle bir tutanlar, karşılıksız aşklarda… Bunun yanı sıra ülkem tarihinde gerçek zindanlarda o karanlığı ve çaresizliği yaşamış ve yaşayanlar çok var. Biz bayram günlerinde iyilik, güzellikleri anmayı yeğleyelim; ülkecek itiraz hakkımızı saklı tutarak…

Erol Evgin’in seslendirdiği parçalarda, Çiğdem Talu ve Melih Kibar ne güzel tınılar kattılar müzik dünyamıza. Bu üçlünün yarattığı sinerji bir zaman kitleleri ardından sürüklemişti.

“Hani ıssız bir yoldan geçerken,
Hani bir korku duyarda insan,
Hani bir şarkı söyler içinden
İşte öyle bir şey.
Hani eski bir resme bakarken,
Hani yılları sayar da insan
Hani gözleri dolar ya birden
İşte öyle bir şey.”

Söze dökülemeyen ancak yaşanan, hissedilenleri dillendiren, hala dinlerken farklı farklı yerlere, zamanlara götüren bir eser. Erol Evgin beyefendiliği, eşsiz yorumu ve tüm şarkıları ile sahneleri  renklendiriyor.

İlhan İrem var (bir dönem hasbelkader aynı çevrede bulunduğumuz) yolunun başında.

“Hatırlar mısın bilmem, yıllar geçti üstünden
Yağmurlu bir akşamdı, söyledim sevgimi ben.
Yarınlar, yarınlar bizim demiştin.”  

Diyor ve hızlı bir çıkış yakalıyor. Yarınlardan büyük beklentilerimizin olduğu zamanlar. O yarınlar da neler neler  başaracaktık. Sonra o yarınlar bugün oldu, hatta dün oldu da yaşanan hayal kırıklıkları, başarılanların yanında tuz-biber oldu. Türkiye gerçeklerinin farkında bir İlhan İrem de kendi çizgisinde bir “idol” oldu.

Yazları Mudanya-Burgaz’a giderdik benim çocukluktan gençliğe ilk adım attığım yıllarda. Çok güzel arkadaşlıklar kurduk orada yazdan yaza tazelediğimiz. Gündüz deniz faslı, çay bahçesindeki  “O ağacın altında” türlü sohbetler, oyunlar ve hemen her akşam yazlık sinema derken yaz nasıl gelir geçer anlamazdık.Ve Zerrrin Özer’in;

 

 

“Ne güzel geçmişti bütün bir yaz
Başımda kavak yelleri esen o yaş.
Bense hanımeli kadar beyaz
Çalmıştınız kalbimi bilmeden biraz.”

Şarkısı sevdaya dair ilk duygulara eşlik etmiştir mutlaka ”Veda edip ayrıldık biterken o yaz…” hüznünü de yanında taşırken. Ama yaz tatiliyle ayrılık yaşayanlara da Alpay abimiz;

“Sen. sen, sen, sen bir ömre bedel
Yok yok yok,  gitme, gitme gel
Eylülde gel, eylülde gel.”

Diyerek seslenmiştir. Attila İlhan “Ayrılık da sevdaya dair…” demişti şiirinde. Zuhal Olcay ‘da nasıl can verir usul usul yaşanmışlıkla dizelere. Ayrılıklar, kavuşmalar olmasa bunca şiir, bunca şarkı nasıl yazılırdı değil mi efendim?

Semiha Yankı ile ilk Eurovision maceramızı yaşamıştık,
“Seninle bir dakika mutlandırıyor beni
Bir dakika siliyor canım, yılların özlemini.” diye başlayan dizeleri ve unutulmaz müziğiyle .
Yine aynı yarışmayla “Esmeray” girmişti içli yorumuyla hayatımıza.
“Boğazında düğümlenen hıçkırık olayım,
Unutma beni, unutama beni.
Gözünden damlayamayan gözyaşın olayım
Unutma beni, unutama beni.”
Kendisi de büyük bir aşkın kahramanı olan sanatçımızı çok genç yaşta kaybettik. Ama seslendirdiği şarkılar bize eşlik etti hep.

“Gel teskere , gel teskere bitsin bu hasret
Evde anan, baban, yârin yüzüne hasret.
Mektup geldi selamın var yaşlı babana
Bacı, kardeş, muhtar, emmi, garip anana
Koca öküz, sarı dana nasibin almış
Mektubunda söz etmedik bir yârin kalmış.”

Evde bekleyen gözü yaşlı eşe bir selamın bile esirgendiği, çünkü sevgiyi dillendirmenin ayıp sayıldığı zamanlar.
Nükhet Duru bir dönem tüm magazin dergilerinin kapaklarını süslerken buğulu sesiyle de bir çok eseri yorumlamıştı.

“Seneler sürer her günüm
Yalnız gitmekten yorgunum.
Zannetme sana dargınım
Ben gene sana vurgunum”
Sabahattin  Ali

Vurgun yemiş gibi insanı kendinden geçiren aşkların yaşandığı ve ayrılınca gidene

“Gün olur da belki bir gün benden bıkarsan
Gün olur da hani bu evden çıkıp gidersen
Sanma ki senden, senin için verdiklerimden
Geriye  bir şey isterim sen ayrılırken.
Beni benimle bırak giderken.”

…denen naif zamanlar. O zamanlar azla yetinilirken, ayrılık  acısından “mal paylaşımının” düşünülemediği yıllar.

Bazı sanatçılar ilerleyen yaşlarda duruşları ile bizi şaşırttılar. Halbuki ne çok sevmiştik şarkılarını kişisel dönüm noktalarımızda içselleştirmiştik. Mutluluklarımızda hep onlarla neşelenmiş ,oynamış, kederimizde yastığımıza gözyaşlarımızı o  şarkılarla bırakmıştık. Sosyal yaralara da dokunduğu olmuştu.

 

“Varmadan sekizine, ergin oldu Ünzile
Hem çocuk, hem de kadın
Onikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile
Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor.
Dayaktan uslanalı,
Hiçbir şey sormuyor.”

Canım Aysel Gürel gerçek bir olaydan yazmıştı bu satırları ve “Sezen Aksu”da  nasıl güzel okuyup beynimize nakşetmişti Ünzile’nin kara bahtını. Bugün bile çocuk bedenlerinden el çekmeyip “ondört, onbeş yaşındaki kız çocukları evlenebilir!” diyenler karşısında çıldırmamak işten değil.

Barış Manço’yu rahmetle anmamak mümkün mü? Ne çok eser bırakmıştır geriye kendinden ve yeni sanatçılar da seslendirdiğinde dinlemekten bıkmadığımız. Anadolu Rock’ın kurucularından ve on parmağında on marifet olan sanatçımızdan dinlediklerimizin bir kaçı.
”Dağlar Dağlar, Kol Düğmeleri, Can Bedenden Çıkmayınca, Gülpembe, Dönence, Kara Sevda, Unutamadım… “
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa ‘dan alıntı yapmak istiyorum; buradaki yaşamın felsefesini açıklamıştır bu şarkısında, hepimizin anlayacağı şekilde.

“Yaz dostum güzel sevmeyene adam denir mi?
Yaz dostum selam almayana yiğit denir mi?
Yaz dostum altı üstü beş metrelik bez için
Yaz dostum boşa geçmiş ömre yaşam denir mi?”

Boşa geçmesin ömrümüz, dokunmaya çalışalım yakınlarımıza, yardımlaşalım, aydınlığa dönük olsun yüzümüz, susmayalım, sinmeyelim, yapılan adaletsizliğe engel olamasak da haklının yanında durmaktan hiç vazgeçmeyelim.

Cem Karaca yine nevi  şahsına münhasır bir sanatçımız ki, onun da ışıklar yoldaşı olsun. Öyle bir ses yeri doldurulamaz ve taklitleri bugün bile prim yapmaya çalışır. “Ne olur ıslak, ıslak bakma öyle…” derken gözleri dolduran, Nazım Hikmet’ten söylerken duyguları şahlandıran. Kim Cem Karaca gibi

 

“Bana İstanbul’u anlat nasıldı,
Bana boğazı anlat nasıldı?
Kokun İstanbul gibidir,
Gözlerin İstanbul gecesi.”

Bu şarkısını kim, Ustanın Büyük İstanbul Hasretini notalara en yüksek perdeden basa basa böyle seslendirebilir. ”Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkında, Ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında.” şarkısıyla kendisini yakalamak isteyenlerle dalga geçen ve sevdiğiyle buluşmak için herşeyi göze alan Nazım’ın muzip, alaycı çocuk neşesini de hafızamıza yerleştirmiştir.

Tanju Okan çok erken kaybettiğimiz değerlilerimizden birisi. ”Kadınım” derken o davudi ses hangi kalbe dokunmamıştır ki. ”Öyle sarhoş olsam ki” de çok içince bazı şeyleri unutacağını sananlar nasıl yanılmakta, her şey nasıl canlanır tekrar, bu anlatılır.

 

 

 

 

Edip Akbayram’ı  en çok “Aldırma Gönül, Aldırma” şarkısı ile hatırlarız.

“Başın öne eğilmesin aldırma gönül, aldırma,
Ağladığın duyulmasın aldırma gönül, aldırma
Dertlerin kalkınca şaha, bir sitem gönder Allah’a
Görecek günler var daha aldırma gönül, aldırma.”

Yine bir “Sabahattin Ali” şiiri, hem de Sinop Cezaevindeyken   yazılmış ve  en kötü durumda bile umuda tutunmayı hatırlatan. Edip Akbayram tutarlı, muhalif, ezilenlerin yanında saf tutan duruşuyla  gönlümüzde.

 

“Ya seninle,  ya sensiz…“ diyor Işıl Yücesoy , Selami Şahin’in  sözleriyle usta yorumcu.  Gençlerin de ilgisini her zaman çeken çok yönlü sanatçımız hep ışımaya devam ediyor. Selami Şahin şarkıları koca bir yazıyı hakkediyor da bu güzelim eserleri meydana getiren sanatçımızın, daha önce kadına şiddetle yan yana gelmiş olması beni düşündürüyor.”Gitme Sana Muhtacım, Alıştım Sana Birtanem, Yalan Yalan” bunlardan sadece bir kaçı. Aşkın acı halini güzel söz ve bestelerle ortaya koyan sanatçımızın aslında koca bir yüreği var diyebiliriz. Mi?

Ayla Dikmen var, “Issız Adam” filmi ile tekrar popüler olan “Anlamazdın” şarkısı.
“Sevilirken bilmedin mi, ben söylerken gülmedin mi?
Falımızda hasret var, ayrılık var demedim mi?” sözlerini içeren. Zamansız gidişiyle gerçekten arkada acılı bir eş bırakan billur sesli kadın. Yine aynı filmde Nil Burak “Yalnızım Ben Çok Yalnızım“ diye sesleniyordu. Karantina günlerimizde, sevdiklerimizden uzakta, bu durumun geçici olduğunu düşünerek avunuyoruz.

“Bugün bayram erken kalkın çocuklar
Giyelim en güze giysileri
Elimizde taze  kır çiçekleri
Üzmeyelim bugün annemizi.”

Her bayram sabahı geç saatlere kadar uyumak isteyen çocuklarımı bu şarkıyla uyandırırdım ve yanımızda oldukları zamanlarda da sürdürürüm bu ritüeli. Bayram sabahı ailecek yapılan bir kahvaltının üzerinde bir keyif tanımam. Bayramlarda ziyaret edilen büyüklerin sayısı azalınca bizler, artık ziyaretçi bekler zamanlara geçtik. Eee bu bayram bu imkan da olmayınca telefon trafiği ile yetineceğiz “Gönüller bir olsun“ diyerek. Yine şarkıları, türküleri yoldaş edelim bayram sevincimize. Zülfü Livaneli’nin kocaman Şarkı Külliyatından “Ey Özgürlük” dilimizde, şeker tadında bayram günleri yaşayalım, bayramlaşalım.

Bir Cevap Yazın Ya Da Yorumda Bulunun